SPOR Yazarlar Ahmet Çakır

Kimsenin üstüne alınmadığı dersler

Evet, bu sezonki ligimiz derslerle dolu. Tabii bunları kimsenin üzerine alınmayacağını bilmek için de uzman filan olmaya gerek yok.

Beşiktaş’ın belki de bu sezonki müthiş bir başarısını engelleyen ‘son dakika sendromu’nu tersine çevirmesi aslında o kadar önemli bir durum değil. Futbolda hiçbir takım sürekli talihsiz olmaz, kimi zaman şans onlara da güler. Bundan çok daha önemli olan, başka çok önemli noktalarda doğru yola dönülmesidir.

    Cim Bom’un Eskişehir’deki perişanlığı herkesi şaşkına çevirdi. Sarı Kırmızılı takım önceki yıllarda kimi zaman yerlerde süründüğü dönemde bile Kırmızı Siyahlı rakibi karşısında iyi sonuçlar almıştı. Demek ki çok transfer takımın kurumsal hafızasını da yokediyor. Bugün belki de tarihin en pahalı kadrosu 90 dakika boyunca sahada rakibini seyretti. Hazin bir çelişki ama aynı zamanda derslerle dolu bir maçtı.

    Yine de haftadan çok zararlı çıkmadı Cim Bom. Muslera ve direklerin kazandırdığı 1 puan, Fenerbahçe’nin yenilmesiyle altın değilse de gümüş oldu. Ayrıca, kalan 10 maçlık dönemdeki bazı avantajlar ‘her şeye karşın Cim Bom’ dedirtiyor. Zirve mücadelesinin daha çok ikincilik için yapılacağı konusunda görüş ortaklığı var... Asıl ateş aşağıda. 9. sıradaki Gençlerbirliği’nden itibaren bütün takımların son haftaya kadar rahat bir soluk alamayacakları ortada.

    Elbette ki gazetecilik günlük bir iş ve haliyle Beşiktaş’ın bu sezonki ilk derbi galibiyetinin üzerinde fazlasıyla durulacak. Üstelik, ‘İnönü’deki son derbi’ gibisinden tarihi bir duygusallık etiketi de asılmıştı maçın üzerine. Karşılaşma boyunca yaşananlar ve özellikle de son saniyelerde gelen gol, uzun uzun konuşulmaya değer nitelikte.

    Fakat sonuçta bunların tümü günlük işler. İleriye doğru sağlam adımlar atabilmek için olaya biraz daha derinlemesine bakmak gerekiyor. Sözgelimi, Beşiktaş’ın önceki sezonlarda transfere harcadığı akıl almaz paraların ne kadar yersiz ve gereksiz olduğunu acaba hepimiz öğrenebildik mi? Yoksa kulübün durumu biraz düzelir gibi olduğunda yöneticisi, teknik heyeti, taraftarı ve medyasıyla “İlle de yıldız!” diye tepinmeye başlayacak mıyız? Elbette ki ikinci olasılık çok daha güçlü.

    Galatasaray ve Fenerbahçe’nin bunca transfere karşın hedeflediklerinin pek azını elde edebildikleri halde imkan olsa yine transferi çare olarak görerek o alanda at oynatacaklarını tahmin etmek de hiç zor değil. Çünkü bu memlekette başta kendiniz olmak üzere herkesi aldatmanın en kestirme yolunun bu olduğu biliniyor.

    Belli bir noktadan sonra takımların dengesini bozan asıl etkenin transfer olduğunu kimse kabul etmek istemiyor. Sadece Aykut Kocaman bunun farkındaydı ve ‘transfer yapılmasa daha iyi olur’ anlamında sözler etti... Hakkını yemeyelim, Terim’in de Sneijder ve Drogba’yı istediğini kimse söyleyemez. Ancak onları aşan güçler takımı rahat bırakmıyor.

    Futbolumuzda belli dönemlerde mutlaka tekrarlayan birtakım başka hastalıklar da var. Ligin boyunun epeyce kısaldığı bugünlerde ‘olağan suçlular’ olarak hakemler gündeme geliyor, MHK’ya yüklenmeler artıyor. Bunlarda doğruluk ve haklılık payı olabilir. Peki, ya sizin yaptığınız hatalar! Asıl onların yeterince gündeme gelmeyişi ve hesabının sorulmayışı, bunların sürüp gitmesine yol açmıyor mu?

    Her yenilgi sonrasında 40 yıllık birtakım demeçlerin sandıktan çıkarılıp üzerindeki naftalinler bile temizlenmeye gerek görülmeksizin piyasaya sürülmesi yöneticilik mi? Ardından medyanın bir bölümünün de sanki bunlar çok önemli şeylermiş gibi uzun uzun vermesi ve üzerinde tartışma açmaya çalışmasına ne denir! Geçiniz efendim. Hocanız gerçeği söyledi: “Biz daha büyük hata yaptık.” Ben de ekliyorum: Bu hataları sürekli tekrarlıyor, sonra da başarı bekliyorsunuz.

    Asıl dramatik transfer ve yöneticilik felaketi Trabzonspor’da yaşanıyor. Sezon başındaki her kaybın ardından iki yabancı almayı iş sananlar şimdi tarihin en sıkıntılı dönemlerinden birinin eşiğine gelinmiş olması karşısında ne yapacak? Harcanan bunca paraya karşın takımın Kasımpaşa karşısındaki çaresizliği Tolunay hocayı çıldırtacak düzeydeydi. Bu kadar çok vasat adamın içinden iyi bir takım çıkarabilmek de imkansız hale gelebiliyor. Aradaki birkaç iyi adam da her geçen gün biraz daha geri gidiyor.

    Transfer hastalığı sadece yukarıdakileri değil ateşin içindekileri de perişan ediyor. Mersin İdmanyurdu’nun devrearasında takımı neredeyse tümüyle değiştirme girişimi ne kadar gerçekçi olabilirdi? Arızanın başka yerlerde olduğunu gözden uzak tutabilmek için böyle bir maceraya gerek var mıydı? Şimdi birilerini suçlayarak kaybedilenleri geri getirebilmek mümkün mü?

    Evet, bizim savunduğumuzun tersi durum da yok değil. Sanica Boru Elazığspor da çok transfer yapanlar arasındaydı. Fakat onları ayağa kaldıran temel etkenin bu transferlerden çok Yılmaz Vural etkeni olduğunu kabul etmek daha mantıklı değil mi? Verdikleri müthiş yaşama mücadelesi görmezden gelinemez fakat henüz birşey başarmış durumda da değiller.

    Arada doğru işler yapanlar elbette ki var. Akhisar Belediye Gençlik başından beri son derece tutarlı davranıyor. Düşseler de en rahat onlar çıkar. Çünkü gereksiz birtakım transfer harcamalarıyla kulübün geleceğini mahvedecek işlerden uzak durup daha gerçekçi işler yapıyorlar... Elbette ki başkaları da var ama ‘onu saydın, beni niye saymadın’ demesinler diye isim vermeyelim.

    Tekrarla bitirelim, derslerle dolu bir lig yaşıyoruz. O dersleri üstünüze alınmıyor olabilirsiniz ama bedelini hem siz hem camianız ödüyor. Onu da uzun süre gözden uzak tutamazsınız.

6 Mart 2013, Çarşamba
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.