Nüfus kontrolü gaye aile planlaması bahane

HABERLER AİLE-SAĞLIK
8 Ekim 1994, Cumartesi

Aile planlaması iki doğum arasındaki zamanı ayarlamak, arzu edilen sayıda çocuğa sahip olmaya çalışmak veya bakabileceğinden ve yetiştirebileceğinden fazla çocuğa sahip olmamak için bazı tedbirlere başvurulması, nüfus planlaması ise bir ülkenin nüfus politikası ile ilgili olarak uygulanan tedbirlerin tümüdür.

Ülke çapında devletçe veya ilgili kuruluşlarca uygulanan politikalar ve başvurulan tedbirler de bu tanıma girer.

Fakat “nüfus planlaması”, “aile planlaması”nın aksine yenidir. Son iki asırdan beri konuşulagelen bir meseledir.

Meşhur İngiliz iktisatçısı Malthus, 1798 yılında neşrettiği bir yazısında bu çeşit bir fikirle dikkatleri ilk defa üzerine çeken kişidir. Malthus o yıllarda İngiltere’de nüfusun normalin üzerinde artış yaptığını görmüş, yeryüzündeki yerleşime elverişli yerlerin ve isitfade edilir kaynakların sınırlı olduğunu düşünmüş, bu gidişe dur denmez ve nüfus artışını yavaşlatacak tedbirler alınmazsa ileride meydana gelecek nüfus yoğunluğu karşısında hayatın yaşanmaz hale geleceğini ileri sürmüştür. Evlenmelerin ileri yaşlara kadar geciktirilmesi fikri de, tedbir olarak ortaya attığı teklifler arasındadır.

Malthus’un fikirleri, onun yaşadığı zaman dilimi kalmamış değişik şekil, gerekçe ve tekliflerle önce Fransa, daha sonra Amerika ve diğer Batılı ülkelerde tartışılmaya devam etmiştir.

Dünya yüzünde bu kadar çok kullanılmamış alan ve kaynak varken böyle bir çözüm yoluna gitmek yerinde bir davranış olmasa gerek.

Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki; dünya kaynaklarının 3/4’ünü nüfusun 1/3’ü kullanmakta. Yani dünya nüfusunun 2/3’ü ise sadece kaynakların 1/4’ü ile yetinmek zorunda bırakılıyor.

Yine tüketim dağılımlarını inceleyen bir başka araştırma da Amerika’da doğan bir bebeğin Japonya’daki bir bebekten 3 kat, Etiyopya’daki bir bebekten 425 kat daha fazla tüketim yaptğını gösteriyor. Bu rakamlar bize dünya üzerindeki dengesiz gelir ve tüketim dağılımını çok açık ifade ediyor.

MİSKİNLERİN GÜNAH KEÇİSİ:

NÜFUS ARTIŞI

Dünya üzerinde kullanılabilir toplam tarım alanlarının sadece 1/3’ü kullanılmakta. Dünya üzerindeki en fakir 20 ülkeden 18’inin aynı zamanda nüfus yoğunluğu en düşük ülkeler kategorisine girmesi, aslında nüfusla ekonomi arasında birebir bir ilişki olmadığını gösteriyor. Türkiye’nin Belçika’nın sahip olduğu nüfus yoğunluğunu yakalamak için 300 milyon olması gerekiyor. Bütün bunlar, geri kalmışlığın sebebi olarak, cehalet, tembellik ve israf gibi birçok önemli husus varken, faturanın nüfus artışına kesilmesinin anlamsızlığını ortaya koyuyor.

Şu ana kadar ifade etmeye çalıştıklarımız aile ve nüfus planlamasının ekonomik ve siyasi yönüydü. İşin bir de tıbbi yönü var. Bugün tıbba göre normal yaşta başlamış ve devam etmiş bir evlilikte herhangi bir tedbirin uygulanmaması halinde bir kadın 15–20 çocuk dünyaya getirebilmektedir. Ama bakıyoruz pek çok ailenin çocuk sayısı 3’ü 5’i geçmiyor. Öyleyse bu ailelerin gebeliği önleyici bazı tedbirler aldıkları şüphe götürmez bir gerçek. Fakat acaba bu tedbirler neler ve insanlar üzerinde ne gibi zararları ya da yan tesirleri var? Ve bunları kullanan insanlar bu yan etkileri biliyor mu?

Doğum kontrolünün aslında tıbbî yönü üzerinde durmak gerekirken metodların insan metabolizmasında yaptığı zararlara göz yumulmasını tenkit eden jinekoloji uzmanları olayı tıbbi açıdan tahlil ettiler. Bakın jinekoloji uzmanı ve doğum kontrolü konusunda hanımları bilinçlendirmek amacıyla mutad konferanslar düzenleyen Dr. Gülhan Cengiz tıp gözlüğüyle metodları nasıl değerlendiriyor.

Dr. Gülhan Cengiz sözlerine başlamadan evvel kürtajın hiçbir zaman bir doğum kontrol metodu olamayacağını önemle vurgularken kürtajın annede bırakacağı zararları şöyle yorumladı: “Ham bir meyveyi dalından koparırken nasıl o ağacın dalına ve yapraklarına zarar veriyorsanız, belirli bir olgunluğa gelmemiş olan cenini rahimden çıkartmakla anne vücuduna da öyle zarar vermiş olursunuz.” İslama göe cinayete eş tutulan kütajın zararlarını Dr. Gülhan Cengiz şöyle sıraladı:

KÜRTAJ RESMEN CİNAYET

– Kürtajdan sonra içerde parça kalması durumunda şiddetli kanamalar görülür.

– Kürtaj sonrası rahim içi enfeksiyonlar oluşabilir.

– Kürtaj esnasında rahim delinerek anne hayatına son veren durumlar olabilir.

– İçerde bir şey kalmasın düşüncesiyle rahimin iç tabakasının aşırı kazınmasından rahim yapışıklıkları veya adet görememe hali oluşabilir.

– Kürtaj sonrası kısırlıklar görülebilir.

– Kürtaj sonrası rahim ağzı bozukluğuna bağlı bebek düşükleri görülür.

– Bazen de kürtaja rağmen gebelik devam edebiliyor.

KANUNEN DE YASAK

Kürtaj kanunen de yasak. Avukat Fatma Beyazıt, TCK’ya göre kürtajın ancak ilk 10 hafta için mümkün olabildiğini belirtiyor. 468. maddenin 2. fıkrasında tıbbi nedenler olmadan 10 haftayı geçmiş cenine kürtaj yapana ve yaptırana 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Dr. Gülhan Cengiz her ne kadar ağızdan alınan ilaçların yan etkisi yok diye piyasaya sürülse de ilerki bir tarihte mutlaka zararlarının görüleceğini, çünkü dışardan suni olarak yapılıp verilen hormonların vücudun çıkarmış olduğu hormonlara benzemediğini ifade etti. Gülhan Cengiz hapların vücuttaki genel etkilerini ise şöyle özetledi:

HAPLARIN YAN ETKİLERİ

– Yüksek tansiyonlara sebep olur.

– Hanımların normalden fazla kilo almasına sebep olur.

– Hormonlar beyne direkt olarak etki eder. Uyku bozukluklarına, sinirlilik, unutkanlık, sıkıntı gibi şikayetlere sebep olur. Merkezi sinir sistemine etki ederek bulantı kusma, şiddetli baş ağrıları (migren nöbetleri) görülür. Yani hanımların psikolojik dengesi tamamen bozulmuş olur.

– Bazı hanımlarda tüylenme, yüzde ve vücutta sivilceler, saç dökülmesi gibi şikayetler görülür.

– Bazı ilaçlar hanımın adet düzenini bozmakta, ara kanamaların görülmesine sebep olmakta veya hapı kestikten sonra uzun süre adet göremeyen hanımlar mevcuttur.

– Özellikle östrojen hormonu ihtiva eden ilaçlar kanser riskini artırmaktadır.

– Haplar damar üzerine de etki ederek özellikle akciğer, kalp ve beyinde tıkanmaya bağlı bozukluklara sebep olmaktadır. Bunun neticesinde görme bozukluğu oluşmaktadır.

Rahim içi araç: Rahim içersine yabancı bir cismin yerleştirilmesidir.

Yan etkileri şöyle sıralanabilir: Adet düzeni bozulmakta, kasık ve bel ağrılarına yol açmaktadır. Rahim ve çevresinde çeşitli enfeksiyona sebep olduğundan hiç doğum yapmamış hanımların spiral metoduna başvurmaması tavsiye ediliyor. Ayrıca spiral, rahmin iç cidarını bozduğu için veya rahim kasılmalarını artırdığı için annenin veya hekimin farkına varmadığı 8–10 günlük düşüklere de sebep olabilir.

Tüplerin bağlanması: Bir operasyonla rahmin her iki tarafındaki tüpün bağlanarak kadının ilelebed kısırlaştırılması olayıdır. Her ne kadar bunu cazip göstermek için “İstediğiniz zaman tüpleri açabilirsiniz” denilse de bunda pek gerçek payı yoktur. Çünkü tüplerin açılma şansı % 2, 3 gibidir. İlerde çocuk sahibi olmak isteyen hanım bir daha çocuk sahibi olamayacaktır.

Takvim metodu: Hiçbir zararı yoktur. Yumurtlama döneminde eşlerin yakın olmama halidir. Bu dönemin tesbiti her hanım için mümkün değildir. Yumurtlama dönemi düzenli adet gören hanımlarda 14–16 günlerdir (adetin başından itibaren) 12–18. günler arası dikkatli olunmalıdır.

Fitiller–Jeller: Hiçbir zararı olmayan vajinaya yerleştirilen fitil ve jellerle yapılan korunma şeklidir. Fitilin vajinaya yerleştirilmesi süresine çok dikkat etmelidir. Korunma nisbeti % 60–65’tir.

Azil: Hiçbir zararı olmayan sahabeler döneminde uygulandığı bilinen bir yöntemdir.

Bariyer yöntemler: Plastik benzeri maddelerden yapılmış olmalarından dolayı en sık karşılaşılan yan etkileri alerjik reaksiyonlardır. Bunların bulundukları ortamdan 6 saat kadar çıkarılmamaları gerekir. Çünkü ilk 6 saat içinde canlı kalabilecek olan spermler rahim içine geçerek döllenme yapabilirler. Fakat bu maddelerin bu kadar süre orda kalması gusle mani olacağından dinimize göre sakıncalıdır.

Öte yandan, Türk Aile Planlaması Vakfı Tıbbi Koordinatörü Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Enis Balkan, doğum kontrolü metodlarının bıraktığı zararların yan etkiden öteye gitmediğini söyledi. Bu tür etkileri her tedavi metodunun yaptığını ve herkeste aynı etkiyi bırakmadığını belirten Enis Balkan, hatta hapın bazı muhtemel endometrial kanser vakalarına engel olduğunu da bildirdi.

Yakın bir tarihten itibaren kullanılmaya başlayan düşük dozlu hapların 50 mg östrojen içerdiğini ve daha önce kullanılan haplardan (oral kontraseptiflerin) daha az yan etkiye sahip olduğunu belirten Enis Balkan doğum yapma durumunda çok daha fazla riskle karşılaşılacağını belirtti.

HANGİ YÖNTEM KİME UYGUN?

Damar tıkanıklığı olanların, emzikli hanımların, yüksek tansiyonlu kişilerin, karaciğer ve şeker hastalığı bulunanların, hapları düzenli kullanamayacak olanların ve vücudunda kanser şüphesi olanların ağızdan alınan hapları kullanmaması gerekiyor.

Çok fazla ve düzensiz adet kanamaları, rahim iltihaplanması, gebelik şüphesi ve rahim kanseri ile karşı karşıya olanların rahim içi araç metoduna başvurmaları kesinlikle sakıncalı görülüyor. Bu sakıncalar gözönüne alındığında, doğum kontrol metodlarının ancak bir uzman kontrolünde istenilen neticeyi vereceği, aksi halde sağlık problemlerine yol açacağı belirtiliyor.

NÜFUS PLANLAMASI GAYE,

AİLE PLANLAMASI BAHANE

Türkiye’de ilk kez 1967’de çıkarılan “Nüfus Planlaması Hakkında Kanun”la resmiyet kazanan “nüfus planlaması”, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları olarak tanımlandı. Bu tanım ve kanunun içerdiği maddeler nüfus planlamasından ziyade aile planlamasını hedef almış olsa da, bu kavram karışıklığı zamanla farklı çevrelerin de işine yaradı. Çalışmalarında aile sağlığını hedef aldıklarını söyleyen birçok özel vakıf, aslında “az çocuk”, “2 çocuk” gibi kampanyalarla, üstü kapalı bir nüfus artışını önleme faaliyetlerine giriştiler. Bu vakıflar “bakabileceğin kadar çocuk” derken, ekonomik durumu yerinde olan aileler de dahil olmak üzere ailelerin gittikçe daha az çocuk sahibi olmaları yönünde propaganda yapma fırsatı buldular.

Türkiye’de nüfus planlaması çalışmalarına destek veren ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ünlü sanayici Vehbi Koç’un yaptığı Türk Aile Planlaması Vakfı yetkilileri ile yaptığımız görüşme ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. ZAMAN’ın sorularını cevaplayan vakfın Aile Planlaması Bölüm Başkanı Nurcan Müftüoğlu, vakfın temel maksatlarının aile sağlığı ile sınırlı olduğunu belirtirken, Vakıf Başkanı Koç’un Birleşmiş Milletler Nüfus Ödülü töreninde yaptığı konuşmada aile sağlığına hiç değinmedi ve sürekli fazla nüfusun zararlarına değinmesi, aile sağlığı konusunun paravan olduğu şüphesinin doğmasına yol açtı.

Müftüoğlu insanların aile planlaması yaparken genellikle yanlış ve etkili olmayan metodlar kullandıklarını, bunun sonucu olarak da, istenmeyen gebelik riskinin arttığını belirtti ve bu durumun önlenmesi için vakıflarının daha sağlıklı ve daha etkin metodların yaygınlaşmasına yardımcı olduğunu ekledi.

En etkili aile planlaması metodunun ‘gelişme’ olduğunu ifade eden Müftüoğlu, “Bizim yapmaya çalıştığımız bu eğilimi hızlandırmak değil, halkı bilinçlendirmektir. Nüfus artış hızının düşmesi tabii bir olgu. Artık aileler çocuklarını güvence olarak görmüyorlar. Çocukların da ailelerden istedikleri artıyor. Eğitim seviyesini ve hayat standardını artırmak için ‘az çocuk yapın’ demek kolaycılıktır” diyor. Fakat aynı vakfın başkanı Vehbi Koç, nüfus artışı sorununun, insanın ihtiyacı olan hemen her konu ile mücadeleyi engellediğini ifade ediyor. Koç’a göre, bu konular sağlık, okur–yazarlık, gıda arzı, çevrenin korunması ve ekonomik adalettir. Sözkonusu törende yaptığı konuşmada 1985’te kurulan vakfın amacının , “hızlı nüfus artışının neden olduğu sorunlara etkili çözümler bulmak” olduğunu belirtiyor.

Koç’un aile sağlığıyla ilgili (!) diğer değerlendirmeleri de şöyle:

“Hızlı nüfus artışı ile çevre kirliliğinin yakın ilgisi ve ormaların tahribi ile dünya iklimindeki değişmeleri de dikkate alarak aile planlamasını bütün dünyayı ve milletleri ilgilendiren ve global tedbirler alınmasını gerektiren önemli bir sorun olarak görüyorum ve bu konuda devletin yanında özel sektöre ve gönüllü kuruluşlara çok büyük görevler düştüğüne inanıyorum.”

Vakfın asıl gayesinin aile sağlığı değil, nüfus planlaması olduğunu ifade eden biz olsak, buna önyargımızın sebep olduğu söylenebilir. Fakat geçtiğimiz günlerde Antalya’da yapılan “Doğa ve Çevre” konulu panelde, Vehbi Koç’un “nüfus artışını önleme” çabalarından dolayı en büyük çevreci seçilmiş olması şüpheye yer bırakmıyor (Milliyet, 5 Ekim 1994). Sahi, ormanların tahrip edilmesinin aile planlaması ile nasıl bir ilgisi var?

İSLAM, MÜSLÜMAN MİLLETLER

İÇİN AZALMAYI DEĞİL,

ÇOĞALMAYI ÖNGÖRÜR

Peygamberimiz’in “Evleniniz, çoğalınız, ben ahirette ümmetimin çokluğuyla övüneceğim” şeklindeki beyanları İslam’ın konuya bakışını da ortaya koyuyor. İslâm, Müslüman milletler için nüfus politikası olarak azalmayı değil, çoğalmayı esas alırken, anne sağlığının sözkonusu olduğu durumlarda sıhhatli korunma metodlarına müsaade ettiği anlaşılıyor. Hz. Muhammed (s.a.v.)’den nakledilen rivayetler, İslam’da meşru gerekçelere dayanan doğum kontrolünün yasaklanmadığını, fakat eğer kaderde bir çocuk sahibi olmak varsa bu metodlarla asla bunun önüne geçilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Dinde konunun bu şekilde ele alınışı, İslam ülkelerinde nüfus planlaması hakkında hararetli tartışmalara yol açtı. Müslüman alimlerin çoğu, ülke çapında bir planlama düşüncesinin İslam’la bağdaşmayacağını ortaya koymuş, nüfus planlaması ile aile planlaması kavramları arasındaki farka dikkat çekmişlerdir. Nüfus planlaması fikrinin arkasında, Müslüman nüfusun artışından rahatsız olan merkezlerin bulunduğunu belirten dini otoriteler, Batılılar’ın kendi ülkelerinde nüfus artışını teşvik edici politikalar uygularlarken, Üçüncü Dünya’ya bunun aksini tavsiye etmelerinin büyük bir çelişki oluşturduğuna dikkat çekiyorlar.

DİYANET: KÜRTAJA

CEVAZ YOK

Sağlık Bakanlığı’nın doğum kontrolünün dini yönüyle ilgili görüş almak için 14 yıl önce yaptığı başvuruya Diyanet İşleri Başkanlığı’nın verdiği cevapta bir kısım sahabenin karşı çıkmasına rağmen umumi kanaatin gebeliği önleyici metodların caiz olduğu şeklinde olduğunu, ancak kısırlığa yol açan metodların kulllanılmasının, sıhhî kesin bir zaruret bulunmadıkça caiz olmadığı belirtildi. Fetvada ayrıca, dört aylık süre içinde de olsa bir zaruret olmaksızın, rahimdeki nutfe veya ceninin aldırılmasının (kürtaj) İslam bilginlerince caiz görülmediği ifade edildi.

“İster 1 aylık, ister 6 aylık olsun çocuk aldırmak haramdır” diyen İslâm Hukuku Doçenti Yusuf Kılıç, “Çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren canlı bir organizma sayılacağından sağlık dışındaki bir gerekçeyle düşürülemez. 8–10 günlük bebek ölümlerine yol açan spiralin kullanılması da mahzurludur” diyor.

Gebelikten korunmanın fıkhî yönüne açıklık getiren fıkıh alimlerimizden Halil Gönenç Hocaefendi ise, kadının sıhhatine zarar vermemek kaydıyla doğum kontrol metodlarından biriyle gebeliğe mani olmanın mahzuru olmadığını söylüyor.

Çocuğun hayata mazhar olduktan sonra onu yok etmeye kalkmanın cinayet olduğu noktasında kitap, sünnet ve fakihlerin büyük bir kısmının ittifak halinde olduğunu belirten İslam alimleri ise, bunu yapanların adeta bir katil gibi diyet ödemek zorunda olduklarını vurguluyorlar.

H. BİLİCİ

E. N. ÜNLÜ KİME İNANALIM? Türkiye’de nüfus planlaması çalışmalarına destek veren ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ünlü sanayici Vehbi Koç’un yaptığı Türk Aile Planlaması Vakfı yetkilileri ile yaptığımız görüşme ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. ZAMAN’ın sorularını cevaplayan vakfın Aile Planlaması Bölüm Başkanı Nurcan Müftüoğlu, temel maksatlarının aile sağlığı ile sınırlı olduğunu belirtirken, Birleşmiş Milletler Nüfus Ödülü töreninde Vakıf Başkanı Koç’un yaptığı konuşmada aile sağlığına hiç değinmemesi ve sürekli nüfus artışının zararları üzerinde durması aile sağlığı konusunun paravan olduğu şüphesini güçlendiriyor

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
EN ÇOK OKUNANLAR