Sakarlığınız, iğneyle iplikle ve dahi itinayla örülür

Sakarlığınız, iğneyle iplikle ve dahi itinayla örülür
HABERLER CUMAERTESİ
27 Haziran 2009, Cumartesi

Ütü yaparken pantolonunuz yandı, gömleğinizin ucu sivri bir yere takıldı, en sevdiğiniz mantoyu sigara yaktı, kaldırıp atacak mısınız şimdi? Ucuzluktan üç kuruşa aldıysanız olabilir; ama kıymetli kumaşları örüp onaran ustaların varlığından haberdar olun. 'İşim olmaz' deseniz bile Örücü Seyfi ve Zeynel'in iğne iplikle geçen yarım asırlık hikâyelerini okuyun.

Dışarıda gürültü var, günlük hayatın bütün patırtısı... Bir şeyler satılıyor, bir şeyler alınıyor, yüzlerce insan başı o vitrinden bu vitrine dönerek akıyor, bitmeyen bir geçit töreni, ışık seli, ayartıcı ve gösterişli Kapalıçarşı... O çarşıda bir han, hanın içinde bir adam, han adamdan sessiz, adam handan... Adamın elinde bir iğne, bir iplik, gözünde gözlük, otuz dokuz yıldır aynı köşede, asma yapraklarının, saksı çiçeklerinin gölgesinde sigaranın, ütünün yaktığı, bıçağın kestiği pantolonları, gömlekleri örüyor. Ona 'Örücü Seyfi' diyorlar. İki pantolonundan birini yırtan garibanın da, markalı mantosunu yaralayan varlıklı hanımın da kurtarıcısı, elindeki incecik iğne, sihirli bir âsâ sanki, bir dokunursa usta, ne yırtık kalır ne sökük!

Nedir bu örücülük mesleği? Babadan oğula mı geçer, ustadan çırağa mı? Kaybolup gittiği doğru mudur? Örücüler nasıl âdemlerdir? Neyi nasıl örer, çorbayı nasıl kaynatırlar?

Osmanlı'dan kalma bir meslek örücülük, Kapalıçarşı'da bir Örücüler Hamamı, bir de aynı isimli kapısı var. Her eski meslek gibi kaybolup gidiyor, eskiden otuz örücüyü barındıran çarşıda yalnızca dört usta çalışıyor. Canlandırma çabaları beyhude, zira yaşı altmışın üstündeki ustalar; "Bitti" diyor, "Kumaşlar bunca sentetik olmuşken, bu meslek bizimle öte tarafa gider." Örücüler, kumaşın dilinden anlayan adamlar, bir hasta-doktor ilişkisi var aralarında, poşetin içinden çıkarken teşhisi koyuyorlar; "Bu yara iyi olmaz." ya da "Olur; ama çok iyi olmaz." ya da "Hiç dert etmeyin eskisinden farkı olmaz." Peki, sentetiği niye sevmez ustalar? Yıllar yılı, yün kumaşların sağlam, kaliteli dokusuna alışmış eller sentetiğe kerhen dokunmuş, iğne bile sevmemiş bu kumaşları, gelinen nokta acıklıymış doğrusu, on liraya satın alınmış bir pantolonu örmeye değer mi? Değmez diye düşünüyor olmalı ki herkes, on yıldan bu yana az iş geliyor örücülere. Yanarsa yansın, atar yenisini alırsın hatta buz gibi yeni kalsa da bir köşeye atarsın. Devir, minicik delikleri incecik iğnelerle kapatmaya çalışanların devri midir?

"Çok şükür, yine de iş var." diyor Örücü Seyfi, "Eskiden iş gelmesin diye dua ederdim, şimdi azaldı. Bazı gün iki gelir, bazı gün beş. Pahalı kumaşları, markalı giysileri ördürüyorlar, onları atamıyorlar." Yıllar içinde kumaşlarla birlikte yırtılma, delinme biçimleri de değişmiş. Sigara sentetik kumaşları daha çabuk yakıyormuş; ama ütüler buharlı olalı beri ütü yanığına pek rastlanmıyormuş. Desenli kumaşlar, Örücü Seyfi'nin deyimiyle, el tutuyormuş, yani insanı oyalıyormuş, en kolayı düz kumaşı örmekmiş.

"Örücülük babadan oğula geçen bir meslek." diyor Seyfi Usta. O öyle diyorsa öyledir, aksi olsaydı bu mesleğe bir terzi arkadaşıyla girdiği iddiayı kazanarak başlamazdı. Ustadan dinleyelim: "O günlerde kimse yabancı birine öğretmiyordu mesleği. Ben dedim ki, bu işi kendi kendime öğreneceğim. 43 yıl oldu işte, evlendik, çoluk çocuğumuzu okuttuk. Oğlum heves etmedi; ama ben Allah rızası için üç kişiye öğrettim kumaş örmeyi."

Örücü Seyfi'nin müşteri yelpazesi epey geniş; Anadolu'dan kumaş gönderenler mi ararsınız, üç günü aşmayan İstanbul macerasını yırtık bir pantolonla ustanın dükkânında noktalayan yabancı turistler mi? Hepsiyle de ahbap oluyor Seyfi Usta, Avrupa davetleri alıyor; ama en güzeli de parası pulu olmayan garibanın gönlünü alıyor: "Geçenlerde bir talebe geldi. Elinde bir pantolon, bir konfeksiyon atölyesi bedava vermiş; ama yırtık. 'Tamam.' dedim ben de bedava öreyim o zaman.' Her şey parayla değil ki!"

Yırtılan kumaş kederli olur

Bir başka çarşıda, Bakırköy'deki Aksoy Çarşısı'nın birinci katında aynı yeşil yapraklı çiçekler, radyo, eski bir ütü, örülmeyi bekleyen pantolonlar, gömlekler ve altmış yaşını devirmiş gözlüklü bir başka usta; Örücü Zeynel... Biraz yorgun, bıkkın görünüyor, dile kolay tam elli yıldır sabah oturuyor koltuğa, akşam kalkıyor, elinde bir iğne, sanki kuyu kazıyor. Nasıl başlamış mesleğe? Okuyamadığından ve ağabeyinin en yakın arkadaşı bir örme ustası olduğundan... Zor gelmiş önceleri; ama ne çare, büyüklere saygı varmış o günlerde, ne abisine diyebilmiş 'istemem', ne ustasına. Oğlu öyle mi ya, istememiş örücü olmak, gitmiş jokey olmuş. Zeynel Usta hâlâ sitem ediyor oğluna; "İki yıl durdu yanımda sonra bıraktı. Öğrenseydi, rahat ettirirdi beni, hiç değilse bir hafta tatil yapabilseydim moral kazanırdım. Bırakabilsem bugün bırakırım işi; ama imkânlar..." Of niye bu kadar bezgin bizim usta, yolunda gitmeyen ne var? Ne yok ki! Sentetik kumaşı görür görmez bütün şevki kırılıyor bir kez, çalışırken keyfi kaçıyor, müşteriye teslim ederken gönlü asla eski günlerdeki gibi rahat etmiyor. Hem sonra, zamane müşterilerinden bir kısmı hakir görüyor mesleği, hani neredeyse para vermeden gitmeye kalkışıyor. Eski adamlar öyle miydi ya, usta beş lira dese, onlar 'Altı vereyim daha iyi olsun.' der, zanaatkârın gönlünü hoş tutardı. Kimi de gelip, "Sanki hiç yırtılmamış, yanmamış gibi olsun." demiyor mu? Ağlar mısın, güler misin? Zeynel Usta'nın heybesinde böylesine verilecek münasip bir cevap her zaman var neyse ki: "Yırtılmış bu kardeşim. Hiç belli olmasın dersen örücüye değil sihirbaza gideceksin ya da yenisini alıp giyeceksin. Bak benim kolum üç sene evvel kırıldı, kaynadı; ama eskisi gibi olmadı, kederli kaldı. Bu kumaş da yırtıldıysa bir kez, ne kadar örsen de kederli olur biraz."

Zeynel Usta, bazı kadınların nasıl bu kadar beceriksiz olabildiklerine de şaşıp kalıyor.

Geçen gün mesela, bir kadın gelip "Şu düğmeyi dikebilir misiniz?" demiş. "Akıl alır gibi değil!" diyor usta: "Annem yapağıyı eğirip ip yapar, kendi elleriyle boyar, örer ve giydirirdi. Fakirlik her şeyi öğretti eski insanlara."


Kumaş nasıl örülür?

Örücü dedik, örmek dedik; ama bu örücüler kumaşı nasıl örer söylemedik. Önce kumaşın içinden ip çekilir. Bu ip iğnenin deliğinden geçmeyeceği için iğneye bulunabilirse ibrişim ipi geçirilir, kumaşın ipi 'kılavuz' denilen bu ipe bağlanarak örmeye başlanır. Örücülükte terzilikten farklı olarak hiç makine kullanılmaz, bütün sermaye, iğne, iplik ve yüksüktür. En zor iş yarım gün sürer. Ortalama bir sökük için on lira ücret talep edilir. [email protected]

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir