CUMA YAZI Yazarlar Beşir Ayvazoğlu-"Ergenekon yurdun adı"

"Ergenekon yurdun adı"

Son günlerde medya "Ergenekon" haberleriyle dolup taşıyor. Tamam, "Türk Gladyosu" olduğu ve Türkiye'de bir kaos ortamı yaratarak darbeye zemin hazırlamak istediği iddia edilen gizli bir örgütün ismi...

Peki, bu örgütün kendisine isim olarak seçtiği Ergenekon nedir, ne demektir?

Bu konuları gündeme getirmek de galiba benim gibi yazarlara düşüyor.

Efendim, Ergenekon, Reşidüddin adlı Moğol tarihçisinin Camiü't-Tevarih ve Ebülgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk isimli eserlerinden bildiğimiz, bu iki eserde Moğol efsanesi olarak anlatılmakla beraber, başta Fuat Köprülü olmak üzere birçok ilim adamının aslında Göktürklerin türeyiş destanı olduğunu iddia ettikleri, öteden beri bize böyle öğretilen bir destanın adıdır.

Efsaneye göre, Tatar hanı Sevinç Han, Kırgız hanını ve başka hanları yanına alarak Göktürklere saldırır. Savaşı Göktürkler kazanırlarsa da, ganimete üşüşüp gaflete düşünce sür'atle geri dönüp saldıran düşmanları tarafından kılıçtan geçirilirler. Yalnız Göktürk hakanı İlhan'ın o yıl evlendirdiği Kıyan adlı küçük oğlu ve Nüküz (Ziya Gökalp'ın "Nohuz" şeklinde kaydettiği bu ismi, bazı yazarlar Tokuz'a çevirmişlerdir) isimli bir yeğeni vardır; bunlar eşleriyle birlikte kurtulmayı başararak at, davar ve devenin bol olduğu bir yere gelirler. Sürüleri önlerine katıp karla kaplı, sarp bir geçide ulaşırlar. Tehlikeyi göze alarak geçide girip ilerleyince karşılarına cennet gibi bir vadi çıkar. Her türlü av hayvanının bulunduğu bu verimli vadiye Ergenekon adını verirler. "Ergene" sarp, "kon" ise geçit demektir. İki aile, hayvanların etlerini yer, sütlerini içer, derilerini giyerler ve çocuklarını birbirleriyle evlendirerek çoğalmaya başlarlar. Aradan dört yüz yıl geçer. Artık bu vadiye sığamayacaklarını anlayınca atalarından duydukları geçidi ararlar, fakat bulamazlar. Bir demirci, vadiyi kuşatan dağlardan birinin demirden olduğunu, onu eriterek bir yol açabileceklerini söyler. Bunun üzerine dağın en geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür yığarlar. Yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yere yerleştirirler ve yaktıkları ateşi körüklemeye başlarlar. Demir erir ve yüklü bir devenin geçebileceği genişlikte bir yol açılır. Bu yolu kullanarak dışarı çıkar, Tatarlardan öçlerini alırlar. O sırada Göktürklerin hükümdarı Börteçene'dir. Börteçene, Moğolcada "Bozkurt" anlamına gelir.

Ergenekon'dan çıkışta bir bozkurdun yol gösterdiğine dair ayrıntı efsaneye sonradan eklenmiştir. Ancak bu konuda yazıp çizenler, Reşidüddin tarafından nakledilen efsanede Börteçene'nin Göktürk geleneğinin bir uzantısı olduğunu düşünüyor, hükümdar diye zikredilmesini İslâmî anlayışa uydurma gayretiyle açıklıyorlar.

Efsanenin ilgi çekici bir ayrıntısı daha var: Göktürkler, Ergenekon'dan Nevruz günü, yani 21 Mart'ta çıkmışlardır; o günü hiç unutmazlar ve her 21 Mart'ta bir demir parçasını kızdırarak, önce Hakan, sonra beyler, örste döverek kutlama törenleri yaparlar (Türk büyükleri bu töreni günümüze de taşımışlardı; hâlâ devam ediyor mu, bilmiyorum!)

Ergenekon, hakikaten güzel bir efsanedir! Fakat bu efsaneyi, bazı şairlerimizin yaptığı gibi, bugünün Türkçesiyle nazma çekerek yaşatmak mümkün değil. Bütün toplum tarafından sahip çıkılması gereken mitlerin, sembollerin, kavramların marjinal gruplar elinde kullanılamaz hâle gelmesini önlemenin en etkili yolu, onları yeniden yorumlayıp evrensel anlamlar yükleyerek şiire, romana, tiyatroya, sinemaya, plastik sanatlara vb. kazandırmaktır.

Sinemanın bugün ulaştığı teknolojik imkânları kullanarak yapılacak bir Ergenekon filminin ne kadar heyecan verici olacağını tahmin edebiliyor musunuz? Bu destana herhangi bir Avrupalı millet sahip olsaydı, bugüne kadar kaç operası, kaç balesi yapılmış, kaç romana konu olmuş, kaç ressamın hayalini kuşatmış ve kaç sinema filminde ince ince işlenmiş olurdu? Bizde sadece Ziya Gökalp ilgilenmiş:

Börteçene kurdun adı,

Ergenekon yurdun adı;

Dört yüz sene durdun, hadi,

Çık ey yüz bin mızrağımız!

mısralarıyla meşhur olan "Ergenekon Destanı"nı ve aynı efsaneden ilham alarak manzum "Alageyik" masalını yazmış, o kadar. Bir de, yanlış hatırlamıyorsam, Münif Fehim'in güzelce bir "Ergenekon'dan Çıkış" tablosu vardır.

Hayır, Yakup Kadri'nin Ergenekon'unu unutmadım. Ünlü yazarın Millî Mücadele yazılarını topladığı kitabının ismiyle tek ilişkisi önsözündeki şu cümledir: "Nerede ise yarım yüzyıllık bir hikâye bu. Ergenekon zaten bir masalın adı. Millî Mücadele ise bir Bozkurt destanı." Açıkçası, Yakup Kadri, Millî Mücadele'yi Ergenekon'dan çıkışa, Mustafa Kemal'i ise Bozkurt'a benzetiyor.

Peki, Ergenekon destanının özünün en güzel ifadesini İstiklâl Marşı'nda bulduğunu söylesem inanır mısınız?

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!

Ah, ah! Önce güzelim Kızılalma'yı aşındırdılar, şimdi de Ergenekon gitti! Yazık ki ne yazık!

31 Ocak 2008, Perşembe
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.