Karnı acıkan, 'Pilavcı Ana'ya geliyor

Karnı acıkan, 'Pilavcı Ana'ya geliyor
HABERLER CUMA
29 Mayıs 2009, Cuma

Pilavcı Ana, bildiğiniz pilavcılardan değildir. Saat başı yapar pilavı, boncuk gibi parlatır, parlamazsa kedilere yedirir. Nohutlu pilav meselesini çoktan çözmüştür hem, ilgisini dikkatini müşteriye verir; kim yorgun, kimin canı sıkkın, kimin parası yok şıp diye anlar.

Gece saat ikiye kadar açıktır dükkânı, aş eren kadına da, tinerciye de verecek bir tabak pilavı hep vardır. 'Pilavcı Ana' Fatih'te bir pilav dükkânı değil sadece, feleğin çemberinden geçmiş, sillesini yemiş bir kadının işlettiği 'kendini iyi hissetme' merkezi aynı zamanda. Pilavcı Ana'nın dükkânı küçük ama bu sokaktan Arabistan'a, hatta Müslüm Baba'ya pilav gidiyor.

Gecenin bir yarısı 'ana pilav' diyen dökülüyor

'ilavcı Ana' Fatih'te bir pilav dükkânı değil sadece, feleğin çemberinden geçmiş, sillesini yemiş bir kadının işlettiği 'kendini iyi hissetme' merkezi; acıkan tinercinin, kuşun kedinin, düşkün kadının doyduğu aşevi... Sabah dokuzda açılır, gece ikide kapanır. Gündüz gelen gece gelene benzemez, kimi hem gündüz hem gece görünür, her iki vaktin de efendisi, huysuzu, kederlisi, neşelisi olur. Pilavcı Ana, evet iyi pilav yapar; ama daha önemlisi halden anlar.

İşte bir adam, o civcivli caddede yürürken, hafif içeri kıvrıldı, adımlar kendinden emin, pilavcıya yürüyor; ama o yüz neler söylüyor? Nohutlu pilav meselesini çoktan çözmüş bulunan anamız; derdi, kederi, açlığı, yokluğu da iyi bildiğinden karşıdan gelene şöyle bir bakar ve anlar; pilav yemeye mi geliyor, dertleşmeye mi, canı mı sıkkın, çok mu yorgun? Sonra der ki; "Buyurun oturun, siz dinlenin biraz, pilav demini alsın." Bir delikanlı gelir mesela, yanında nişanlısı... Sandalyesinde çivi var sanki tedirgin, sıkıntılı, her zaman tavuklu pilav yerken şimdi sadece pilav istiyor. Gözünden kaçar mı Nurcan Ana'nın, delikanlı bir bahaneyle mutfağa çağrılır, derdi tasası alınır: "Şimdi ye evladım, sonra ödersin, utanma kızın yanında." Dokuz yaşında öksüz kalmış, 'analık' elinde büyümüş, 17'sinde evlenip 18'inde anne olmuş ve eşinden hep şiddet görmüş bir kadın var karşımızda, olsun o kadar.

Pilavcı Ana'nın müdavimleri kimlerdir? "Ağzım kaşınıyor" diyecek kadar pilav düşkünü olanları bir kenara bırakalım, canı pilav çeken kim varsa, evli-bekâr, genç-yaşlı, kadın-erkek, zengin-fakir, gelip oturur sokaktaki masaya. Bazen bir kadın, elinde bir kapla gelir; "Kızım burada pilav yemiş, çok beğenmiş, kabı doldur, Arabistan'a götüreceğiz." der. Bazen de İranlılar gelir, hem pilav yer hem de yanlarında götürürler. Ama asıl şenlik, gece on birden sonra başlar. Aksaray'daki Kadırga Müzik'ten bir telefon gelir Pilavcı Ana'ya, hoş beş derken, arkadan Müslüm Gürses'in sesi duyulur: "Ana pilavını özledik, pilav gönder bize." Unkapanı az aşağıda, kasetçiler gelir gider, gece programdan dönen Romanlar, pilavdan önce bir fasıl geçer, sonra ellerinde çalgılar, yorgun caddede çala söyleye yürürler. Bazen de hiç akla gelmedik işler olur. Nurcan Ana'dan dinleyelim: "Gece saat bir buçuk. Caddenin kenarına bir araba yanaştı, içinden genç bir adam indi, bize doğru geliyor. Arabayı boş görünce, "Eyvah!" dedi. Karısı aşeriyormuş meğer, geceliğin üstüne bir hırka geçirmiş, arabanın içinde oturuyor. "Meraklanma" dedim, "Pilavım var." O pilavın bir müşterisi gelirdi illâ; ama hiçbirine bu kadar sevinmezdim."

Gece çalışmanın zorluğu da çok. Tinerciler gelir, "ana açız" derler. Onlardan korkmaz Nurcan Ana, karınlarını doyurur; ama sarhoşlardan korkar. Yanında delikanlı oğlu vardır gerçi, kızı vardır, kötü bir hadise yaşamamıştır şimdiye değin; ama gece saat ikiye kadar neden açık tutar dükkanı, farklılık olsun diye mi? Nurcan Ana gülüyor: "Mecburiyetten kızım, farklılıktan değil, dokuz yıldır hep aynı saatlerde kapatıyorum dükkânı. Çalışınca farklılık da oluyor zaten." u.akagunduz@zaman.com.tr

Pilavcı Ana, dokuz yıldan bu yana, Fatih'te İtfaiye Durağı'na yakın bir sokağı gece gündüz şenlendiriyor. Müşteriler nohutlu pilavla yetinmeyince kuru fasulye ve döner işine de girmiş.

***

Pilavım boncuk gibi parlamalı

Nurcan Ana'ya soruyoruz "Niye bu kadar seviliyor pilavınız, sırrı nedir?" Sırrı değil, sırları varmış meğer. Tek tek açıklıyor: "Parlak, yağlı pirinç kullanırım. Yedi sekiz tavuğu iyice eriyinceye kadar haşlar, pilavı onun suyuna yaparım. Biraz tereyağı, biraz da sıvı yağ kullanırım; ama pirinci kavurmam. Pilav boncuk gibi parlamazsa kedilere köpeklere yediririm. Bir de saat başı pilav yaparım. Benim özelliğim budur." Bunlar teknik bilgiler elbette, gerçek sırrı sona saklıyor Pilavcı Ana: "Özümü katarım ben, severek yaparım. Dualar okurum, bir tencere pilav için hatim indiririm neredeyse."

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
Sonraki Haber