GÜNDEM Yazarlar A. Turan Alkan-Pöh!

Pöh!

Seyirci dalkavukluğu sonunda dayanılmaz raddeye vardı ve BJK Başkanı Bilgili kongreye gideceğini açıkladı.

Futbol camiası, “aşkolsun, ne erdemli bir davranış, gözlerimiz yaşardı, soylu bir jest” diye günün törenini yapıyor.

“Günün töreni” evet, Şeyhülislâm Baki Efendi’nin dediği gibi “bir musallalık saltanat”. Ölülerimizi gömer ve unuturuz, seyirci dalkavukluğu baki kalır.

Futbol maçları, kendine saygı duyan bir insanın gidebileceği seyirlikler olmaktan çıkıp kitlenin kendine tapınma âyinlerine dönüştü. Pazar günkü İnönü Stadyumu’nun Roma’daki Collesium’dan ne farkı vardı ki: Orada da gladyatörler, “Selam sana Sezar, ölüme gidenler seni saygıyla selamlar” diyerek işlerine başlamıyorlar mıydı; orada da “Cumhuriyetçi diktatörler”, onbinlerce seyircinin (Roma kamuoyu, imparatorluğun efkâr-ı umûmiyesi) gönlünü hoş tutmak, düdüklü tenceredeki fazla istimi kazasızca tahliye etmek için öldürülecek kurbanın seçimini “nâs”a bırakmıyorlar mıydı?

Organize küfür, tempolu, ısrarlı, koral icraat! Kakofoniye kim bakar; tezahüratın politik semeresi ânında alınmaktadır bizim “Collesium”larımızda.

Kimse cenazenin adli tıpta kesilip biçilmesine, cesedin otopsisine yanaşmıyor. Beşiktaş’ın dramatik düşüşünün başladığı, o 5-0’lık Samsun maçını hatırlayalım; Beşiktaş tribünlerinin o maçın gidişatı üzerindeki yıkıcı tesirini kim dile getirdi? Sıhhatli bir bünyenin bir günde izâle edebileceği o ağır yenilgi, tahribatı tetikleyen bir ur gibi büyüyerek neticede “camia”nın başkanını kurban seçti. Hakikaten camia olsa böyle mi olurdu? Ne camiası?

Maçtan bir gün önce İstanbul Valisi’nin yaptığı açıklamayı çok iyi hatırlıyorum: “Maçta şu kadar bin polis görevlendirdik; içeriye kesici, yanıcı, patlayıcı malzeme kesinlikle sokulmayacak” yollu o beylik açıklamalardan biri. Maç esnasında “meşaleler” tutuşturulunca kameraların valiye çevrilmesini bekledim; akıllarına bile gelmedi. Şu minicik meşale meselesi bile collesium kültürümüzün ne kadar bağ-bacak zabtetmez hale geldiğinin nişânesidir. Toplu yerlerde, hele stadyumlarda yakılmasının yasak olduğunu emniyet görevlileri söylüyor, seyreden yine onlar. UEFA’dan ceza yedik, rezil olduk yine bu rezalet sona erdirilmedi. “Amigolar maçtan önce stadyumun bazı yerlerine zulalıyor, ondan yakalanamıyor” denildi; pes! Uçan kuşun karnındaki narkotik maddeyi yakalayan polis, hepsi de fişli, kendi şöhretiyle mâruf, sicilli amigoların ne yaptığından haberdar değil öyle mi?

Ben maçtan sonra BJK Başkanı’nın değil, valinin istifa etmesini bekliyordum; tersi oldu. Demeliydi ki, “ben içeriye meşale sokulmayacağını açıklamıştım, gelişmeler beni tekzib etti. İstifa ediyorum!” Yoo, mûtad üzre iki başkanın yanında otururken hiç de meşale yakılmasından ötürü rahatsız bir hali yoktu.

Bazı yorumcular, “seyirciyle gelen seyirciyle gider” gibi şeyler söylediler; güyâ Bilgili seyircisine taviz vererek oralara gelmiş de, şimdi seyirci aleyhine dönmüş. Doğruysa yazık ama bir dakika; şu “seyirci kitlesi” denilen ama aslında her takımda 300-500 kişilik bindirilmiş kıtadan fazlasını teşkil etmeyen kavramın kutsallaştırılmasına bir son verilsin artık; maaş alıyorlarmış, her maçtan önce yönetimden gelen binlerce bedava bileti kendi hesaplarına satıp yevmiye doğrultuyorlarmış, deplasman maçları için kulüpleri bunlara özel otobüs, yolluk-yevmiye tahsis ediyormuş. Futbol basını bunları, aynen benim burada yaptığım gibi “mış” sigasıyla anlatıp geçiyor. A kuzum, feşmekân futbolcunun ayakkabı rengine yarım sayfa ayıracağınıza böyle cerahatların üstüne gitsenize.

Pöh!

28 Nisan 2004, Çarşamba
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.