Edirne'den Kars'a kadar tüm detaylarıyla Türkiye'nin müze haritası

Edirne'den Kars'a kadar tüm detaylarıyla Türkiye'nin müze haritası
HABERLER CUMA
11 Ağustos 2009, Salı  11:06

Binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu'nun zenginlikleri müzelerde tarihin izlerini günümüze taşıyor. Temelleri 19. yüzyılda atılan Türk müzeciliği Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar çok önemli yol kat etti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın verilerine göre, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de koleksiyonculukla başlayan müzeciliğin ilk izlerine 13. yüzyılda Selçuklular döneminde rastlandı.

Eski Konya'nın bulunduğu höyüğü çevreleyen ve günümüze hiçbir izi kalmayan sur duvarlarının etrafına, ellerine geçen her döneme ait kabartmalı eserleri bir nizam çerçevesinde dizilmişti. Dulkadiroğulları Beyliği (1339-1522) döneminde bugünkü Kahramanmaraş Kalesi etrafında Geç Hitit eserlerinin biriktirildiği de biliniyor.

Osmanlı döneminde ise saraylarda bulunan hazine dairelerinde ata yadigarı kıymetli eserler, hediyeler ve savaşlarda elde edilen ganimetler korunmaktaydı.

19. yüzyıla gelindiğinde Türk müzeciliğinin temelleri atılmaya başlanırken, 1846 yılında Tophane-i Amire Müşiri Fethi Ahmet Paşa tarafından İstanbul'da Aya İrini Kilisesinde ilk müze kuruldu. Sadrazam Ali Paşa (1815-1871) müzeyi yeniden düzenleyerek ''Müze-i Hümayun-İmparatorluk Müzesi'' adını verdi. Müze müdürlüğüne önce 1869 yılında İrlandalı Edward Goold, daha sonra da 1872 yılında Alman Dr. P.A. Dethier getirilerek müze Çinili Köşk'e taşındı.

1881 yılında Osman Hamdi Bey Müze Müdürlüğü'ne getirildi ve Türk müzeciliği için yeni bir dönem başladı. 1884 yılında yeni bir Asar-ı Atika Nizamnamesi hazırlanırken, aynı dönemde eski eserlerin yurt dışına çıkarılması da yasaklandı. Osman Hamdi Bey, Çinili Köşk'ün bahçesine İstanbul Arkeoloji Müzesini yaptırdı ve onun döneminde, 1902 yılında Konya'da, 1904 yılında Bursa'da müze kuruldu.

Osman Hamdi Bey'in 1910 yılında vefatından sonra yerine kardeşi Halil Ethem Bey getirildi.

Halil Ethem Bey, özellikle Anadolu müzelerinin gelişmesine katkıda bulunurken, Türk İslam Eserleri (1914) ve İstanbul Şark Eserleri Müzesi (1925) onun zamanında kuruldu.

-''ETİ MÜZESİ'' FİKRİ-

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, daha Cumhuriyet kurulmadan önce müzecilik çalışmalarına ilişkin hedefleri de gösterdi.

O, Kurtuluş Savaşı yıllarında Sakarya Meydan Savaşı esnasında muharebenin zaferle sonuçlanacağına ve Misak-ı Milli sınırları içinde bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulacağına öylesine inanıyordu. Atatürk, Ankara'nın 90 kilometre ötesinde Sakarya Meydan Savaşının tüm hızıyla sürdüğü, top seslerinin Ankara'ya ulaştığı günlerde Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin temelini oluşturan bir ''Eti Müzesi'' kurulması emrini verdi.

Cumhuriyet'in ilk müze binası ise Etnografya Müzesi oldu. Etnografya Müzesi, 25 Mayıs 1928 tarihinde Afgan Kralı Amanullah Han'ın da katıldığı devlet töreniyle açıldı.

Müzenin mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu, anılarında, ''soğuk tipili bir kış günü Atatürk'ün inşaat sırasında kendilerini ziyaret ettiğini, Türk kahvesi ikram ettiklerini, Ata'nın, ön cephedeki kapıdan karlar altında görülen Ankara Ovası'nın bembeyaz manzarasına bakarak bugün Atatürk Orman Çiftliği'nin bulunduğu yerdeki bataklığın ağaçlandırarak güzel bir çiftlik haline getirilmesini, arkasından müzenin kubbesi altında oturup manzarayı seyretmenin çok hoş olacağını'' anlatır.

-TARİHİ ESERLER YURDA DÖNÜYOR-

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yurt dışına kaçırılmış olan eserlerin yeniden Türkiye'ye getirilmesine de çalışıldı.

Amerikan Konsolosluğu tarafından, Yunan ordularının İzmir'i terk etmelerinden önce İzmir Lisesi depolarında korunan ''Sardes'' kazısı eserleri bir gemi ile New York Metropolitan Müzesi'ne gönderildi. Eserler, 30 Ağustos Zaferinin ardından Atatürk'ün emriyle 1924'de yeniden Türkiye'ye getirildi.

Atatürk, TBMM'nin açılışından sonra 9 Mayıs 1920'de göreve başlayan ilk hükümetin yapacağı işler arasında eski eserlerin derlenmesini ve yeni müzeler kurulmasını istedi. Bu amaçla, Maarif Vekaletine bağlı Eski Eserler Müdürlüğü (Asar-ı Atika Müdürlüğü) kuruldu. Bu müdürlük, eski yıllardan kalan kıymetli mimari eserlerin ve ören yerlerinin korunmasından sorumluydu. Daha önce vilayetlerde kurulan Müze-i Humayun şubelerinin gözetim ve idari işlerini de yürüten müdürlük, 1 yıl sonra Asar-ı Atika Müdürlüğü, Hars (Kültür) Müdürlüğü'ne dönüştürülerek kadrosu daha da genişletildi.

5 Kasım 1922 tarihinde bir genelge ile arkeolojik ve etnografik eserlerin toplanması, envantere alınması ve yeni müzelerin kurulması istendi. 14 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında müzecilik geniş boyutları ile ele alınırken, Atatürk'ün isteği üzerine 1923'te kurulan Heyet-i İlmiye'nin görevleri arasında Ankara'da bir milli müzenin kurulması, Türk Etnografya Müzesinin hemen açılması ve Asar-ı Atika Nizamnamesi'nin gözden geçirilmesi konuları da yer aldı.

-TOPKAPI SARAYI VE AYASOFYA MÜZE OLUYOR-

Atatürk'ün talimatıyla 3 Nisan 1924 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Topkapı Sarayı'nın müze olarak ziyarete açılması kararlaştırıldı.

Atatürk, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki eklemelerle 700 bin metrekarelik bir alanı kaplayan ve 1855'e kadar 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olan sarayın müzeye dönüştürülmesi çalışmalarını yakından takip etti.

Büyük Önder, 1934 yılındaki son ziyaretinde sarayın kütüphanesinde bulunan, Piri Reis'in Amerika haritasının gizli olmamasını, dünyaya tanıtılmasını ve özellikle Amerika'ya gönderilmesini istedi.

Her fırsatta tarihi yerleri ve müzeleri ziyaret eden Atatürk, 1929 yılında Sultan Ahmet Camisi'nin restorasyonunu inceleyerek onarımın çabuklaştırılması talimatını verdi. Bu sırada, Ayasofya'nın harap halini de gören Atatürk, binayı Maarif Vekaleti'ne bağlayarak müze olmasını sağladı. Böylece, 911 yıl kilise, 481 yıl cami olarak kullanılan Ayasofya müze olarak hizmet vermeye başladı. Ayasofya, 1934 yılından bu yana en çok ziyaretçisi olan müzelerden biri olmayı sürdürüyor.

Yine Atatürk döneminde kurulan ve Türkiye'nin ilk resim heykel müzesi olan İstanbul Resim Heykel Müzesi için Dolmabahçe Sarayı'nın 9 bin metrekarelik Veliaht Dairesi tahsis edildi. 1937 yılının Eylül ayında açılan müzeye Ankara Halkevi, Dolmabahçe Sarayı, Maarif Vekaleti ve TBMM gibi yerlerdeki resim ve heykeller gönderildi.

Atatürk, çıktığı yurt gezilerinde müze ve ören yerlerine de uğradı ve o dönemde birçok müzenin kuruluşu ile bizzat ilgilendi.

-KAZILARA BAŞLANIYOR-

Cumhuriyetin 10. yıldönümünde Atatürk'ün talimatı ile milli kazılara başlandı. Atatürk, özellikle Hitit uygarlığının araştırılmasını isterken, Ankara yakınlarında Gavurkale (1930), Ahlatlıbel (1933), Karalar (1933), Çankırıkapı/Roma Hamamı, Etiyokuşu, (1937), Alacahöyük (1934), Pazarlı ve Büyük Güllücek (1934) kazıları gerçekleştirildi.

Bu dönemde, 1930 yılında başlayan Trakya Bölgesi araştırmaları ve 1932 yılında başlayan Hasankeyf yüzey araştırması da Atatürk'ün talimatıyla başlatılan çalışmalardan bazılarıydı. Bu kazılarda Cumhuriyet dönemi ilk arkeologları, tarihçileri, sanat tarihçileri, filologları, antropologları çalıştı.

1933 yılından itibaren Çanakkale-Truva, Çorum-Boğazköy, Malatya-Aslantepe başta olmak üzere yurdun dört bir yanında kazılara başlandı.

Atatürk, Berlin Müzesi'ni ve Pastdam Sarayı'nı gezdi; Bergama Zeus Sunağı'nın kendisini çok etkilediğini, Türkiye'den kaçırıldığını duyduğunda çok üzüldüğünü, sonraki yıllarda kuruluş çalışmalarını denetlerken Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz'e anlatmaktadır.

Değişik tarihlerde Alacahöyük, Gavurkale, Ahlatlıbel, Efes, Bergama, Aspendos Tiyatrosu'nu da gezen Atatürk, İmparator Marcus Aurelius Dönemi'nde (M.S.161-180) yapılan Aspendos Tiyatrosunu ziyareti esnasında tiyatronun restore edilerek kültürel etkinliklere açılmasını istedi.

Cumhuriyet'in ilk müzeleri için genelde tarihi binalar kullanıldı. Bununla, eski binaların bakım ve korunmasının sağlanması amaçlanırken, bugün de bu müzelerin bir çoğu ilk kuruldukları binalarda hizmet veriyor. Atatürk zamanında kurulan müzelerden bazıları ise şöyle:

-Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (1921)

-Antalya Müzesi (1922)

-Sivas Müzesi (1923)

-Adana Müzesi, Bergama Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi (1924)

-İzmir Müzesi, Edirne Müzesi, İzmir Müzesi, Etnoğrafya Müzesi (1925)

-Tokat Müzesi, Konya Müzesi, Amasya Müzesi (1926)

-Kayseri Müzesi (1929)

-Efes Müzesi (1930)

-Afyon Müzesi (1931)

-Sinop Müzesi, Van Müzesi (1932)

-Ayasofya Müzesi, Diyarbakır Müzesi (1934)

-Manisa Müzesi, Tire Müzesi (1935)

-Çanakkale Müzesi, Niğde Müzesi, Tire Müzesi (1936)

-İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (1937).

-BAŞKENT ANKARA'NIN MÜZELERİ

Başkentteki ilk müze 1921 yılında Ankara Kalesi'nin ''Akkale'' olarak isimlendirilen burcunda kuruldu. Anadolu'nun değişik bölgelerinden eserler Ankara'ya gönderilmeye başlayınca geniş mekanlara sahip bir müze binasının gerekliliği ortaya çıktı.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin temelleri, henüz Sakarya Meydan Muharebesi'nin sürdüğü dönemde atıldı. Atatürk'ün isteği doğrultusunda merkezde bir ''Eti Müzesi'' kurulması düşüncesinden hareketle o zamanki Hars (Kültür) Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından devrin Maarif Vekili Saffet Arıkan'a, metruk halde bulunan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Hanın onarılarak müze binası olarak kullanılması önerildi.

Bu düşünce kabul edildi ve 1938-1968 yılları arasında restorasyon çalışması yapıldı. Bedestenin orta bölümünde yer alan kubbeli mekanın büyük bir kısmının onarımının 1940 yılında bitirilmesi ile eserler, Alman Arkeolog H.G. Guterbock başkanlığındaki bir heyet tarafından yerleştirilmeye başlandı. 1943 yılında binaların onarımı devam ederken, orta bölüm ziyarete açıldı. Bu bölümün onarım projesi Yüksek Mimar Macit Kural, ihale sonrası onarımı ise Yüksek Mimar Zühtü Bey tarafından gerçekleştirildi.

Müze yönetimi, 1948 yılında Akkale'yi depo olarak bırakıp, Kurşunlu Han'ın onarımı tamamlanan dört odasına yerleşti. Kubbeli mekanın çevresindeki arastanın restorasyon ve teşhir projeleri Anıtlar Yüksek Mimarı İhsan Kıygı tarafından hazırlanarak uygulandı.

Beş dükkan orijinal halde bırakılıp, dükkan aralarındaki bölmeler kaldırıldı ve teşhir için geniş bir çevre koridoru elde edildi. Müze yapısı, 1968 yılında son şeklini aldı. Günümüzde yönetim binası olan Kurşunlu Han'da araştırmacı odaları, kütüphane, konferans salonu, laboratuvar ve iş atölyeleri yer alırken, Mahmut Paşa Bedesteni ise teşhir salonu olarak kullanılıyor.

Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu arkeolojisine ait eserler, Osmanlı Devrinin tarihi mekanlarında Paleolitik Çağ'dan başlayarak bugüne kadar kronolojik bir sıra ile sergileniyor.

Tarihi yapıları ve değerli koleksiyonları ile dünyanın ilgisini çeken Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 19 Nisan 1997 tarihinde İsviçre'nin Lozan kentinde 68 müze arasından seçildi ve ''Avrupa'da Yılın Müzesi'' unvanı verildi.

Müzede, Paleolitik Çağ (Yontma Taş Çağı), Neolitik Çağ (Cilalı Taş Çağı), Kalkolitik Çağ (Bakır Taş Çağı), Eski Tunç Çağı (Maden Çağı), Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Hititler, Frigler, Urartular, Geç Hititler dönemine ait eserler yer alıyor.

M.Ö. 1. binin ikinci yarısından başlayarak Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait altın, gümüş, cam, mermer, bronz eserler ile ilk paradan başlayarak günümüze kadar madeni paraları da içeren koleksiyonlar da müzenin alt katında sergileniyor.

-KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİ-

Ulus Meydanı'nda bulunan Birinci Meclis binasının yapımına 1915 yılında başlandı. İlk olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti kulüp binası olarak tasarlanan binanın planı Evkaf Mimarı Salim Bey tarafından yapıldı. Binanın inşasına ise kolordunun askeri mimarı Hasip Bey nezaret etti.

Türk mimari stilinde olan iki katlı binanın en belirgin özelliği duvarlarında Ankara taşı (andezit) kullanılması. Meclis'in, 23 Nisan 1920'de bu binada toplanması kararlaştırıldığında henüz bitirilmemiş olan bina, milli bir heyecanın eseri olarak milletin katkısıyla tamamlandı.

23 Nisan 1920-15 Ekim 1924 tarihleri arasında Meclis Binası olarak kullanıldıktan sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi ve Hukuk Mektebi olarak işlevini sürdüren bina, 1952'de Maarif Vekaletine devredildi. Binanın 1957 yılında müzeye dönüştürülmesi için çalışmalara başlandı. Tarihi bina, 23 Nisan 1961 tarihinde ''Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi'' adıyla halkın ziyaretine açıldı.

Bina, Atatürk'ün doğumunun 100. yılını kutlama programı çerçevesinde, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon, teşhir ve tanzim çalışmaları tamamlanarak 23 Nisan 1981 tarihinde ''Kurtuluş Savaşı Müzesi'' adıyla yeniden ziyarete açıldı.

-CUMHURİYET MÜZESİ

Mimar Vedat Tek tarafından 1923 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli (toplanılacak yer) olarak tasarlanan ve inşa edilen bina, işlevi değiştirilerek Meclis olarak kullanıldı.

Bodrum üzerine iki katlı olan bu yapının iç bölümleri, iki kat boyunca yükselen ortadaki Meclis salonunun üç kenarında yer alıyor. Girişten sonra enine uzanan, iki ucunda merdivenlerin yer aldığı geniş geçidin üzerinde, Selçuklu ve Osmanlı bezeme motifleri bulunuyor.

Büyük salonda yer yer localarla değerlendirilen salonun özellikle yıldız motiflerini içeren ahşap tavanı, sonradan düzenlenen taç kapı ve bazı noktalar dışında kemerler, saçaklar, yer yer çinilerin yer aldığı bölümlerle o dönemin mimari özelliklerini yansıtıyor.

Birinci TBMM binasının bazı açılardan yetersiz olması ve gelişen Cumhuriyet Türkiye'sinin ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle bina birtakım değişiklikler geçirdi. Bina, daha sonra II. TBMM olarak 18 Ekim 1924 tarihinde hizmete açıldı.

Türk siyasi tarihinde önemli yeri olan II. TBMM binası da işlevini 27 Mayıs 1960 tarihine kadar 36 yıl boyunca sürdürdü. 1961 yılında Meclis'in yeni yapılan modern binasına taşınması üzerine bina, Merkezi Antlaşma Teşkilatı'na (CENTO) tahsis edildi. Bina, 1979 yılında CENTO'nun kaldırılmasıyla Kültür Bakanlığı'na devredildi.

Binanın ön kısmının Cumhuriyet Müzesi olarak düzenlenmesi, arka kısmının ise Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün hizmet binası olarak kullanılması kararlaştırıldı.

Müze kısmı, onarım ve restorasyonlardan sonra düzenlenerek 30 Ekim 1981 tarihinde Cumhuriyet Müzesi olarak ziyarete açıldı. Bu düzeniyle 1985'e kadar hizmet veren bina, aynı yıl ziyarete kapatılarak teşhir çalışmaları başladı. Çalışmalar, 1991 yılına kadar devam ettikten sonra Ocak 1992'de yeniden ziyarete açıldı.

Müzede Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar dönemini yansıtan olaylar, sözleri, fotoğrafları, bazı özel eşyaları ile o dönemde Mecliste alınan kararlar ve kanunlar sergileniyor.

-ETNOGRAFYA MÜZESİ

Etnografya Müzesi, Ankara'nın ''Namazgah'' semtinde kuruldu. Anılan tepe, 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince müze yapılmak üzere bağışlandı. 15 Nisan 1928 tarihinde müzeyi ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Paşa, müze hakkında bilgi aldıktan sonra, Afgan Kralı Amanullah Han'ın Türkiye'yi ziyareti nedeniyle müzenin açılması talimatını verdi.

Müze, 18 Temmuz 1930 tarihine değin halka açıldı ve 1938 Kasım ayında müzenin iç avlusu, geçici kabir olarak ayrılıncaya kadar açık kaldı. Atatürk'ün naaşı, 1953 yılında Anıtkabir'e götürülünceye değin burada kaldı. Bu kısım halen Atatürk'ün anısına hürmeten sembolik bir kabir şeklinde korunuyor ve üzerinde beyaz mermere yazılmış şu kitabe bulunuyor:

''Burası 10.11.1938'de sonsuzluğa ulaşan Atatürk'ün 21.11.1938'ten 10.11.1953'e kadar yattığı yerdir.''

Binaya 24 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor; 4 sütunlu, üçlü bir giriş sistemi bulunuyor. Kapıdan girilince kubbealtı holüne, oradan da ''iç avlu'' denilen sütunlu kısma geçiliyor. Buranın ortasında mermer bir havuz bulunurken, çatı kısmı açık bırakıldı. İç avlu, Atatürk'e geçici kabir olarak ayrıldığında, havuz da bahçeye nakledilerek çatısı kapatıldı. İç avlunun etrafında simetrik olarak büyüklü küçüklü salonlar yer alıyor.

Türk sanatının Selçuklu Devrinden bugüne kadar örneklerinin sergilendiği müzede özellikle Anadolu etnografya ve folkloru, sanat tarihi ile ilgili eserleri içeren bir ihtisas kütüphanesi de bulunuyor.

-DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ-

Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Atatürk'ün direktifleri üzerine Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından projelendirilerek 1927 yılında inşa edildi.

Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 2 Nisan 1980 tarihinde törenle hizmete açılan müze binasında, Türk motifleri ile süslü, 500 koltuklu bir salon bulunuyor. Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin de temsiller verdiği salonda ayrıca, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü de etkinlikler düzenliyor.

Bina, geçtiğimiz yıl Kültür ve Turizm Bakanlığınca tadilata alındı. Tadilatın yanı sıra yeniden düzenlenen ön bahçeye de 2 bin 500'ün üzerinde ağaç ve bitkinin yanı sıra, heykeller de bulunuyor. Bahçede Türk resim sanatının abide ismi İbrahim Çallı'nın bir heykeli de yer alıyor.

-GORDİON VE ALAGÖZ KARARGAH MÜZELERİ-

Ankara'nın Polatlı ilçesinde bulunan Gordion Müzesinde Frig Krallığı'nın başkenti Gordion'un kalıntıları ve buradan gün yüzüne çıkartılan tarihi eserler sergileniyor.

Polatlı ilçesine bağlı Alagöz Köyünde bulunan ve Atatürk'ün Sakarya Savaşı'nı idare ettiği çiftlik evi, 10 Kasım 1968 tarihinden beri Alagöz Karargah Müzesi olarak hizmet veriyor.

-PEMBE KÖŞK MÜZESİ-

Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Çankaya'da, 1924'te satın aldığı ve Pembe Köşk olarak bilinen bağ evi, İnönü Vakfı tarafından ''müze ev'' olarak düzenlenerek ziyarete açıldı. Müze evde İnönü ve ailesine ait çeşitli eşya ve eserler sergileniyor.

-RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ-

Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara Kalesinin karşısındaki tarihi binada kuruldu. Ticari geçmişin simgelerinden biri olan bu tarihi yapı, sanayi objeleri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mihrimah Sultan'ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından 1522–1523 yıllarında yaptırılan ve 5 yüzyıla yakın bir süre önce inşa edilmesine rağmen bugüne kadar ayakta kalan Çengelhan, tipik bir Anadolu kervansarayı mimarisinde inşa edildi.

1990 yılında kurulan Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı, Çengelhan'ı Vakıflar Genel Müdürlüğünden kiraladı. Restorasyon çalışmalarına 2003 yılında başlanan bina, Nisan 2005'te vakfa bağlı müze olarak ziyarete açıldı.

İSTANBUL'UN HAFIZASI MÜZELERDE SAKLI

İstanbul'un hafızası şehrin çeşitli yerlerine dağılmış halde bulunan tarihi müzelerde saklı duruyor.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış İstanbul'da tarihe tanıklık eden yaklaşık 80 müze bulunuyor.

Bunların arasında en önemlisi olan ve Osmanlı Devleti'nin en güçlü çağlarına tanıklık eden Topkapı Sarayı, günümüzde müze ziyaretçilerini de tarihin ışıltılı sayfalarına davet ediyor.

Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478'de yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid'in Dolmabahçe Sarayı'nı inşa ettirmesine kadar yaklaşık 380 sene Osmanlı devletinin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı oldu. Topkapı Sarayı, 1924'de müze olarak halkın ziyaretine açıldı.

Etrafı Sur-u Sultani adıyla tanınan surlarla çevrili sarayın ana giriş kapısı Bab-ı Hümayun (Padişah Kapısı) adını taşıyor. Padişah kapısından birinci avluya girildiği zaman solda 6. yüzyıl Bizans eseri olan Aya İrini Müzesi, Darphane-i Amire, saray fırınları, Çinili Köşk ve Arkeoloji Müzeleri yer alıyor. İkinci kapı Bab-üs Selam'dan, devlet ve hükümetin yönetim merkezinin olduğu ikinci avluya açılıyor.

İkinci avlunun sağ tarafında ''Matbah-ı Amire'' adıyla bilinen saray mutfakları yer alıyor. Sarayda mevcudu 12 bini geçen Çin ve Japon porselenlerinin 2 bin 500 kadarı bu bölümde sergileniyor.

Yabancı ziyaretçilerin ilgi odağı olan Topkapı Sarayı Haremi dar ve uzun koridorlar, küçük iç avlular etrafındaki 400 kadar odadan oluşuyor. Sultanın annesi, kız, erkek kardeşleri, ailenin diğer fertleri ve geniş aileye hizmet eden cariye ve harem ağalarının bulunduğu evin özel bölümü olan ''harem''de günümüzde ziyaretçiler, koridorlarda saklı geçmişin izlerini sürüyor.

Üçüncü avluya Bab-üs Saade (Saadet Kapısı) denilen kapıdan giriliyor. Sultanın özel avlusu olan bu avluda (Enderun) adlı saray üniversitesi, taht odası, sultanın hazine dairesi ve kutsal emanetler bölümü yer alıyor.

Sultanlar elçi kabullerini taht odasında yapar, yüksek devlet memurları ile de burada görüşürlerdi. Avlunun ortasında bulunan 18 yüzyılda inşa edilen III. Ahmet Kütüphanesi, Barok üslubunun Türk mimarisine uyumunun tipik ve güzel bir örneğini oluşturuyor.

Avlunun sağ yan bölümünde sultan elbiseleri koleksiyonunun yer aldığı bölümde özel saray tezgahlarında, elde yapılmış kumaşlardan dikilen 2 bin 500 kadar elbise sergileniyor.

-DÜNYANIN EN ZENGİN HAZİNESİ-

Dünyanın en zengin koleksiyonu olan Topkapı Sarayı Müzesi hazine koleksiyonu 4 odada teşhir edilen otantik ve orijinal eserlerden oluşuyor. Değişik yüzyıllardaki Türk mücevherat işçiliğinin şaheserleri ile Uzak Doğu, Hint ve Avrupa eserlerinin de sergilendiği bölümde kıymetli taşlarla süslü tahtlar ve sultanların nadide taşlarla süslü sorguçları, Rus-Çin-İran-Hind el işi güzel eserler, devlet madalyonları, yeşim, tutya ve neceften yapılma eşsiz eserler, bir 16 yüzyıl merasim miğferi, her biri 48 kg som altından yapılan iki büyük şamdan, merasim kılıç ve hançerleri, takı ve yüzükler, sarayın sembolü Topkapı hançeri, Kaşıkçı Elması, III. Mustafa'nın süslü zırhı ve altın üzeri değerli taşlarla süslü beşik gibi parçalar görülebiliyor.

Yavuz Sultan Selim'in Mısır ve Hicaz'ı Osmanlı topraklarına katması, Hilafet'i Abbasi Halifesinden devralmasının ardından beraber İstanbul'a getirilen, İslam'ın kutsal emanetleri o tarihten beri Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Dairesinde muhafaza ediliyor. Daha önce taht odası olarak kullanılan bölümde Hz. Muhammed'in kılıçları, yayı ve değerli bir kutu içerisinde muhafaza edilen hırkasının yanı sıra peygamberin mührü, sakal-ı şerifi, mektup ve ayak izleri sergileniyor. İlk el yazma Kuran-ı Kerim, Kabe'nin anahtarları, diğer peygamberler ve dört halifeye eşyalar sergilenen diğer eserler arasında yer alıyor. Kutsal Emanetler Dairesi'nde Yavuz Sultan Selim'in başlattığı 24 saat kesintisiz Kur'an- Kerim okuma geleneği devam ediyor.

Dördüncü avluda, sarayın tek ahşap pavyonu, 17. yüzyıl zengin işlemeli ve çinilerle süslü Bağdat ve Revan köşkleri ve Sultan Abdülmecit tarafından inşa edilen en son yapı olan Mecidiye köşkü yer alıyor.

-DOLMABAHÇE SARAYI-

İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı ise hem içindeki eserlerin günümüze kadar korunması hem de Mustafa Kemal Atatürk'ün vefat ettiği ikametgah olması sebebiyle yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Toplam 285 odası ve 43 salonu olan sarayın ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan ''Muayede Salonu'' adıyla bilinen tören ve balo salonu yer alıyor. Sarayın giriş tarafı sultanın kabul ve görüşmeleri, tören salonunun diğer tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak kullanılıyordu.

İç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası eksiksiz olarak, orijinal haliyle günümüze ulaşan Dolmabahçe Sarayı'nın duvar ve tavanları, devrin Avrupalı sanatkarlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeden oluşuyor.

Hereke ipek ve yün halılarının, Türk, Avrupa ve Uzak Doğu'nun ender dekoratif el işi eserlerinin her yerini süslediği saray, dünyadaki saraylar içinde en büyük balo salonuna sahip. Kubbesinde 4,5 ton ağırlığında devasa kristal avize asılı olan ve zamanında önemli siyasi toplantıların, tebrik ve baloların düzenlendiği büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştı.

Sarayın uzun koridorlarından geçilerek varılan harem dairesinde, sultan yatak odaları ve sultanın annesiyle diğer kadın ve hizmetkarların bölümleri bulunuyor.

Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün İstanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanılan sarayda en önemli olay 1938'de Atatürk'ün vefatı olarak biliniyor. Halkın ziyaretine açık tutulan Atatürk'ün naaşı buradan Ankara'ya gönderilmişti. Saraydaki saatler Büyük Önder'in anısına, halen vefat saati olan 09.05'i gösteriyor.

-AYASOFYA MÜZESİ-

Ayasofya 916 yıl baş kilise ve 477 yıl cami olarak, aynı Tanrı'ya inanan iki değişik dinin hizmetinde oldu; daha sonra Atatürk'ün emriyle 20. Yüzyıl'ın başında müzeye dönüştürüldü. Müzede, sonraki yıllarda ortaya çıkartılıp temizlenen bir kısım mozaikler Bizans'ın önemli sanat eserleri arasında yer alıyor.

415 yılında inşa edilen, ancak 532 yılında Roma İmparatoru Justinyenus'un aleyhine gelişen isyanla yakılan ahşap kilisenin yerine, 532- 537 yılları arasında yapılan Ayasofya kilisesi, Hıristiyanlık aleminin bu en büyük kilisesi konumundaydı. Açılış töreninde, heyecanına hakim olamayan İmparator Justinyanus atların çektiği arabası ile içeriye dalmış, Tanrıya şükrederek, Süleyman Peygambere üstün çıktığını haykırmıştı.

Ayasofya'nın orijinal, basık kubbesi 558 yılında yıkıldı; yerine yapılan ikinci kubbe daha yüksek ve daha küçük çaplı tutuldu. Bu kubbenin de yarıya yakın kısmı 10. ve 14. Yüzyıllarda iki defa daha çöktü. Ayasofya her devirde hazineler dolusu harcamayla ayakta tutulabildi.

Fatih Sultan Mehmed'in 1453 yılında İstanbul'u fethetmesiyle, harap durumdaki Ayasofya derhal camiye çevrilerek ayakta kalması sağlandı. Büyük Türk mimarı Mimar Sinan'ın 16. Yüzyıl'da eklediği payanda duvarları, 19. yüzyıl ortasında Mimar Fossati kardeşlerin restorasyon çalışmaları ve 1930'dan itibaren yapılan diğer restorasyonlar ve kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi yapının önemli restorasyonları arasında sayılıyor.

Avlunun içerisindeki müze girişinin ardından dış koridor 5 kapı ile iç koridora, burası da 9 kapıyla kilisenin esas kısmına açılıyor. İmparator kapısı girişi üzerindeki 9. Yüzyıl'a ait mozaik panoda, ortada tahtta oturan İsa'dan bir imparator şefaat isteğini ifade ediyor. Yanlardaki madalyonlarda Meryem Ana ve Baş Melek Cebrail'i tasvir eden portreler bulunuyor

Apsis yarı kubbesinde kucağında çocuk İsa ile Meryem Ana, sağ yanda da Baş Melek mozaikleri bulunuyor.

Yapının pandantiflerinde bulunan 6 kanatlı serafim (melek) tasvirinin birinin, 160 yıl önce tahrip olmasından endişe edilerek badana ve metal maske ile kapatılan yüz mozaiği de yapıdaki son restorasyonlarda ortaya çıkarılan diğer saklı sanat eserleri arasında bulunuyor.

Ayasofya'nın cami olarak kullanılmasıyla kubbesine işlenen Nur Suresi, 19. Yüzyıl ortalarında dönemin büyük ustaları tarafından yazılan bu Hüsn-i Hat'lar birer şaheser sayılıyor. Yuvarlak tablolarda Allah, Hz. Muhammed, 4 halife ve Hasan-Hüseyin isimleri yer alıyor.

Döneminin güzel örnekleri mihrap üstü vitraylar, apsis içine yerleştirilmiş cami mihrabı, yanındaki minber ve mevlithanlar balkonu yapıdaki Türk dönemi ekleri arasında bulunuyor.

-AYASOFYA'NIN MUHTEŞEM MOZAİKLERİ-

Güney galeride, yanındaki pencereden giren gün ışığı altında, Bizans mozaik sanatının şaheser Diesis mozaik panosu yer alıyor. Panoda ortada İsa, onun sağında Meryem, solunda ise Hz. Yahya yer alıyor.

Güney galeri dibindeki 12. yüzyıla ait mozaik panoda, Meryem Ana ve çocuk İsa, İmparator II. Komnenus, İmparatoriçe İrene, yan duvarında hasta Prens Aleksios tasvir ediliyor. Buradaki ikinci panoda, tahta oturmuş İsa, yanında İmparatoriçe Zoe ve üçüncü kocası Konstantin Monomakhos bulunuyor. Panoda İmparatorluk ailesinin kiliseye şükran ve bağışları tasvir ediliyor.

Müzenin çıkışında görülen 10. Yüzyıl'dan kalma mozaik panoda ise ortada Meryem Ana ve çocuk İsa, yanlarda ise onlara şehir maketini sunan Büyük Konstantin ile Ayasofya maketini sunan Justinyen bulunuyor. Çıkışta kısmen zemine gömülü M.Ö. 2. Yüzyıl'dan kalma muazzam bronz kapıların Tarsus'taki bir pagan mabedinden getirildiği biliniyor.

Ayasofya bahçesinde ise Sultan I. Mahmud tarafından yaptırılan şadırvan, muvakkithane ile II. Selim, III. Murat ve III. Mehmet ile şehzadelerin türbeleri bulunuyor.

-İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ-

Sultanahmet Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi'ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerinden girilen İstanbul Arkeoloji Müzeleri, 19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından Devlet Müzesi (Müze-i Hümayun) olarak 1891'de ziyarete açıldı.

Dünyadaki büyük müzeler arasındaki seçkin yerini koruyan müzedeki koleksiyonlar arasında Balkanlar'dan Afrika'ya, Mezopotamya'dan Arap yarımadasına ve Afganistan'a kadar Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan bölgelerden çeşitli uygarlıklara ait zengin ve önemli eserler sergileniyor.

Dış cephesi ''İskender Lahti'' ve ''Ağlayan Kadınlar'' lahitlerinden esinlenerek yapılan iki katlı ana binanın üst katında küçük boyutlu tas eserler, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler; hazine bölümü ve yaklaşık 800 bin sikke, mühür, nişan, madalya ve sikke kalıplarının bulunduğu gayri İslami ve İslami sikke kabineleri ile yaklaşık 70 bin kitaplı kütüphane yer alıyor.

Binanın alt kat salonlarında İskender lahdi, ağlayan kadınlar lahdi, Satrap lahdi, Lykia lahdi, tabnit lahdi gibi Sayda kral mezarlarında bulunan ünlü lahitler sergileniyor. Önemli antik kent ve bölgelerden gelen heykel ve kabartmaların yer aldığı Antik Çağ heykelciliği sergilemesi de yine alt katta bulunuyor. Bu sergilemede Arkaik Dönemden Bizans Dönemine kadar olan heykel sanatı gelişimi kronolojik sıralama içinde en seçkin örneklerle veriliyor.

Yeni binanın 1. katında ''Çağlar boyu İstanbul'', 2. katında ''Çağlar boyu Anadolu ve Troia'' ile en üst katta ''Anadolu'nun Çevre Kültürleri; Kıbrıs, Suriye - Filistin'' sergileme salonları bulunuyor.

Ek binanın giriş katında ise ''Çocuk Müzesi'' ile mimari eserler sergilemesi yer alıyor. Ağustos 1998'de ziyarete açılan Thrakia-Bithynia ve Bizans sergileme salonu ''İstanbul'un Çevre Kültürleri'' adı altında giriş katının hemen altındaki kotta gezilebiliyor.

Müze 100. kuruluş yıl dönümü olan 1991 yılında alt kat salonlarında yapılan yeni düzenleme ve ek bina sergilemesi ile Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nü aldı.

-ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ-

Osman Hamdi Bey tarafından, 1883 yılında Sanayi-i Nefise olarak yaptırılan bina 1917-1919 ve 1932-1935 yılları arasındaki çalışmalarla müze olarak düzenlendi. 1974 yılında iç mekanları değiştirilip yeni bir sergileme ile yeniden ziyarete açılan iki katlı müze binasının üst katında Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserleri sergileniyor.

Akad Kralı Naramsin'in steli, Kadeş Antlaşması ve Zincirli heykeli müzenin benzersiz eserleri arasında yer alıyor.

Bu müzede, ayrıca 75 bin çivi yazılı belgenin korunduğu ''Tablet Arşivi'' bulunuyor.

-ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ-

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan ve İstanbul'daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden biri sayılan köşk, 1981 yılında konumu nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne devredildi.

Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlı, girişte 14 sütunlu mermer bir revak bulunuyor. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslü, 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergileniyor. Müze ve depolarında yaklaşık 2 bin eser bulunuyor.

-TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ-

Türk ve İslam sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesi olan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Süleymaniye Camisi külliyesi içinde yer alan imaret binasından 1983 yılında, bugün içinde bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı'na taşındı.

16. Yüzyıl Osmanlı sivil mimarisi örneklerinin en önemlilerinden, Roma dönemine uzanan tarihi hipodromun kademeleri üzerinde yükselen İbrahim Paşa Sarayı'nın bugün müze olarak kullanılan kısmı, halı sanatının dünyadaki en zengin koleksiyonunu oluşturan halı, el yazmaları ve hat sanatı, ahşap eserler, taş sanatı, seramik ve cam, maden sanatı ve etnografya bölümlerinden oluşuyor.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi, 1984 yılında Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışması Jüri Özel Ödülü'ne 1985 yılında da Avrupa Konseyi-UNESCO tarafından çocuklara kültür mirasını sevdirme konusundaki çalışmalarından ötürü verilen ödüle değer bulundu.

-YILDIZ SARAYI MÜZESİ-

Yıldız Sarayı, Beşiktaş Yıldız Tepesi'nde Türk Osmanlı Saray mimarisinin en son örneğini teşkil eden yapı grupları arasında sayılıyor.

Kanuni Sultan Süleyman döneminden beri padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılan araziye ilk kasrı yaptıran 17. yüzyılda Sultan I. Ahmet idi. Daha sonra Sultan IV. Murat, III. Selim, II. Mahmut, Sultan Abdülmecit tarafından köşkler yaptırıldı. Sultan Abdülaziz, Balyan ailesi mimarlarına ''Büyük Mabeyn Köşkü''nü inşa ettirdi. Daha sonra da ''dış bahçe'' denilen kısma Malta ve Çadır köşklerini, asıl saray kısmına ise Çit Kasrı'nı ekletti.

Saray asıl yapılaşmasına II. Abdülhamid döneminde başladı ve buraya Yıldız Saray-ı Hümayunu ismi verildi. Saray, sultanlar ve şehzadeler tarafından ikametgah olarak kullanılan ve resmi görevlilere tahsis olunan köşklerden başka tiyatro, müze, kitaplık, eczane, hayvanat bahçesi, mescit, hamam, tamirhane, marangozhane, demirhane, kilithane gibi değişik binaları da kapsıyordu. Sarayın hemen dışında Birinci Ordu'ya bağlı hassa tümeninin askerleri bulunmaktaydı.

Sultan II. Abdülhamid'den sonra, yerine geçen Sultan Mehmet Reşat (1909-1918), ''Hususi Daire'' denilen köşkün ''Dört Mevsim Salonunda'' ameliyat edildi. 3 Temmuz 1918'de ölümünden sonra, Sultan VI. Mehmet Vahidettin (1918-1922) padişah oldu.

Daha çok Dolmabahçe Sarayı'nda ikamet eden, Sultan Vahidettin zaman zaman Yıldız Sarayı'nı da kullandı.

Uzun süre Harp Akademileri binası olarak kullanılan saray, 1978 yılında, Kültür Bakanlığı'na devredildi ve daha sonra Yıldız Sarayı Müdürlüğü kuruldu. 8 Nisan 1994'de ise Yıldız Sarayı Müzesi ziyarete açıldı. Sarayın ihtiyacı olan mobilyalar Sultan II. Abdülhamid'in emri ile yaptırılmış marangozhane binasında bulunuyor.

Müzede sergilenen eserler genellikle saraya ait. Sergilemede Sultan II. Abdülhamid'in kişisel eşyaları, kendisine armağan edilen eser niteliğindeki objelerden başka, müzenin eski marangozhanede olmasından dolayı ahşap eserlere ve Yıldız Porselen Fabrikası ürünlerine de yer veriliyor.

Günümüze ulaşabilen tek saray tiyatrosu olan Yıldız Sarayı Tiyatrosu ve Sahne Sanatları Müzesi, Sultan II. Abdülhamid tarafından 1889 yılında yaptırıldı. Bu yapı, bitişiğinde bulunan Gedikli cariyeler binasıyla birlikte Tiyatro ve Sahne Sanatları Müzesi olarak düzenlendi.

Sahne Sanatları Müzesi'nde ise halen geleneksel ve batı etkisinde gelişen tiyatro tarihine ait ve arşiv değeri taşıyan belgeler ile ünlü sanatçılara ait bazı kişisel eşyalar sergileniyor.

SANATSEVERLERİN ADRESİ

Boğaziçi'nin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Emirgan'da bulunan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) zengin koleksiyonu ve her yıl gerçekleştirdiği uluslararası sergilerle sanatseverlerin ilgisini çekiyor.

Mısırlı Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından 1927 yılında İtalyan mimar Edouard De Nari'ye yaptırılan, kısa bir süre Karadağ Sefareti olarak hizmet veren ve 1950 yılında Adanalı sanayici Hacı Ömer Sabancı tarafından Hidiv ailesine mensup Prenses İffet'ten satın alınan köşk, Hacı Ömer Sabancı'nın vefatından sonra aile büyüğü olan iş adamı Sakıp Sabancı tarafından konut olarak kullanılmaya başladı.

Fransız heykeltıraş Louis Doumas'ın 1864 yapımı at heykelinden ötürü ''Atlı Köşk'' olarak anılan yapı, 1998 yılında içindeki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi'ne tahsis edildi.

Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan Müzenin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşturuldu.

Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki sürekli koleksiyonlardan ''Osmanlı Hat Koleksiyonu'', Osmanlı Hat Sanatının 500 yıllık örneklerine kapsamlı bir bakış sunuyor. Başta nadir el yazması Kuran-ı Kerim'ler olmak üzere, kıtalar, murakkaalar, levhalar, hilyeler, ferman, berat ve menşurlar ile hattat aletlerinden oluşuyor. Müzenin ''Resim Koleksiyonu'' ise erken dönem Türk resminin seçkin örnekleri ile Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde İstanbul'da çalışmış yabancı sanatçıların eserlerinden oluşuyor. 1850-1950 yılları arasında yoğunlaşmakta olan koleksiyonda Raphael, Konstantin Kapıdağlı, Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid, Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Fikret Mualla gibi yerel sanatçılar ile Fausto Zonaro ve Ivan Ayvazovski gibi yabancı sanatçıların eserleri bulunuyor. Müze bahçesindeki ''Arkeolojik ve Taş Eserler Koleksiyonu'' da Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze ulaşmış parçalardan oluşuyor.

Atlı Köşk'ün giriş katındaki üç oda, Sabancı ailesinin köşkte yaşadığı dönemde kullandığı mobilya ve 18-19. yüzyıl dekoratif sanat eserleriyle döşenmiş halde olduğu gibi korunuyor. Koleksiyonun her geçen yıl zenginleştiği müzede, ayrıca 17. yüzyıl Kabe-i Şerif iç örtüsü parçası, 19. Yüzyıl alay sancağı parçası, Hasan Rıza Efendi ketebeli karalama da son yıllarda koleksiyona katılan eserler arasında yer alıyor.

SSM, geçtiğimiz yıllarda ''İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali'', ''Louvre Koleksiyonlarından Başyapıtlarla İslam Sanatının Üç Başkenti: İstanbul, Isfahan, Delhi'', ''Heykelin Büyük Ustası Rodin İstanbul'da'' ve ''Picasso İstanbul'da'' gibi birçok uluslararası sergiye de ev sahipliği yaptı.

-RAHMİ KOÇ MÜZESİ-

Haliç'in kıyısında, endüstriyel arkeolojinin önde gelen örneklerinden olan binalar içinde ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış Türkiye'deki ilk önemli müze olan Rahmi Koç Müzesi'nin koleksiyonu, gramofon iğnesinden gerçek boyutlarda gemilere ve uçaklara kadar uzanan binlerce objeyi içeriyor.

Haliç'teki Lengerhane binasının Münih'teki Deutsches Museum, Detroit'teki Henry Ford Museum ve Londra'daki Science Museum'un örnek alınarak müze haline getirilmesiyle oluşturulan müze Lengerhane, Tersane ve dış mekan sergi alanı olarak üç ana bölümden oluşur.

III. Ahmet döneminde kurulan lengerhane binası 1996 tarihinde ''Rahmi M. Koç Müzesi ve Kültür Vakfı'' tarafından satın alınana kadar uzun süre terk edilmiş durumda kaldı. Müzenin bu bölümde Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'ne ait araştırma alet ve makineleri, uçaklar, lokomotifler, tarihi araçlar gibi ulaşım araçları, oyuncaklar ve modeller, matbaa makineleri, iletişim aletlerinin sergileniyor.

Müzenin 1861 yılında Şirket-i Hayriye tarafından vapurların bakım ve onarımı için yapılan tersane bölümünde sergilenen eserler arasında ise denizcilik koleksiyonu, bilgisayar tarihine ait objeler, motosiklet ve bisikletler, at arabaları, kağnılar, klasik otomobiller, raylı ulaşıma ait eserler, tarımla ilgili objeler, zeytinyağı fabrikası ve su altı koleksiyonu yer alıyor. Ayrıca, Rahmi Koç Galerisi de bu bölümde bulunuyor.

Müzenin dış sergi alanında Douglas DC-3 uçak, TCG Uluçalireis Denizaltı, Vernicos Irini buharlı römorkör ve endüstriyel arkeolojik örnekler, tekne ve gemi makineleri sergileniyor.

-PERA MÜZESİ-

1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından Tepebaşı'nda inşa edilen, yakın zamanlara kadar da ''Bristol Oteli'' adıyla tanınan tarihi yapıda 2005 yılında açılan Pera Müzesi İstanbul'un bir diğer kültür mekanları arasında yer alıyor.

Suna ve İnan Kıraç ailesinin 1980'lerden başlayıp günümüze değin özenle bir araya getirdiği 3 koleksiyonun sürekli sergilendiği müzenin 1. katında ''Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri'' ile ''Kütahya Çini ve Seramikleri'', 2. katında ''Oryantalist Resim Koleksiyonu''ndan derlenmiş bir sergi yer alıyor.

-TIP TARİHİ MÜZESİ-

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin ''Tıp Tarihi Müzesi'', bünyesindeki el yazması tıp kitaplarından cerrahi aletlere, ilaç şişelerinden minyatürlere kadar binlerce eserle Türk tıp tarihine ışık tutuyor.

Müzenin 1983 yılından itibaren eczaneler, çeşitli resmi hastaneler, özel muayenehane, doktor, diş hekimi, eczacı, hemşire ve ebeler ile vefat eden sağlık mensuplarının ailelerinden ve eski eser satan dükkanlardan çoğu bağış, bazen de satın alma yoluyla malzeme toplamaya başlayan hikayesi günümüze kadar uzanıyor.

-SADBERK HANIM MÜZESİ-

Türkiye'nin ilk özel müzesi olan ''Sadberk Hanım Müzesi'', çeşitli dönemlere ait çok sayıda eseri sergiliyor.

Sadberk Koç'un tüm hayatı boyunca topladığı Türk işlemeleri, porselenler ve Osmanlı kıyafetlerinden oluşan kişisel koleksiyonunun bir araya getirilmesiyle 1980 yılında Azeryan Yalısı'nda açılan müzedeki eserlerin sayısı 18 bini buluyor.

-ŞİŞLİ ATATÜRK EVİ-

Mustafa Kemal Atatürk'ün (Aralık 1918- Mayıs 1919) Milli Mücadele çalışmaları sırasında kiracı olarak kaldığı ev, 1942'de İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından Atatürk İnkılabı Müzesi olarak ziyarete açıldı.

Birkaç kez restorasyon geçiren müze 1991 yılında yeniden hizmete girdi. Mustafa Kemal, bu evde İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay gibi çalışma arkadaşlarıyla vatanın kurtuluş planlarını hazırladı. Mustafa Kemal döneminde evin giriş katında yaver ve yemek odaları, 2'nci katında toplantı ve çalışma salonu ile yatak odaları bulunuyordu. 3'üncü kat ise annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım tarafından kullanılıyordu.

Atatürk Müzesi koleksiyonunun önemli bölümünü Atatürk'ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları oluşturuyor. Müzeye kız kardeşi Makbule Atadan tarafından armağan edilen eşyalar arasında sivil giysiler, ''Mustafa Kemal'' armasını taşıyan mendil ve gömlekler bulunuyor.

Müşir üniforması ve Sivas Kongresinde giydiği elbise, yazı takımı ile ilgili parçalar, sigara tabakaları, madalyalar, ABD'nin 32. başkanı Roosevelt'in hediyesi olan ahşap möbleli radyo-pikap da müzedeki diğer hatıra eşyaları arasında yer alıyor.

-ASKERİ MÜZE-

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Harbiye semtinde bulunuyor. Koleksiyonların zenginliği ve çeşidi açısından dünyanın en önde gelen müzelerinden birisi olan Askeri Müze'nin kuruluşu 15'inci Yüzyıl'a kadar uzanıyor.

Müzenin teşhir salonlarında müze koleksiyonlarında bulunan 45 bini aşkın eserden titizlikle seçilen yaklaşık 5 bin eser sergileniyor.

Dönem, konu gibi değişik açılardan ele alınarak gruplandırılan zengin koleksiyon çeşitli silahlar, askeri kıyafetler, çadırlar, bayraklar ve sancaklar ile benzeri türde çok değişik askeri kültür varlıkları yer alıyor. Bunlar arasında ahşap ve maden süsleme sanatının güzel örneklerini oluşturan tüfek, tabanca, top ve kılıçlar, zarif süslemeleri ve kitabeleriyle zırhlar, kalkanlar ve miğferler, Osmanlı ordusunun görkemini vurgulayacak nitelikteki altın görünümünde tombaklar ve Osmanlı saray çadırlarının en nadide örnekleri bulunuyor.

Müzede, bina dönemin Harp Akademisi iken Büyük Önder Atatürk'ün 3. sınıfını okuduğu dershane, onun anısına düzenlenmiş olarak ziyaretçilere açık durumda.

-DENİZ MÜZESİ-

Kuruluşu 1897'ye kadar uzanan Deniz Müzesi, bu süre boyunca çeşitli yerlere taşındıkta sonra 1960'ta halen bulunduğu Beşiktaş Vergi Dairesi'ne (eski Maliye binası) taşındı ve kütüphane ile birlikte hizmete sunuldu.

Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu'nun gayretleriyle, 1970'de, müze binalarına ek olarak bir Kayıklar Galerisi yaptırılarak tarihi kayıklar ve kadırga da sergi kapsamına alındı.

Müze bünyesinde halen bir kütüphane ile tarihi deniz arşivi bulunuyor. Tarihi kayıklar galerisi, müzenin en ilginç bölümünü oluşturuyor. Dünyada bir benzeri olmayan Osmanlı saltanat kayıkları, bu galeride tamamen orijinal şekilleriyle korunup sergileniyor. Buradaki en değerli eser ise 1648-1687 yılları arasında padişah olan IV. Mehmed'e ait tenezzüh kadırgası.

Müzenin bahçesinde Piri Reis haritasının mozaik röprodüksiyonu ile Osmanlı egemenlik sınırlarını gösteren üç duvar haritası, ayrıca ünlü Türk denizcilerinin büstleri, hava şartlarından etkilenmeyen diğer objeler ve orijinal mayınlar, torpidolar, deniz topları, denizcilikle ilgili kurumlara ait eski kitabeler sergileniyor.

Deniz Müzesi'nde halen 3 bin 742 eser, kütüphanede bazıları yazma olmak üzere 20 bini aşkın kitap bulunuyor. Tarihi Deniz Arşivi'nde ise Bahriye Nezareti dönemine ait 25 milyon civarında tarihi eski yazılı belge yer alıyor.

-BASIN MÜZESİ-

Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından 1865 yılında Neo-klasik tarzda inşa edilen, Maarif-i Umumiye Nezareti ve İstanbul Darülfünun hizmetlerinde kullanılan Basın Müzesi, restore edilip 9 Mayıs 1988 tarihinde hizmete açıldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi'nin salonlarında basın teknolojisinin başlangıçtan bu yana geçirdiği evrimi izlenebiliyor. Müzedeki eserler arasında taş baskı örnekleri, düz baskı makinesi, rotatif tipo entertip, prova tezgahları, giyotin, eski daktilolar, teleksler, tele fotolar bulunuyor.

-BEYLERBEYİ SARAYI MÜZESİ-

16. yüzyılda Beylerbeyi Mehmed Paşa'nın köşkü burada olduğu için ''Beylerbeyi'' adıyla anılan saray, Sultan Abdülaziz tarafından II. Mahmud'un ahşap sahil sarayı yıktırılarak 1861-1865 yılları arasında, dönemin tanınmış mimarı Serkis Balyan'a yaptırıldı.

Genellikle yaz aylarında, özellikle de yabancı devlet başkalarının ağırlanmasında kullanılan sarayda ömrünün son altı yılını geçiren Sultan II. Abdülhamid 1918 yılında burada öldü.

Çeşitli Batı üsluplarının Doğu üsluplarıyla kaynaştırıldığı sarayın iç mimarlığı, kullanım özellikleri açısından bir orta sofaya açılan köşe odalarından oluşan geleneksel Türk evi planına benzerlikler gösteriyor. Harem ve selamlık olarak iki ana bölümden oluşan sarayda selamlığın, donatım ve süsleme açısından haremden daha zengin tutulduğu görülüyor. Bodrum katı mutfak ve depo olarak kullanılan bir bölümü üç katlı olan sarayda 3 giriş, 6 salon ve 26 oda bulunuyor.

Çoğunluğu Hereke yapımı büyük boyutlu halı ve kilimleri, Bohemya kristal avizeleri, Fransız saatleri, Çin, Japon, Fransız yıldız vazoları sarayda görülmeye değer sanat yapılarının yalnızca bir bölümü.

Boğaziçi'nin Anadolu kıyısında özel konumuyla dikkati çeken Beylerbeyi Sarayı'nı son dönem Osmanlı saraylarından ayıran yönlerinden birini de yamaçlara doğru setler biçiminde yükselen ve bu yüzden ''Set Bahçeleri'' adıyla anılan bahçeleri, buralarda bulunan köşkler ve eski saraylardan kalan büyük havuz oluşturuyor.

Üst set bahçesinde bulunan havuzun çevresinde yer alan Sarı Köşk, saltanat atlarının barındığı devrinin en ilginç örneğini yaşatan Ahır Köşk ve eski saraydan kalan selsebilli Mermer Köşk, Osmanlı saray mimarlığının günümüze gelen önemli yapılarını oluşturuyor.

Batı ile ilişkilerin güçlendiği bir dönemde yapılan Beylerbeyi Sarayı'nın en ilginç yanı ise Set Bahçeleri'nin altından geçen tarihsel tünel. II. Mahmud Dönemi'nden (1808-1839) kalan bu tünel, kıyı yolunun işlevini sürdürmesini sağlarken, aynı zamanda yüksek duvarların ötesi ile bahçelerin bağlantısını da kuruyor.

-MEVLEVİHANE MÜZESİ-

Beyoğlu'nda Yüksekkaldırım'a inen yokuşun başında yer alan Mevlevihane Müzesi, yüzyıllardır musiki ile bilimin bir arada olduğu, Türk kültürüne etkileri büyük olan mevlevihane hayatını daha yakından görmek için ziyaretçilere fırsat veriyor.

1975 yılında müze olarak hizmete açılan ve diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi olarak mekan, İstanbul'un en eski mevlevihanesi. Sultan II. Bayezid döneminin beylerbeyi olan İskender Paşa'nın av çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edilen mevlevihanenin ilk şeyhi de Mehmed Sema-i Çelebi.

Faaliyetini 1925 yılına kadar sürdüren mevlevihane 1967-1972 yılları arasında yeniden onarıldı. Külliye halinde inşa edilen mevlevihane semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler ve hazineden oluşuyor. Her ayın ikinci ve son cuma günleri sema ayini düzenleniyor.

Müzede Türk musiki aletleri, Mevlevi kültürüne ait eserler, ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları ile mevlevihanede yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravi, Esrar ve Fasih Dedeler ile Şair Leyla Hanım'a ait el yazması eserler yer alıyor. Şeyh dairesi ve Hünkar mahfeli üst katta Derviş Hücreleri yan yana odalardan oluşmakta. Müze kütüphanesinde 3 bini aşkın kitap bulunuyor.

-YEREBATAN SARNICI MÜZESİ-

Sultanahmet'te bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru Justinyen tarafından At Meydanı'nın diğer tarafında bulunan Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırıldı. Fetihten sonra yaklaşık yüzyıl süreyle varlığı fark edilmeyen sarnıç, ancak bodrumlarında su biriktiren ve deliklerden sepet sarkıtarak balık tutan insanların varlığının anlaşılmasıyla keşfedildi.

Osmanlı döneminde onarılarak kullanılan sarnıcın giriş kısmındaki evler 1940'lı yıllarda belediye tarafından istimlak edilerek, giriş için düzenli bir bina yapıldı.

1985-1988'de büyükşehir belediyesi tarafından geniş ölçüde bir temizlik ve onarımdan geçirilen sarnıçtaki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltıldı, temizlendi, batıdaki ucuna kadar uzanan bir iskele yapıldı, ayrıca kuzeydoğu köşeye de bir platform inşa edildi.

Yerebatan Sarayı olarak adlandırılan, içten 145 metre uzunluğunda 65 metre genişliğindeki sarnıç, yaklaşık 9 bin 800 metre karelik bir alanı kapsıyor.

Tekrar su geldiğinden içinde bugün hala 1-2 metre arasında su bulunan sarnıçta çeşitli kültür etkinlikleri de gerçekleştiriliyor.

-İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ-

Gülhane Parkı'ndaki Has Ahırlar Binası'nda hizmet veren ''İstanbul İslam, Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi''nde, Frankfurt Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Enstitüsü tarafından kaynaklardaki tarif ve resimlere, çok küçük bir kısmı da günümüze ulaşan orijinal cihazlara dayanak hazırlanan Müslümanlar'ın 8. ve 16. Yüzyıllar arasında gerçekleştirdikleri alet ve cihazların örnekleri sergileniyor.

Kendi türünde ''dünyada ilk'' olan ''İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi''nde Müslüman bilginlerin kurdukları kimyasal düzenekler ile rasathane, hastane, üniversite gibi kurumsal eserler de görsel olarak yer alıyor. İlk etapta 140 eserin sergilendiği müzede, ayrıca ''Bilimler Tarihi Kütüphanesi'' de bulunuyor.

Müze, Rönesans'ın İslam kültür çevresinde 8. Yüzyıl'dan 16. Yüzyıl'a kadar devam eden bilimsel çalışma ve başarılara dayandığını gözler önüne seriyor. Prof. Fuat Sezgin'in katkılarıyla oluşturulan müzede astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, maden, fizik ve mekanik, savaş teknolojisi ve mimarlık dallarındaki eserler ve aletler yer alıyor.

-İSTANBUL MODERN SANAT MÜZESİ-

Karaköy'de bulunan Türkiye'nin ilk modern sanat müzesi İstanbul Modern, Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2004'te kuruldu.

Denizcilik İşletmeleri için kuru yük deposu olarak inşa edilen 4 numaralı antrepo binasının dönüştürülmesiyle hayata geçirilen müze çok sayıda çağdaş sanat sergisine ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

-HAVACILIK MÜZESİ-

Hava Harp Okulu Komutanlığındaki Havacılık Müzesi ise 12 bin metre kare açık ve 3 bin metre kare kapalı alanda antika değerindeki 1930'lu yıllara ait uçaklar, Türk havacılık tarihi ile ilgili değerli eşya, maket, fotoğraf ve tarihi belgeler bulunuyor.

Açık mekanda da jet savaş uçakları, kargo ve savaş uçakları, helikopterler, uçaksavar, füze ve radar sergileniyor.

-KARİYE MÜZESİ-

Fatih Edirnekapı'daki Kariye Müzesi daha önce yapının yerindeki kilise üzerine 11. Yüzyıl'ın sonlarında İmparator I. Aleksios'un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından inşa edildi.

II. Andronikos (1282-1328) döneminde devrin önde gelenlerinden, edebiyatçı, şair, ve hazine nazırı Theodoros Metokhites 1313'e doğru bu manastır ve kilisenin onarımını yaptırır; binanın kuzeyine bir ek, batısına bir exonarteks ve güneyine bir şapel (parekklesion) eklenir.

Türkler döneminde onarım gören ahşap yapının kariye mozaik ve freskoları Bizans resim sanatının son dönemine ait (14. Yüzyıl) en güzel örneklerden sayılır.

-BÜYÜK SARAY MOZAİKLERİ-

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi Sultanahmet Arasta Çarşısı'nda gezilebilir.

Müzede M.S. 450-550 yılları arasına tarihlenen ve konularını günlük hayattan ve doğadan alan mozaikler eşsiz bir ustalıkla işlenmiştir.

-TEKEL MÜZESİ-

Unkapanı'ndaki İstanbul Tekel Müzesi, Tekel`in geçirdiği değişiklikleri yansıtmak amacıyla 22 Mart 1985 tarihinde kuruldu.

Müzede demirbaş kayıtlarına göre 306 obje bulunuyor. Bunlar arasında Atatürk için yapılan ilk sigara örnekleri, Cumhurbaşkanları için yapılan sigaralar, sigara paketleme, puro ve dokuma makinesi; tezgâh ve avadanlıklar gibi pek çok ilgili obje bulunuyor.

-PTT İSTANBUL MÜZESİ

Yeni Postane'nin arkasında ve alt katında bulunan PTT İstanbul Müzesi Posta, Telgraf ve Telefon, Pul olmak üzere üç ayrı bölümden oluşuyor.

Müzede ilk defa 23 Ekim 1840'ta başlayan, posta hizmetlerinde kullanılan araç ve gereçler sergileniyor. Posta çantaları, merkez çantaları, posta kutuları, posta hatlarını gösteren haritalar ile bugün de kullanılan otomatik damgalama makineleri bulunuyor.

Müzenin telgraf ve telefon bölümünde ise ilk kez 9 Eylül 1855'de Edirne-Şumnu arasında çekilen ilk telgraf hattı, 1881'de Soğukçeşme ile Yeni Cami postane binası arasındaki ilk telefon tesisatından bu yana kullanılan mostar, ''hük'' telgraf cihazları, elektro-mekanik ve elektronik telem primor cihazları, çeşitli telefonlar, manuel ve otomatik telefon santralleri ile PTT fabrikalarında yapılmış telefonlar sergileniyor. Müzenin pul bölümünde ise Osmanlı Devleti'nden günümüze kadar gelen çeşitli pullardan meydana gelmiş koleksiyonlara yer veriliyor.

-DİĞER MÜZELER-

İstanbul Demiryolu Müzesi, Sirkeci Garı içinde bulunan müzede 300 adet kültür varlığı sergileniyor.

Karaköy Bankalar Caddesi'ndeki Osmanlı Bankası Müzesi, Garanti Bankası'nın çatısı altında faaliyet gösteren Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin bünyesinde yer alıyor. Bankanın zengin arşivinden yararlanılarak, binada bulunan kasa dairelerinin içinde ve etrafında düzenlenen müze, Osmanlı Devleti'nin merkez bankası, emisyon bankası ve hazinedarı olarak görev yapan Osmanlı Bankası'nın tarihine ışık tutuyor.

İş Bankası'nın Eminönü'ndeki Yenicami Şubesi'nin tarihi binasında bulunan İş Bankası Müzesi ise bankanın Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'nin ekonomik ve sosyal hayatında üstlendiği önemli rolü zengin bir arşivin ışığında gözler önüne seriyor.

Bir müze cenneti olan İstanbul'da, ayrıca Türk sinema ve tiyatrosunun geçmişine tanıklık eden TÜRVAK Sinema ve Televizyon ve Tiyatro Müzesi, çeşitli sanat etkinlikleri ve sergileriyle Yapı Kredi Bankası Vedat Nedim Tör Müzesi, kuruluşu 20'inci yüzyılın başlarına kadar gider spor kulüpleri Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin de tarihlerine ışık tutan müzeleri bulunuyor.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir