GÜNDEM Yazarlar Ali Bulaç-Mısır

Mısır

Bölgenin en hareketli ülkelerinden Mısır’da ne olup bittiğini tahmin etmekte güçlük çekmiyoruz.

 Tunus’tan hemen sonra 2011’de başlayan patlamalar Mübarek yönetimini alaşağı etti, Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi’yi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturttu. 15 ve 22 Aralık 2012’de yapılan iki aşamalı referandumda Mısır halkı yüzde 64 oyla yeni anayasayı kabul etti.

Her şeyin yeni başlangıç yaptığı yepyeni bir döneme giriyoruz. Yeni dönemde siyasî çalkantılar sürecek, belki de toplumsal çatışmalar yaşanacak. Mısır’ın içine gireceği sosyo-politik mecra bölge ülkelerini de derinden etkilemeye aday. Mısır, eski Mısır değil, bölgede üçüncü büyük aktör olarak sahnedeki yerini almaya başladı. Türkiye, İran ve Mısır’ın başaktör rol aldığı bu oyunda ümmetin birliği, adaletin tesisi, izzetin geri geldiği bir dünya kurulabilir. Rekabet ve ihtirasların, ihanet ve tuzakların kan ve gözyaşına yol açtığı arenada Müslümanlar birbirlerinin gırtlaklarına da sarılabilir. Bu tamamiyle bölge halklarının elinde. Amerika ve Batı’nın Mısır’dan istedikleri belli: (a) Batı kampından çıkmayın, dış politikada Batı ile uyumlu bir politika takip edin; (b) İsrail’e zarar vermeyin, Camp David anlaşmasına sadık kalın; (c) İslam dinini referans alan bir yönetim kurmayın; (d) Küresel ekonomiye entegre olmayı reddetmeyin; (e) İslam dünyası ile ilişkiniz “birlik kurma” hedefine yönelik olmasın.

Batı’nın Mısır yönetimi, askerî ve sivil bürokrasisi ile iktidar seçkinleri üzerinde tahminlerin üzerinde derin etkisi vardır. Batı, İslam dünyası içinde harekete geçirebileceği, suistimal edip istismar edeceği enstrümanlar bulmakta zorlanmamıştır. 19. yüzyılda bugün “Batı” adını verdiğimiz Düvel-i Muazzama’nın iç enstrümanları “gayrimüslim azınlıklar”dı. Hiç kuşkusuz, Batı’dan medet uman gayrimüslimlerin tamamı hain değildi, Osmanlı Devleti özellikle son 1,5 asırda hayatı onlara zindan etmişti, bugün Kürt meselesinde tekrar ettiği hataların aynısını yapıyordu, sonunda Balkanlar’ı kaybettik. Ama gayrimüslimler Batı’nın umurunda değildi, onların haklı sorunlarını araçsallaştırıp imparatorluğun aleyhine kullanınca olan oldu. Ermenilerin yaşadığı ‘büyük felaket’in İttihatçılar kadar bir sorumlusu da Batılı devletlerdir. Bugün Batı gayrimüslimlerden çok, kendi dünya görüşünü, siyasî ve sosyal programını, değişim ve reform projelerini gönüllü olarak savunan, bunun mücadelesini veren iç zümreler, örgütler ve aydınlar üzerinden sürdürmektedir. Bu çerçevede liberaller, solcular, Arap milliyetçileri (Türk, Kürt ve Fars milliyetçileri de buna dâhildir); askerî-sivil bürokrasi, yüksek yargı, küresel sermayenin iç acenteliğini, komisyonculuğunu yapmaya aday ‘büyük sermaye’, STK’lar, kadın ve insan hakları dernekleri, Batı’nın İslam toplumlarındaki tabii müttefikleri ve politik uzantılarıdır. Mısır’da İhvan ve Selefiler karşısında yan yana dizilmiş bulunan söz konusu parti, örgüt ve kuruluşların sanki aralarında bir blok oluşturduklarını görüyoruz; tek eksikleri Gremshi’nin “tarihsel” dediği şeydir. Batı’nın Mısır’ı istediği mecrada tutmak için başvurabileceği ikinci enstrüman “ekonomi”dir. Bunun somut örneğini Türkiye’de deneysel olarak yaşıyoruz. Bizim gibi ülkelerde ekonomi uluslararası siyasetin bir enstrümanıdır. Şimdi Mısır’ın önüne de aynı programı koyuyorlar. Bu konuyu ele alacağız. Eğer Mısır, Batı’nın iç uzantıları ve ekonomiyle yola girmeyecek olursa, üçüncü ve en yıkıcı olanı başını komşularıyla derde sokup onu bir savaşın içine sürüklemek olacaktır. Araştırıldığında görülecek ki, Türkiye gibi Mısır’ın da kaşınıldığında komşularıyla bir dizi ihtilafı sıralanabilir; kısa zamanda “sıfır ihtilaf”, “sıfır dostluk ve komşuluğa” döner de “bu nasıl oldu” şaşar kalırsınız.

3 Ocak 2013, Perşembe
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.