Sokak köpeklerinin ‘Nesrin abla’sı

- HABERLER AKTÜEL İSTANBUL
2 Şubat 2013, Cumartesi

Üç yıldan beri Belgrad Orma-nı'nda ve civarında yaşayan köpeklere yiyecek taşıyan Nesrin Uzun'un ibretlik bir hikayesi var. Yüzlerce köpek, onu hem sesinden hem arabasından hem de korna sesinden tanıyıp koşa koşa yanına geliyor.

Sabahın köründe, sırtımızda apağır bir çanta, Nesrin Uzun'la buluşmak üzere yola çıkmışız… Aklımızda binbir türlü mesele: ‘Zengin bir hanımefendinin vicdanını rahatlatma fantezileriyle uğraşacağına daha faydalı işler yapsaydın, zaten geç kalacağını haber verdi, kokoş Pakize bir kadının peşine niye düştün ki!... Üstelik köpeklerden korkuyorsun, şimdi ormanda o kadar köpeğin arasında ne yapacaksın, bu ne cesaret!' Söylene söylene iş mi olur derken arabasıyla ayağımızın ucuna kadar, usta bir şoför marifetiyle yanaştı ve kafasını kaldırıp mahcup edasıyla selam verdi Nesrin Uzun. Zincirlikuyu'daki benzin istasyonunda bekliyoruz kendisini.

Karşımızdaki kadın değişik birine benziyor. Sırtında gri renkli, balıkçıların kullandığı, haşur huşur sesler çıkaran o büyük yağmurluklardan var, neredeyse yere sürünüyor, ayaklarında, zebraları hatırlatan siyah beyaz çizgili yağmur çizmeleri… Büyük bir sel felaketine, can kurtarmaya gidiyormuş gibi hazırlanmış. Arabasının bagajı, arka koltuklar da dahil başına kadar tıka basa ekmek poşetleriyle dolu… ‘Ne oluyor, nedir, ne değildir, kimsin, ne yapıyorsun, derdin nedir?' gibi sorulara daha başlamadan o zaten anlatıyor. Ev hanımı olan ve aslında bir kadının en çok evine yakıştığını düşünen Nesrin Uzun, üç yıldan bu yana haftanın iki günü Belgrad Ormanları ve Göktürk civarına belediye tarafından bırakılan köpeklere yiyecek taşıyor. Biz zannediyoruz ki, arabasına 3-5 paket mama, biraz da kemik atarak bir köşeye bırakıp dönüyor. Sabah 09.00'dan akşam 16.00'ya kadar Belgrad civarında dolaşınca ne delice bir iş yaptığını fark ediyoruz. Ciddi bir mesai harcıyor bu işe. Kendisiyle dokuzda buluştuk ama o daha erken kalkıp önce mahalle fırınından 7-8 torba bayat ekmek, sonra bir tavukçudan 230 kilo tavuk kemiği, kasaptan da 5 torba sıyrılmış kuzu kemikleri almış. Normalde 400 kilodan aşağı kemikle gitmiyor ormana, “bugün biraz az çıktı kemikler” diye üzülerek anlatıyor Uzun. Eliyle arka tarafı işaret ederek, “Orta grupta ekmek var. Arka grupta kemik. Ekmekleri yedek bırakıyorum. Acıktıkça ondan yiyorlar. Yan yatırıyorum poşeti, içinden çekip çekip çıkarıyorlar. Kemiklerden fazla bırakamıyorum, kokar çünkü. Yapabileceğim bu, daha fazlası elimden gelmiyor.” diyor.

Köpekler yolunu gözlüyor

Yolculuğumuz devam ederken Göktürk'e varmadan otobanın kenarına çekiyor arabasını. Ne olup bittiğini anlamadan açıklama yapıyor. Meğer yol kenarındaki hayvanlar onu bekliyormuş. Arabanın modelinden, kornasından ve Nesrin Hanım'ın ‘Gel kızım gellll…' diyen sesine köpekler artık o kadar alışmışlar ki, hepsi uzaktan koşa koşa gelip bagaj kapısını tırmalamaya başlıyor. Orada yiyecek olduğundan bal gibi eminler. Yol kenarındaki hayvanları besledikten sonra bu kez ormana doğru yol alıyoruz. Simsiyah tosun gibi bir köpek karşılıyor bizi. Adı da Tosun. Zayıf, çelimsiz bir halde, kanserden ölmek üzereyken bulmuş onu Nesrin Uzun. Düzenli aşılar, iyi bir bakımla maşallah küçük bir ayı yavrusu gibi olmuş tosuncuk. Bütün gün peşimizi bırakmadı zaten. Nereye gittiysek dibimizde bitti. Bir zamanlar onu yedirip içiren, iyileştiren dostu, arabasına binip gitmesin diye yolunu kesmek için ne oyunlar, ne oyunlar yaptı… Nesrin Hanım'ın gri yağmurluğu tevekkeli giymediği ortada. Üzerine atlayan hayvanların tırmık izleri bir yana üstü başı çamur içinde kalıyor. Güneşli bir günde sorun yok ama bir de karlı, yağmurlu havayı düşünün. Perişan bir halde dönüyor kadıncağız evine.

Her şeyi idare eden, herkese yetişen, biraz panik, biraz tez canlı, titiz mi titiz bir kadın Uzun. Köpeklerin arabasına doğru koştuğunu görünce ilk işi, cam kenarında duran bir paket dolusu ameliyat eldivenlerinden bir adet çıkarıp giyiyor. Poşetlerden kemikleri tek tek çıkarıp elleriyle atıyor hayvanlara. Bir paket anca yetiyor. Bugün iyi bir ziyafet olduğunu anlayan bazı köpekler birbirlerine giriyorlar. Ayrı ayrı kemik öbekleri yapıyor ki, herkes huzur içinde nasibinden faydalansın. Karınlarının doyduğundan emin olunca eldiven çıkarılıp ıslak mendille direksiyondan parmak aralarına kadar güzel bir temizlik…

Ülkemizde hayvan hakları dernekleri, pek çok hayvansever var. Zaman zaman yürüyüşleri olur, meydanlarda ortalığı ayağa kaldırırlar. Ama bunlar genelde hep sözde kalan işler güçler. Nesrin Hanım'a göre meseleyi fiiliyata dökmek lazım. Eylem yapmakla, pankart sallamakla iş bitmiyor. Kendisi ormandaki köpeklere sadece yiyecek taşımıyor. Şehirde evden atılan, yaşlı olduğu için barınakta ölüme terk edilen hayvanlarla da ilgilenmeyi görev edinmiş. Ormanda karşılaştığımız bir pitbull ve yaşlı bir Lesi'yi sahiplenecek kimseyi bulamadığı için o getirip bırakmış arkadaşlarının yanına.   

“Siz yokken köpekler burada vardı”

Ormandaki işlerimiz bittikten sonra Göktürk'te villaların olduğu bir sokağa giriyoruz. Villa civarında ne işimiz ola ki! Burada zaten hayvan yoktur, varsa insanlar iki kap yemek koyarlar herhalde derken bir villanın penceresinden olanca gücüyle bir kadın bağırıyor: “O hayvanları burada beslemeyin, istemiyoruz gidin buradan…” Nesrin Hanım rahatsızlık vermemek için hemen arabaya atlayıp daha ileride bir yerde peşinden koşan köpekleri besliyor. Ancak çıkışta bu sefer aynı villanın beyi, yol kesip camımızı yumrukluyor. Geceleri sabahlara kadar köpekler havladığı için köpeklerden rahatsızlık duydukları için bütün bu hınçları. İnsanın evinde rahatça uyuması hakkı ama ağaçlar kesilip oraya villa yapılmadan önce o köpeklerin evinin orası olduğunu da kabul etmemeleri ne kadar ironik!

Sadece hayvansever değil, hayırsever bir kadınım

“Üç yıldır haftada iki gün sabahtan akşama mesaimi buna ayırıyorum. Ama artık birileri bana yardım etsin istiyorum. Çok arkadaş götürdüm yanımda. ‘Ne olur biz de gelelim, görelim yapalım' diyenler çok ama gelen bir daha gelmiyor, gözü korkuyor. Tamam siz bir şey yapmayın hiç değilse yanımda biri olsun. Onu bile kabul etmiyorlar. İnsanlar hizmet ehli değil. Hizmetten kaçıyorlar. Çoluğunu çocuğunu evlendirmiş çok boş insan var etrafımda. Millet gidiyor yok tahta boyama, yok boncuk dizme kursuna. Bunlara neden vakit ayırıyorlar bilmiyorum. Altın günlerinde de eşinle dostunla ahbaplarına tabii ki bir araya geleceksin, onlar da ihtiyaç. Ama ne olur 15 günde bir gününü ayırsan. Mağdur olan her canlının mağdur olmayan her insan üzerinde hakkı var. Biliyorsun orada mağdur olduğunu, elinden bir şey geliyor ve yapmıyorsan sende hakkı var. Tamam köpeklerden korkanlara hak veriyorum var, zor da bir iş, üstünüz başınız batıyor. Günümüzde şu üç grup mağdur: Yaşlılar, çocuklar ve hayvanlar. Hayvanlarla ilgilenmek istemeyen Çocuk Esirgeme Kurumu'na ya da huzur evlerine gitsin. İnsan etrafına karşı duyarlı olmak zorunda. Durumu iyi olan pek çok insan var, nedir ki yani! Ben zaten hayvansever değil, hayırseverim. Nerede mağdur varsa koşarım. Hangisinin durumu daha vahimse önce koşarım. Sadece köpeklere yapışmış değilim. Bütün mağdur hayvanlar benim için önemli.” 

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.