DÜNYA Yazarlar Abdülhamit Bilici

O’nu ne çok üzüyoruz!

Medine – Her yıl milyonlarca Müslüman, hac ve umre için Mekke ve Medine’ye akın ediyor. Kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı, zengin, fakir her gruptan insan var ziyaretçiler arasında.

Sadece ülkemizden her yıl kutsal topraklara gidenlerin sayısı 1 milyona dayanmış durumda. 1,5 milyon ise hac sırası bekliyor. Sadece Türkiye değil, Mekke ve Medine İranlı kafilelerle dolu. Endonezya, Mısır, Nijerya, Malezya, Sudan ve daha pek çok ülkeden müminler farklı renk, dil ve kültürleriyle gökkuşağı gibi bir senfoni oluşturuyor.

    Birbirlerinin dillerini anlamasalar da aynı safta omuz omuza namaz kılıyor; üç dinin atası Hz. İbrahim (as) tarafından inşa edilen yeryüzünün ilk evrensel mabedi Kâbe etrafında aynı duaları okuyarak tavaf ediyor; Medine’de ise iki cihan güneşi Hz. Muhammed (sas) için aynı hasretle gözyaşı döküyor.

    Kuşkusuz müminler, düne göre kolaylaşmış olsa da bu kutsal yolculuk için yaptıkları fedakârlığın karşılığını fazlasıyla alıyor. Bir yandan bir ibadeti eda etmenin sevabını kazanıp günahlardan arınma müjdesini kovalarken, diğer yandan bir tür manevî terapiden geçiyorlar.

     Kâbe de Mescid-i Nebevi de o güne kadar işlediğimiz günahlara, gönlümüzün derinliğine, statümüze bakmadan bir ana şefkatiyle bize bağrını açıp lahuti ikliminde en mutena bir ev sahipliği yapıyor. Ama 1,5 milyarlık İslam dünyası olarak ferdî, sosyal, siyasal ve iktisadî hayatımızda Peygamberimiz’in ortaya koyduğu çizgiye ters hareketlerimizle onu çok üzüyoruz.

    Önce O’nun Müslümanlar arası ilişkiler için ortaya koyduğu şu ölçüye bakın: “Bir Müslüman’ın din kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz. Kim kardeşine üç günden fazla küsüp vefat ederse cehenneme girmeyi hak etmiş olur.” Sonra, Suriye’den Irak’a, Sudan’dan Pakistan’a, Türkiye’den Afganistan’a birbirini acımasızca boğazlayan Müslümanların haline bakın.

    Bilim alanında, “Beşikten mezara kadar ilim öğrenin” ve “Alimlerin mürekkebi şehitlerin kanından daha üstündür” gibi büyük teşviklerine bakın, bir de her alanda sadece iyi teknoloji tüketicisi olan Müslümanların haline ve eğitim kurumlarının pas tutmuş, ruhsuz hallerine bakın. İlk emri ‘Oku’ olan bir dinin ufkuna bakın, bir de okuma yazma sorununu dahi çözememiş İslam dünyasının haline, televizyon başında zaman harcamakta dünya rekoru kırıp kitap okumada yerlerde sürünen halimize bakın.

    Ortaklaşa düzenleyecekleri bir suikastla ortadan kaldırmayı kararlaştırmalarına rağmen müşriklerin kendisindeki emanetlerinin teslim edilmesini dert edinen Hz. Peygamber (sas)’in hassasiyetini düşünün. Sonra da idare ettiği Müslümanların mallarını hortumlayan her seviyedeki yöneticilerimize bakın.

    Gece ibadet için eşinin iznini isteyen, kendi söküğünü kendisi diken Peygamber’in kadına karşı nezaketini düşünün; bir de kadına şiddeti erkeklik sanan halimize bakın.

    O’nun hayatın her alanında ölçü olarak ortaya koyduğu “Aldatan bizden değildir.” ilkesine bakın ve ticarî, siyasî, sosyal hayatımızda egemen olan hile ve sahtekârlığın boyutunu düşünün. “Temizlik, imanın yarısıdır.” ölçüsüne bakın, bir de Müslümanlar olarak bedenlerimizin, şehirlerimizin, nehirlerimizin, denizlerimizin ne kadar temiz olduğunu düşünün. Vahiyle desteklenen bir Peygamber olmasına rağmen onun Uhud Savaşı gibi en kritik konular dahil her zaman istişareye, başkalarının görüşlerine başvurmaya verdiği değere bakın; İslam dünyasındaki idarecilerin yetkileri ölçüsünde birer istibdat kurma hastalığına bakın. “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir.” ölçüsüne bakın, Müslüman toplum olarak dedikodu, gıybet ve adam çekiştirmeden ne kadar büyük haz aldığımıza bakın.

    “Bir nehir bile olsa abdest alırken suyu israf etmeyin.” ve “Kıyamet kopuyor olsa bile elinizdeki ağacı dikin.” diyen Hz. Muhammed’in çevreciliğine bakın, bir de bizim her yeşil alanı inşaat yeri gören anlayışımıza bakın. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” ölçüsüne bakın, komşuluk düzeyimize bakın. O’nun, “Alnının teri kurumadan işçinizin ücretini verin, giydiğinizden giydirin, yediğinizden yedirin.” ölçüsüne bakın, bir de bugün bizim çalışanlarımıza muamelemize bakalım.

    23 yılda dünya çapında maddî-manevî devrim yapan Hz. Muhammed (sas)’i, şablon ve önyargılarımızın ötesinde yeniden ele almaya hem bizim hem dünyanın ihtiyacı büyük. Hac ve umre konusunda gerçekten çok iyiyiz. Bir de O’nu bu kadar üzmesek; ailemiz, mahallemiz, çarşımız, okulumuz, şehrimiz ve ülkelerimiz çok daha iyi olacak.. 

22 Haziran 2013, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.