Abdülhamit Bilici

a.bilici@zaman.com.tr

DÜNYA Yazarlar Abdülhamit Bilici

Protokolü eriten Ali Amca!

Kendi değerlerimizle gerçekten biz olduğumuz o eski iyi günlere dair ne güzel örnekler anlatır tarih. İhtiyaç sahiplerini düşünmede bir zamanlar ne derece duyarlı olduğumuzu gösteren sadaka taşları gibi.

Hali vakti yerinde olanlar, kazandıklarının bir kısmını cami avlularındaki bu içi oyuk taşa koyar; fakir de ihtiyacını görecek kadarını alırdı. Her şey olduğu gibi yardımlaşma da öyle estetize edilmiştir ki, ne zengin kime para verdiğini bilir, ne fakir hangi zenginin parasını aldığını. Belki de veren, Allah’ın verdiğinin bir kısmını yine onun rızası için fakire verdiğinin farkındaydı. Caka satmazdı. Fakir de her şeyin sahibinin Allah olduğunu, zenginin sadece aracı olduğunu bilir, ezilmez, sadece dua ederdi.

Sadece sadaka taşları değil. Kışın aç kurtları doyurmak için kurulan vakıflar; binaların saçakları altına ve duvarlara kuşların sığınması için yapılan yuvalar; şehir merkezlerinde veya tenha yollarda yaz kış suları akan sebiller, sıcak havalarda hayvanların susuzluğunu gidermesi için mezar taşlarına yerleştirilen minik su havuzları, birer ütopya değil, insana, çevreye bakışımızı gösteren erdemlerdi.

Tarihte bunları okumak, büyüklerden dinlemek güzeldi. Ama tek sorun vardı, bunlar hep eskide kalmış örneklerdi. Sadaka taşları artık yoktu camilerimizde. Zihinlerimiz, bu zarafete yabancılaşmıştı çoktan. Dünkü bizle bugünkü biz arasındaki farkı ‘aqua’ mahlaslı İTÜ Sözlük yazarı şöyle özetlemişti: “Şimdi 29 kilitli çelik kapılar ve parmaklıklar arkasına kendimizi kilitleyip, bankaların özel güvenlikli kasalarında tutuyoruz çok sevgili paracıklarımızı.”

Geçen hafta Güney Afrika’nın başkenti Johannesburg’da, Cumhurbaşkanı Zuma ve Ekonomi Bakanımız Zafer Çağlayan’ın açılışını yaptığı görkemli Nizamiye Külliyesi’ni ve içinde devasa bir cami, okul, klinik, Osmanlı çarşısı, konferans salonu barındıran bu projeyi hayata geçiren Ali Kervancı’yı gören herkesin bu konuda fikrini değiştireceğine kuşku yok.

Osmanlı başkentlerine Süleymaniye, Selimiye, Sultanahmet gibi abide eserleri ancak koca imparatorluğa hükmeden padişahların yaptırabildiği hatırlanırsa, binlerce km uzakta, hiçbir teknik, estetik masraftan kaçınmadan Selimiye’nin yüzde 20 küçüğünü gönlü zengin bir işadamımızın kendi imkânlarıyla inşa ettiğini öğrenmek insanın gönlünü umutla coşturuyor.

Aslında Ali Amca’nın ilk hayali, Amerika’da Osmanlı’yı temsil eden böyle bir eser yapmak. Ama 3 yıl uğraştıktan sonra orada bu mümkün olmayınca, dostu Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tavsiyesiyle Güney Afrika’ya yönelmiş. Revakları, kubbesi, minare ve süslemeleriyle külliye adeta bir Selimiye. İnşaat malzemelerinin çoğu ve ustalar Türkiye’den getirilmiş. Kubbelere Osmanlı havası vermesi için Türkiye’den götürülen kurşun miktarı 58 ton. 3 yıl süren inşaat boyunca Ali Amca, karavanında kalıp her ayrıntıyla bizzat ilgilenmiş, avluda beslediği 300 güverciniyle birlikte.  

İşportacılıkla başladığı iş hayatını 100 dönümlük bir arazide herkesin gözünü kamaştıran bu eseri yapacak noktaya getiren Ali Amca, samimiyeti, adanmışlığı, cömertliği ile kiminle temas kurmuşsa onu anında eritivermiş. Devlet başkanlarının bile randevu almakta zorlandığı Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela, ona 24 saatte randevu vermiş. Yanına gitmeye hazırlanırken görevliler, “Şöyle yapacaksın, böyle duracaksın” gibi protokole dair birçok şey söylese de 70 yaşında ak saçlı, ak sakallı bir genç olan Aksekili Ali Amca, Mandela’nın odasına girince “No protokol” diyerek ona güzelce sarılmış. Görüşme boyunca Ali Amca’nın elini bırakmayan Mandela, külliyenin maketini inceleyip tebrik ettikten sonra, “Halkın sağlık sorunları var. Keşke bir köşesine klinik açsanız.” diye öneride bulunmuş. Hemen proje güncellenerek bin metrekarelik alanda, 10 dalda hasta kabul edecek klinik eklenmiş.

Külliyenin bulunduğu eyaletin başbakanı, karizmatik bayan siyasetçi Mokanyan ile Ali Amca’nın samimiyeti o kadar ileri ki, onu manevi kızı yapmış. O da açılıştan sonraki ilk bakanlar kurulu toplantısını, adını Nizamülmülk’ün Bağdat’ta kurduğu Nizamiye Medresesi’nden alan külliyede yapma sözü vermiş.

Ali Amca’nın 2 binden fazla gül diktiği bahçede, klasik külliyelerin bir parçası olarak ihmal edilmeyen mezarlıkta şimdilik iki misafir var. Biri, 1. Dünya Savaşı’nda cenazesi Türkiye’ye getirilemeyince Hıristiyan mezarına defnedilen, Ali Amca’nın oradan bulup özel izinle taşıdığı Osmanlı’nın G.Afrika’daki ilk diplomatı Mehmet Remzi Efendi. Diğeri ise Türk okulları hizmet kervanına katılarak geldiği Güney Afrika’da vefat eden Ömer Erol.

Anlattıklarıma şüphe duyan, daha fazlasını, daha güzel anlatan Nizamiye Külliyesi belgeselini mutlaka bulup izlesin.


9 Ekim 2012, Salı
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.