Mudanya'da bir evvel zaman kasabası

Mudanya'da bir evvel zaman kasabası
HABERLER CUMA
15 Temmuz 2011, Cuma

Hafta sonunu değerlendirmek için günübirlik gidilebilecek yerlerden biri Zeytinbağı, eski adıyla Trilye. Rumların yaşamadığı bir Rum kasabası. İlk görüşte tek çatılı bir şehri andırıyor. Kırmızı çatılı, dar sokaklı, tepeyle deniz arasına sıkışmış Trilye...

İstanbul'dan 1,5 saatlik feribot yolculuğunun ardından varıyoruz Mudanya'ya. Yolculuğumuzun sebebi, nostaljik görünümüyle açık hava müzesini andıran Zeytinbağı, eski adıyla Trilye. Dar sokakları, eski ahşap evleri, kiliseleri, metruk ve haşmetli yapılarıyla bir evvel zaman kasabası... Önüne Marmara'nın mavisini, gerisine zeytinin yeşilini alarak renkli bir gün yaşatıyor insana...

İlk kez 'Trilye' ismini çocukluğumda bir coğrafya kitabında okumuştum... 'Neredeymiş bu?' merakıyla onlarca haritaya bakmış ama bulamamıştım. Meğer, Bandırma'dan Bursa'ya her gidişimde yol üzerindeki bir yön tabelasında gözüme takılan ve bende merak uyandıran 'Zeytinbağı'ymış aradığım kasaba. İsmi değiştirilmiş fakat kendine uygun bir isim verilmiş zeytiniyle ünlü bu beldeye. Şimdiki adı Zeytinbağı...

Hafta sonunu değerlendirmek için günübirlik gidilebilecek yakın yerlerden biri. Eğer İstanbul'dan yola çıkıyorsanız ve rotanız Trilye'yse ilk durak Yenikapı. Yenikapı'dan yaklaşık 1,5 saatlik deniz yolculuğunun ardından Mudanya'nın Güzelyalı iskelesine adımımızı atıyoruz.

Kısa bir zaman öncesine kadar Mudanya'nın kenar mahallesi olan Güzelyalı, Bursalı yazlıkçıların mekanı haline gelmesiyle büyük bir ilçe edasında artık. Güzelyalı'da pek vakit kaybetmeden, Trilye'ye yoluna düşüyoruz. Mudanya'dan her yarım saatte bir Trilye'ye dolmuş kalkıyor. Hemen soluğu dolmuşta alıyoruz, artık Trilye'nin manzaralı yollarındayız... Virajlı, dar yolların adrenalini, doğanın mavi-yeşil güzelliği yatıştırıyor. Son virajı da aldıktan sonra tek çatılı bir şehri andıran Trilye selam veriyor. İtalyan filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bir manzara, kırmızı çatılı, dar sokaklı, tepeyle deniz arasına sıkışık bir kasaba burası... Yorucu bir yolculuk olmasa da birkaç saattir yolda olmanın verdiği rehaveti atmak için bir şeyler içmenin iyi geleceğini düşünerek, yöreye tepeden bakan Çamlı Kahve'ye çıkıyoruz. Falezlerin üzerinde seyr-u sefa bir yer burası ve hemen yanında Trilye'nin sokakları başlıyor limana doğru. Sarp yamaçlara vuran dalgaların ve kuzeyden esen rüzgarın fısıltısı eşliğinde Bizans ve Osmanlı mimarisini korumuş küçük Trilye'nin ve Gemlik Körfezi'nin seyrine dalıyoruz. Trilye'nin cazibesine vurularak, çok oyalanmadan Çamlı Kahve molamızı bitirip hemen sokakları adımlamaya başlıyoruz...

Film setindeyiz sanki. Evler küçük ve çok yakın, sokakların birçoğu ancak eşeklerin yürüyebileceği genişlikte. Yüzyıllar öncesinde yürüyormuş hissi veriyor bu sokaklarda dolaşmak... Bu yolculuğu bozan tek şey ise evlerden sokağa taşan televizyon sesleri...

Yıkık bir kilise çıkıyor karşımıza Rum evlerinin arasında dolaşırken. Tarihte duvarlarına resim yapılan ilk kilise olarak bilinen Panagia Pantobasilissa burası. Yöre halkınca bilinen adıyla Kemerli Kilise. 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen sütunlarının İskenderiye'den geldiği rivayet ediliyor. Ortodoks dünyası için büyük önem taşıyan kilisenin duvarlarında ilki 14. yüzyıla tarihlenmiş birkaç tabaka resim bulunuyor. Kullanılmaz halde olsa da, meraklılarına fotoğraf kareleri sunacak kadar estetiğini de korumuş Kemerli Kilise... 1300 yıllık Aya Todori Kilisesi ise Bursa yöresinde özgün mimarisini korumuş en eski Bizans yapılarından. 'Büyük Kilise' olarak anılan Aya Todori, Trilye'nin Osmanlı hakimiyetine girmesinin ardından Fatih Camii olmuş. Kasabanın en görkemli binası ise metruk durumda olan Taş Mektep. Eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'un da eğitim gördüğü söylenen asırlık Taş Mektep, bitap durumda ama hâlâ ayakta durarak birkaç poz da o veriyor fotoğraf makinelerina.

Eski Rum kasabasında şimdi hiç Rum yaşamıyor. 20. yüzyıl başına kadar nüfusunun neredeyse tamamını Rumlar oluşturuyordu. Mübadeleyle Yunanistan'a giden Rumların yerini ise Girit, Selanik ve Bulgaristan'dan gelen Türkler almış. Birkaç nesil sonra, Trilye'den göç eden Rumların kurduğu Nea Triglia (Yeni Trilye) ile Trilye kardeş şehir olmuşlar. Özellikle yaz aylarında Trilyeli Rumların torunları geçmişlerine kısa bir yolculuk için atalarının memleketini ziyarete geliyorlar.

Kasabada, zeytin ve zeytinyağı satan birçok dükkan var. Sahildeyse balık restoranları sıralanmış, milyonluk şehre geri dönüş öncesi isteyenlere balık ziyafeti sunuyor. Tarihi dokusunu korumayı başarmış, doğayla iç içe olan kasabada bir günümüzü geçirdikten sonra dönüş için yola koyuluyor ve Mudanya'ya dönüyoruz. Feribota binmeden önceyse 40 yıl hatırınızda kalacak bir kahve içmek isterseniz Mudanya'nın Alay Kahve-si'nde bir yorgunluk kahvesi içmeyi ihmal etmeyin.

***

Üç Trilye rivayeti

Her ne kadar ismi kendine yakışır bir şekilde 'Zeytinbağı' olmuş olsa da gönüllerde kabul gören isim hâlâ 'Trilye'. Bu ismin ise nereden geldiğine dair farklı söylenceler var. İlk varsayım M.S. 376'da toplanan İznik konsülünde, yorum farklılıkları nedeniyle aforoz edilmiş olan Aya Yanni, Aya Yorgi ve Aya Sorti adlı üç din adamının buraya yerleşmesiyle, onların anısına bölgeye "üç papaz" anlamına gelen Trilye adı verildiği şeklindedir.

Başka bir rivayete göre ise Cenevizliler zamanında Sivzi, Trilye ve Kapanca'da üç koya sürekli saldıran korsanlarla baş edemeyeceğini anlayan köylüler toplanırlar ve üç köyün toplanmasıyla Trilye oluşur. Diğer varsayım ise barbunya balığının memleketi olarak bilinen bu beldeye ismin de Yunanca'da 'barbunya bulunan yer' anlamına geldiği söylenen 'trigleia' olduğudur...

FATİH SINAR

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
Sonraki Haber