İstanbul kuşbazları şakımayı öğretiyor

- HABERLER CUMA İSTANBUL
22 Mart 2013, Cuma

İstanbul’un Kuşçuları belgeseli geçmişten bize intikal eden kadim bir geleneği aktarıyor. Saka ve flurya kuşlarına gönül verenlerin kahvehanelerinden, kuşlara şan dersi verenlere kadar unutulan bu güzel kültürün incilerine şahitlik edeceksiniz. Müdavimlerinin anlattığı akıl almaz hikâyeler ve güzel güzel şakıyan kuşlar da cabası.

Çi pet pet, çi pet pet pet… Bunlar saka kuşunun ana lisanı. Daha da uzayıp bir de makaraya sararsa değmeyin kulaklardaki zevke. Ucuzundan değil, lezzetli ötüş bunlar. Sakacı, fluryacı adam tatlı adamdır, Sanki Hz. Süleyman’dan ilhamla konuşturur kuşları. Tüm müptelalar gibi küçüklüğünde vurulur o sese, sonra ancak ölüm ayırır sevenleri.

YouTube üzerinde yayınlanan ‘Çipet pet‘ başlıklı videoyu tıkladığımızda, karşımıza yaşını başını almış bir İstanbul beyefendisi çıktı. 84 yaşındaki Arnavut Cevdet ağzından çıkardığı ilginç seslerle kuş olup konuşuyor, başta bize de garip gelen bu lisanından haber veriyordu. Başlarda bir kuşun sesi nasıl tercüme edilir demeye kalmadı bunun ilginç bir belgesel filmi olduğunu anladık.

Belgeselci Ali Naki Tez, bundan birkaç sene önce İstanbul çevresindeki kuş meraklıları ve kahvehanelerinin peşine düşer. Saka ve flurya kuşu besleyicileri ile yaptığı uzun mülakatlar belgeseli takip edenleri adeta büyüler. Ali Naki, uzun bir çalışmanın ardından hak etmediği bir sürprizle karşılaşmış. Birçok belgesel yarışmasına başvursa da kriterlere uymadığı gerekçesiyle kabul edilmemiş. O da istanbulunkuscuları.com adlı internet sitesi açıp filmi YouTube’da yayınlamış.

Her kuşu olana ‘kuşçu’ denmez

Belgesel boyunca olağanüstü kuş seslerine şahit oluyorsunuz. Her yörede revaç bulan farklı kuş türü ve seslerine de değiniliyor. Kuşçuluğun Ermeni ve Rumlardan kalma bir eski bir zanaat olduğu vurgulanırken, Büyükada’da yaşayan 45 yıllık Sakacı Yanni’nin de hatıralarına yer verilmiş. Saka ve flurya kuşları müptelalarının buluşup muhabbeti koyulaştırdıkları yerler olan kahvehaneler adeta ses nümayişine sahne oluyor her defasında. Ustalar, hançerelerine güvendikleri kuşlarını getiriyor ve bu yer bir nevi arenaya dönüşüyor. Sahipleri kuşları tanıtırken, ‘bu dövüşçü bir kuştur’ diyerek başlıyor cümleye. Fakat dövüş bir horoz dövüşü gibi fiziksel değil ötme ile oluyormuş. Aslında saka ve flurya kuşları eşine kur yapmak için bu yöntemi kullanıyorlar. Kuşçular arasında ayakkabı boyacısından tutun, anlı şanlı paşalara kadar farklı sosyal statüde birçok kişi bulunuyor. Eğer bir kuş aykırı öter ve çıkardığı kötü sesle ortamı bozarsa kimin olduğuna bakılmaksızın kahveden kovulurmuş. Zira o ses başka kuşları da etkiler ve seslerin bozulmasına yol açarmış.

Şan babasından ders

Kuşbazlar her şeyi ile kendilerini kuşlara adamış kişiler. Öyle eline kuş alan adama kuşçu denmez diyorlar. Zira saka ve flurya hastaları kuşların çokluğuna veya görüntüsüne değil, seslerine vurgun. Yukarıda bahsettiğimiz Sakacı Yanni, “45 senedir kuşçuluk yapsak da elimizden geçen kuş sayısı en fazla 20’dir.” diyor. Aslında kuş ustası olmadaki maharet kuşların arasından iyi ötenini seçmek ve onun üzerine yatırım yapmaktan geçiyormuş. Bu yüzden usta olabilmek için iyi bir ustanın yamağı olmak ve iyi bir kulağa sahip olmak gerekiyor. Yoksa her saka veya flurya kuşu güzel sesler çıkaracak diye bir şart yok. Usta, yetiştirdiği erkek kuşlar arasından dikkatini çeken kuşu bir kenara ayırıp onunla belki de seneler sürecek bir ders ortamına giriyormuş. Daha ufak yaşlarında şan babası (öğretici kuş) ile yakın kafeslere konulan kuşlar burada ötmeye başlıyor. Üzeri beyaz bir bez ile örtülen kafeslerdeki kuşlar, yeri geliyor havanın sıcaklığından soğukluğundan bile etkilenebiliyormuş.

Saka ve flurya kuşları doğa kuşu kategorisine girdiği için bunları tabiattan yakalamak ve beslemek kanunen yasak. Fakat tüm tedbirlere rağmen bu kuşların avlanmasının önüne geçilemiyor. Zira kafeste büyüyen kuşların iyi ötemeyeceğine dair batıl bir inanç var. Kuşların ses yarışmaları ise her sene yaz aylarında düzenleniyor. Muhabbet merkezli bu yarışmalarda kuşunun iyi şakıması büyük bir kıdem vesilesi oluyor. Buralarda “Avukat da olsan, kaymakam da olsan kuşu seninkinden iyi öten simitçinin önünde düğme iliklersin.” diyorlar. İstanbul Büyükada’da yaşayan Onur Emiral ise Rum üstatlarından öğrendiği kuşçuluğun artık yasal hale gelmesi için çaba harcıyor. Kendi besihanesinde yetiştirdiği flurya kuşlarına bilezik takıyor. Bu bileziklerin üzerinde kuşun kimlik bilgileri yazılı. Türkiye Kanarya ve Kafes Kuşları Federasyonu tarafından verilen bu bilezikler sayesinde kuşlar koruma altına alınabiliyor. Adalı Onur, doğadan kaçak yollarla yakalanan kuşlarla yapılan yarışmaların artık legal hale gelmesi ve bu kültürün merdiven altı yerlerden kurtulması için üreticiliğe başlamış. Öyle ki bu kuşlar Yunan bahisçiler tarafından bile satın alınıyormuş. “Flurya kuşu taklitçi kuştur. Bu sene böyle ötse, ertesi sene başka bir şekilde ötebilir. Sen ona bülbül dinlet onu taklit eder. Bizim yaptığımız onu diğer sesler karışmadan en güzel şekilde yetiştiriyoruz.” diyor. Kuşların iyi ötmesi için onları başı boş, çivisinde asılı bırakmayacaksın, kuşunu eğitirken sabırlı davranacaksın. Kafesi eline alıp dolaşmadan bu kuşlar ötmez.

Rumların horozu cemaate kilise hediye etti

Adalarda doğup büyüyen Sakacı Yanni Karamiti, şimdilerde Yunanistan’da yaşasa da yaz aylarında Büyükada’daki evine geliyormuş. Çekimler için adada bulunan Yanni, sakacılık ve İstanbul civarındaki bu kültürden bahsederken tarihi detaylar aktarıyor. 60’lı ve 70’li yıllarda İstanbul’da yaşayanların ahşap evlerinde saka kuşu beslediklerini ve pencerelerinin dışına asılan kafeslerden gelen güzel kuş seslerinin geçenlerin dikkatini çektiğini söylüyor: “Bazen öyle etkilenenler oluyor ki, evin kapısını çalıp satın almak isterlerdi.” İstanbul’daki kuşların tarihini anlatırken eski devirlerde cereyan eden bir hadiseyi anlatıyor. Balıklı’daki bir kilise Ermeni ve Rum cemaati arasında ihtilaf mevzuu olur. Ne yapıp edilse de bu konu çözüme kavuşamaz. Hadise en sonunda sultana kadar intikal eder. Sultan da her iki cemaatin bir horoz getirmesini ve onları dövüştürmesini emreder. Kazanan, Rumların horozu olur. Sakacı Yanni’nin anlattığı bu olayı anlatan çizimler, bugün Balıklı Meryem Ana Kilisesi’nin duvarına asılı mermer kitabede görülebilir.

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.