GÜNDEM Yazarlar -Sokakların gazabı

Sokakların gazabı

Mısır'da yaşananlar, oraya mahsus bir gelişme gibi görülürse, hem hadise tastamam anlaşılamaz hem de gerekli dersler çıkarılamaz. Bölgeyi de etkisi altına alma riski taşıyan yeni bir durumdan söz etmek zorundayız.

Uluslararası arenaya yeni sürülen şaşırtıcı bir kavramla karşı karşıyayız: 'İyi darbe' ya da başka bir tabirle 'meşru darbe'. Bu nevzuhur kavram, beğenilmeyen hükümetlerin sandıktaki başarısına aldırmıyor. Daha ötesi, o hükümetlerin silah zoruyla devrilmesini meşrulaştırıyor. Bunu yaparken de ‘halk desteği' ve 'medya gücünü' tepe tepe kullanıyor. Darbe konusunda acı hatıraları olan Türkiye'de “darbenin iyisi kötüsü olmaz” demek kolay; ama demokrasiyle yeni tanışan ülkelere darbenin insanlık suçu olduğunu nasıl anlatabilirsiniz ki?

Ekrem Dumanlı, 'Sokakların gazabı' yazısını neden yazdığını ZamanTV'ye anlattı.

‘İyi darbe', meşruiyet kazanabilmek için önce sokağa müracaat ediyor. Risk ta oradan başlıyor. Kitlelerin hangi çizgiden yola çıkacağına toplum mühendisleri karar verse bile, olayların nerede ve nasıl duracağını hiç kimse kestiremez. Yeni teoriye göre “seçimleri beklemeye” gerek yok. Mısır'a, Tunus'a, Ortadoğu'ya bir de bu gözle bakmak, bir adım ötesini hesaba katmak gerekiyor. Ülkenin en tanınmış meydanlarına insanlar akın akın toplanıyor ve seçim sonuçları oralarda adeta yok ediliyor. Kitle iletişim araçlarının tamamı devreye sokularak kamuoyu oluşturuluyor ve 'iyi darbeler'in meşruiyeti tesis ediliyor.

Mısır'daki darbe yönetimi hafta içinde eşine az rastlanır bir hamle yaptı ve kendi taraftarlarını sokağa davet etti. Yani halkın karşısına halkı çıkaracağını ilan etti. Bu hamle, plansız bir öfkenin sonucu olamaz; zira darbe yapılalı 26 gün oldu. Asker sokağın büyük bir bölümüne hâkim. İhvan taraftarları belli bölgelerde protestolarını sürdürüyor. Öyle anlaşılıyor ki Mısırlı generaller, “Madem muhalifler sokakta eylem yapmaya devam ediyor; biz de kendi taraftarlarımızı onların karşısına diker, hadlerini bildiririz.” diyor. Sonuç ortada: 200 insan hayatını kaybediyor. 5 bin civarında insan yaralı. Bu derin yarayı kapatmak mümkün mü? Mısır artık onlarca yıl bu vahşetle iç içe yaşamayacak mı? Peki neden?

Sebep çok; ancak bir tespitin önceliği var: Ortadoğu'daki sokak hesaplaşmasının arkasındaki niyetlerden biri de “siyasal İslam”ın demokrasi umudunu tüketmektir. Maksat bu olmasa bile neticesi bu olacaktır. Dünyanın bir bölümünde “İslamcı partiler”den büyük bir rahatsızlık duyulduğu aşikâr. Zaten bu yüzden demokrasinin kökleştiği ülkeler bile “iyi darbe” fikrine sıcak bakıyor. O sebeple darbeciler inisiyatifi ele geçirmekle iktifa etmiyor, bir adım daha öteye sıçrayarak tehlikeli gördükleri oluşumları sokakta bitirmeyi tercih ediyor. Bu sayede hem 'iyi darbe'ye boyun eğmeyenleri meşru hak arama zemininden uzaklaştırıyor hem de siyasette ikbali olan oluşumları illegalitenin kucağına atıyorlar.

Mısır'da devreye sokulan senaryonun her aşaması bütün bölge ülkelerini de ilgilendiriyor. Nitekim Tunus'ta benzer bir senaryo devreye girdi bile. Muhalif politikacı İbrahimi'nin bir suikasta kurban gitmesi Tunus'un da sokağa dökülmesi için kâfi bir sebepti. Nitekim öyle oldu. Bu noktadan sonrası için sokağın kimler tarafından hareketlendirildiğine bakmak gerekiyor. Darbeciler öteden beri sokağı kullanıyordu zaten. “Darbe şartlarını oluşturmak için” psikolojik harp yürütenler kılıktan kılığa girerek insanları birbirine defalarca kırdırmıştı. Türkiye'nin acı tecrübeleri bile bunun en açık şahididir. Şimdi yeni bir durum söz konusu: Darbe öncesindeki sokak operasyonu yetmezmiş gibi darbe sonrasında da hesap sokakta kesiliyor. Darbe öncesi sokağı hareketlendirme nasıl bir planın gereği ise darbe sonrası halkı birbirine kırdırma da bir planın parçası olabilir. Önünü arkasını hesap etmeden, karşı tarafın stratejisini hesaba katmadan hareket edenler, sadece kendilerini riske atmış olmaz; aynı zamanda İslam dünyasının demokratik ufka yürüyüşünü engellemek isteyenlere -bilmeden ve istemeden de olsa- yardım etmiş sayılırlar. Sabır lazım, teenni lazım, meşveret lazım.

Meseleyi sadece sokağın nabzına göre ayarlamak, yapılabilecek en kötü tercihtir ve maalesef faturası çok ağır olabilir. Demokratik hukuk sistemlerini sonuna kadar zorlamak, toplumsal çatışmalardan uzak durmak, hangi sebep olursa olsun illegaliteye müsaade etmemek gerekir ki İslam dünyasını yeni otoriter sistemlerle kontrol etmek isteyenlerin hevesi kursağında kalsın. Bu da ancak yetişmiş kadrolarla mümkün; burnunun ucunu bile göremeyen ve aynadaki aksiyle ettiği kavgalar nedeniyle bîtap düşmüş yorgun nesillerle değil… Sokakların gazabı zalimleri bir gün mutlaka yutar; ne var ki o an gelip çatıncaya kadar masumların hakkını da gözetmek, kaza yapmadan gemiyi sahil-i selamete çıkarmak gerekir.

Süleymaniye’de bir teravih akşamı

Beyazıt Camii hariç İstanbul Suriçi’ndeki camilerin restorasyonu çok şükür ki bitirilmiş. İnsanın içine inşirah veriyor bu yeni hal. Ancak mübarek Ramazan ayına rağmen, o pırıl pırıl camilerde üç-beş saf bile teşekkül etmiyor. O muhteşem Süleymaniye’nin nerdeyse tamamı boş. Sultanahmet Camii’nin önemli bir kısmı turistlere tahsis edilmiş; ancak saflar oralara kadar bile ulaşamıyor. Yazık! Daha 20 yıl önce lebâleb dolan o güzelim camiler neden şimdi bomboş? Eminönü Yeni Camii’nde tek bir saf bile yok, Nuruosmaniye ıssız bir karanlığa gömülmüş, Şehzadebaşı Camii mahzun, Valide Sultan Camii münkesir. Hatta Fatih Camii’nde o eski cuş u huruşa rastlamak mümkün değil. Neden?

Suriçi dediğimiz o muazzam mekân uzun yıllardan beri insansızlaştırılıyor. Tarihi beldede yaşayan insanlar evlerini önce işyerlerine terk etmek zorunda kaldı; ayakkabıcılar, dericiler, turistik eşya satıcıları vesaire... Ardından otel istilası başladı. Yer gök otel şimdi. Eğlence yerlerinin hadd-u hesabı yok. İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’ta olması bile Suriçi’ni ‘ölü şehir’ haline getirmekten kurtaramıyor. Çünkü talebenin kalacağı ev yok artık bu muhitlerde. Trafik halka kapalı, bürokrasiye açık. Vatandaş giremiyor ama turist taşıyan otobüsler cirit atıyor. Artık eskisi gibi Anadolu’dan bir öğrenci akını da yok ki, öğrenci yurtları bu mekâna can suyu olsun. Varsa turizm, yoksa turizm!

Eskiden Suriçi’nde kültürel bir hareketlilik vardı. Kubbealtı, Türk Edebiyatı, Küllük gibi mekânlarda kültür sanat konuşulur, sahaflar, Beyaz Saray, Cağaloğlu gibi yerlerde kitap alınır satılırdı. Şimdi oralarda da in cin top oynuyor. Tarihi birkaç bina da nargilecilerin işgaline maruz kalmış. Bir zamanlar Sultanahmet Camii avlusunda kitap fuarı düzenlenirdi. Mekân kifayet etmiyordu; ama insanlar cami ile kitabı bir arada yaşıyordu. Cami hayatın içindeydi. Şimdi Beyazıt Camii’nin yanına taşınmış fuar. Ne yazık ki bomboş. 32.si düzenlenen fuarın boynu bükük, duruşu sönük. Yazık ki ne yazık…

Sultanahmet Camii’nin avlusuna insanlar gelip iftar açıyordu. Etrafı da temiz tutuyorlardı. Bu sene bütün çimlerin üzerine su basmışlar, her taraf sırılsıklam. Neden? İnsanlar oturmasın diye. İnsanın mabed bahçesinde iftar açması camii ile barışması anlamına da geliyor aslında. Keşke senede bir ay bu güzel buluşmanın önüne geçilmeseymiş. Mabed ve şehir namaz dışında nasıl buluşacak? Suriçi’ne bakınca insanın içine derin bir hüzün doluyor. Muazzam bir medeniyetin bu kadar horlandığı başka bir tarihî şehir var mı Allah aşkına? Paris? Roma? Viyana? Hangi medeniyet abidesinde şehir insansızlaştırılıyor ve ticarî bir meta haline getirilerek turizmin emrine amade ediliyor. Sessiz sedasız gidin bir selatin camiye; inanın içiniz sızlayacak, kalbiniz daralacak. Günah değil mi?

Panorama

Hafta içinde yazarlarımız iftar sofrasında buluştu. Zaman, Today’s Zaman, Aksiyon... Zaman’ın merkez binasında gerçekleştirilen iftar, bir gerçeği de gözler önüne serdi: Zengin, yetkin ve çok sesli bir entelektüel birikim ile karşı karşıyaydık. Bu kadar farklı ve bu kadar derinlikli bir kadro Türkiye’nin tefekkür dünyasına zenginlik katmaya devam edecek inşallah.

Mısır’daki sokak çatışmalarında bir fotoğraf, ürpertici çağrışımlar taşıyor. Ülkenin tanınmış bir aktörü, kanlar içindeki bir darbe karşıtına şiddet uyguluyor. Elindeki tabancayı kitlelere karşı kullanıyor. Sanatçılar bu hale gelebilir mi? Demek ki gelebiliyor. Akıl tutulması değil; akıl oynatması yaşanıyor orada. Cinnet sınırları zorlayınca sanatçıları da çarklar içine alıp tüketiyor. İbretlik!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katıldığı Alevi-Sünni Kardeşlik İftarı haftanın en güzel hadisesiydi. Muharrem ayında Sünniler Alevilere iftar vermişti; şimdi de Aleviler Sünnilere Ramazan iftarı veriyordu. Ve her ikisine de Cumhurbaşkanı katılıyor. Çok şey demeye gerek yok; iftarın bizatihi kendisi bile çok güzel bir mesajdı...

 

29 Temmuz 2013, Pazartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.