Beşir Ayvazoğlu

b.ayvazoglu@zaman.com.tr

KÜLTÜR Yazarlar Beşir Ayvazoğlu

‘Altın Elbiseli Adam’ Türkiye’de

Keşfedildiğinde bütün Türk dünyasında büyük bir heyecana yol açan Altın Elbiseli Adam, Kazak Kültür Günleri çerçevesinde, 10 Ekim’den beri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. 9 Kasım’a kadar vaktiniz var; gidip görünüz iki bin beş yüz yıl öncesinden çıkıp gelen Altın Elbiseli Adam’ı...

-Kazakistan’ın Almatı şehri yakınlarındaki Esik kasabasında, 1969 yılı Haziran ayı başlarında yol çalışması yapan işçiler büyük bir taş kütlesiyle karşılaşır, bunun özenle işlenmiş bir kaya olduğunu fark edince vakit geçirmeden yetkililere haber verirler. Kazakistan Bilimler Akademisi’nden Arkeoloji Bölümü Başkanı Kemal Akişev hemen harekete geçer ve bir heyet teşkil ederek yaptığı kazı sonunda, o zamana kadar keşfedilenlerle mukayese edilemeyecek zenginlikte bir kurgan keşfeder. Mezar soyguncularının nasılsa ulaşamadığı, yedi metre derinlikte, ağaç kütükleriyle çevrelenmiş bu kurganda, binlerce parça altın ve gümüş eşya ile birlikte gömülmüş bir adam yatmaktadır. Adamın üzerinde saf altından imal edilmiş göz kamaştırıcı bir elbise vardır.

Bu önemli arkeolojik keşif dünyaya önce Komsomolkaya-Pravda gazetesi, daha sonra Kazak gazeteleri tarafından duyurulur. Keşfin mahiyetinin tam anlaşılabilmesi için, Kazak Edebiyatı gazetesinin 11 Eylül 1970 tarihli sayısında Mirzabek Düysenoğlu imzasıyla çıkan “Altın Elbiseli Adam” başlıklı makaleyi beklemek gerekecektir. Ertesi gün de Leninşil Cas gazetesinde daha fazla bilgi ve fotoğrafların yer aldığı “Eski Kalede Bulunmuş Enteresan Hazine” başlıklı bir makale yayımlanır.

Bu makalelerde verilen bilgilere göre, Esik kurganında yatan savaşçının üzerinde altınla bezeli olmayan hiçbir şey yoktur; zırhı, miğferi, kemeri, kılıcı, hançeri, çizmesi... At, aslan, yabani koyun, geyik, dağ keçisi resimleriyle işlenmiş olan bu kıyafet, aynı zamanda eşsiz bir sanat eseri niteliği taşımaktadır. Mısır firavunlarının mezarlarında bile görülmemiş bir zenginlikle karşılaşan arkeologlar hayret ve dehşet içindedirler. Bu hakikaten büyük bir keşiftir.

Peki, bu genç adam kimdir ve bu kurgana ne zaman gömülmüş olabilir? Bir laboratuarda yapılan radyokarbon çözümlemesi sonunda, Esik kurganında altın elbisesiyle yatan adamın, tahminen M.Ö. 5 veya 6. yüzyılda yaşamış 18-20 yaşlarında bir genç olduğu kanaatine varılır. Elbette sıradan bir genç değil, bir prens, bir tigin...

Genç adamla birlikte dört bin civarında altın eşya bulunduğu söyleniyor. Ayrıca çok sayıda gümüş eşya vardır ve bunlar arasındaki bir kadehin üzerindeki yazı arkeologların dikkatini hemen çekmiştir. 26 harfin bulunduğu bu yazı üzerinde ilk çalışma, dünyaca tanınmış Kazak şair ve tarihçisi Olcas Süleymanoğlu tarafından yapılır.

Kazak Edebiyatı gazetesinin 25 Eylül 1970 tarihli sayısında yayımlanan “Yedi Suvun Köhne Yazıları” başlıklı makalesinde, Altın Elbiseli Adam’ın kadehindeki harflere dik­kati çeken Olcas Süleymanoğlu’na göre, bu harfler hem Kazaklar, hem de Türk dilini konuşmakta olan bütün halklar için çok büyük önem taşımaktadır; çünkü bu harfler, sekizinci asra ait olduğu iddia edilen Orkun-Yenisey kitabelerindeki alfabenin başlangıcını, bu tarihlerden neredeyse bin beş yüz yıl daha geriye götürmekte, dolayısıyla resmi Sovyet kaynaklarında genç milletlerden olduğu iddia edilen Türklerin en az 2500 yıllık tarihe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Süleymanoğlu, Altın Elbiseli Adam’ın gümüş bardağındaki yazıyı şöyle okumuştur: “Khan Uya üç otuzı (da) yok boltı. Utgsi tozıltı” (Tigin 23’ünde öldü. Esik halkının başı sağ olsun).

Altın Elbiseli Adam’ın keşfi, Türkiye’de Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Belleten dergisinin Temmuz 1969 tarihli 131. sayısında TASS Ajansı’nın bir haberi kaynak gösterilerek duyurulmuş, fakat arkası gelmemiştir. Türk kamuoyu, bu konuda geniş bilgiyi, Almanya’da yaşayan Hasan Oraltay adında bir Kazak Türkü tarafından yazılan ve 1970 yılında Devlet gazetesinde yayımlanan makale sayesinde öğrenir. Aynı yıl Türk Kültürü dergisinde de yayımlanan bu yazıdan hareketle bir değerlendirme yazan Nihal Atsız’a göre, tarih boyunca Türklerin yaşadığı bölgede bulunan bir mezarın, aksi kesin delillerle ispat edilmedikçe, Türklere ait olması pek tabiidir. Altın Elbiseli Adam’ın bardağındaki yazıda kullanılan alfabenin de Göktürk alfabesinin ibtidai şekli olabileceğini söyleyen Atsız’a göre, milâttan önceki yüzyıllara ait olan bu mezar ve yazı, Türk tarihinin Kunlardan öncesini aydınlatabilecektir.

Günümüzde Türkologlar, bir Türk “tigin”i, yani prensi olduğundan hiç şüphe etmedikleri Altın Elbiseli Adam’ın mezarından çıkan alfabenin de Göktürk alfabesinin arkaik şekli olduğunda görüş birliğine varmış görünüyorlar.

Keşfedildiğinde bütün Türk dünyasında büyük bir heyecana yol açan Altın Elbiseli Adam, Kazak Kültür Günleri çerçevesinde, 10 Ekim’den beri İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Meraklılara sesleniyorum; 9 Kasım’a kadar vaktiniz var; gidip görünüz iki bin beş yüz yıl öncesinden çıkıp gelen Altın Elbiseli Adam’ı...

25 Ekim 2012, Perşembe
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.