YORUM Yazarlar Ahmet Selim-Basın hürriyeti

Basın hürriyeti

Basın hürriyeti ortadan kalkıyor, demokrasi gidiyor, dikta geliyor! Siyaset Meydanı'ndaki hava buydu.Biz severiz böyle havaları! 950'li yıllardan beri severiz...

O zamanlar baş slogan "Dikta geliyor!" idi. 28 Nisan gençliği sokaklarda şöyle haykırıyordu: "... Kahrolası diktatörler bu dünya size kalır mı?"

Kimdi diktatörler? Menderes'ti, Tevfik İleri'ydi, Celal Yardımcı'ydı, Fatin Rüştü'ydü, Polatkan'dı, 400 civarındaki Demokrat Parti milletvekili idi!

Peki 27 Mayıs'ta gelen neydi? "Özgürlük"!

Basın 27 Mayıs'ı alkışladı. Parlamento'nun kahir ekseriyeti Yassıada'ya götürülüp, başkanı "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor" diyen bir mahkeme tarafından yargılandı. "Özgürlük" aşığı basın bunu da alkışladı. Hiç ara vermeden her gün övgüler yağdırdı 27 Mayıs'a ve "Yüce Divan"a...

Yol gösterdi, tempo tuttu o basın: "Gericiler, düşükler, hırsızlar, yok olsunlar..." diye–diye...

Onlara göre basın hürriyeti buydu.

İnfazlar yapıldı. İdam edilenler İmralı'ya gömüldü. "Millet ziyaret edemesin" düşüncesiyle... Basın memnundu olup bitenlerden. Onlar diktatördüler, hak etmişlerdi bunları! "Yüce Divan"ın yüce adaleti tecelli etmişti!

Basın böyle bir "hürriyet ve demokrasi" anlayışına sahipti, o yıllarda. Hem de bu günlerle kıyaslandığında, daha iyiymiş gibi görünen kültürel ve idealist şartlara rağmen. Bu hatırlatmayla şunu demek istiyorum: Türkçeyi daha iyi bilirledi, para o kadar önde değildi, amatör çalışma ruhu daha canlıydı, cemiyetteki değer ölçüleri şimdiki kadar sarsılmamıştı.

Fakat bu farklılığa rağmen öyleydiler. Esasen, bu günlere gelişimizin ana sebebi o günlerdeki "seçkinci ve yabancılaşmacı" hastalıktır. Sonraki badireler onun türevleridir.

* * *

Şimdi artık, "basın" değil, "medya" diyoruz. Çok kanallı televizyonlara sahibiz.

Şunu düşünmedik hiç: Basın hürriyeti vardır da "basının sorumluluğu" diye bir şey yok mudur?

İnsan gece yatmadan önce vicdanıyla baş başa kalınca kendi kendine bir sorar: "Ne verdim ben bu ülkenin insanlarına, ne kattım bu cemiyetin hayatına?"

"Porno ve şiddet müstehcenliği" bir tarafta, "Batısal slogancılık" öte tarafta. Bunları bir çift kanat gibi kullanıp yozlaşmanın öncülüğünü yapmak, siyasete, sanata, ekonomiye hep bu açıdan bakmak, hangi sorumluluk ve hürriyet anlayışıyla bağdaşır? Promosyon bu kafanın şapkasına dikilmiş tüydür. Yakışmıyor da değildir.

Bugün hangisi öndedir? Hürriyetsizlik mi, hürriyetin suiistimali mi? Aslen basının dert edinmediği gerçek hürriyetsizliğin sebebi de, hürriyetin suiistimali (kötüye kullanılması)'dir.

Hüküm eksere göredir. Genel görünüm budur.

* * *

Gazete alan, okuyor mu? Okuyorsa, hangi gazetenin neresini ne kadar okuyor? Televizyon programlarının hangi türü kimler tarafından seyrediliyor? Bu ilgi toplamanın, maddî–manevî bilançosu nedir? Artan nedir? Kuponcu mu, bakıcı mı, okuyucu mu? Nereye gidiyoruz?

Şiddetin, müstehcenin, gösterişçiliğin, sansasyonun, asparagasın, promosyonun, kolaycılığın; bu ülkenin insanlarına, çocuklarına, gençlerine, müesseselerine verdiği zararın müsebbipleri kim? Müsebbipleri kim, sözde şekvacıları kim?

Refahyol Koalisyonu gelmiş de, basın hürriyetini kaldıracakmış! Metnini bile incelemedim. Bu koalisyonun basın hürriyetini kısıtlayacak hali mi var? Şimdiki şartlarda basın hürriyetini ancak basının kendisi kısıtlayıp zedeleyebilir. Bunu da pekala beceriyor. Belli konulardaki düşüncelerini herkesin bildiği birçok yazar, iç dengeler sebebiyle susuyor. En fazla, şöyle bir dokunup geçiyor...

Basın, kendisini, Türkiye Gerçeği'nin dışında sayıyor. Onu bir çeşit malzeme gibi görüyor. Ne olursa olsun, kendisine bir şey olmayacağını sanıyor. Aynı gemide bulunduğunu unutuyor. Hiçbir sorumluluk kaygısı duymuyor... Yukarıda anlattım; zaten (demokratik) başlayışta terslikler içindeydiler ama, bu noktaya varılabileceği tasavvur edilemezdi. Kimbilir daha nelere şahit olacağız?

... Basın hürriyeti, sahipsizdir. Kısıtlayan yok, çürüten var.

Basın hürriyeti değil, "siyaset" elden gidiyor! Kimse de farkında değil. Bununla ne kastettiğimi çok anlattım, gerekirse yine anlatırım.

25 Kasım 1996, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.
EN ÇOK OKUNANLAR