GÜNDEM Yazarlar 1915: Türkiye ne yapabilir? (3)

1915: Türkiye ne yapabilir? (3)

Soykırım kelimesi üzerinden Türkiye’yi dünya kamuoyu nezdinde mahkûm etme çabasından hep şikâyetçi olundu. Mesele Türkiye’nin güçlenmesini istemeyenlerin komplosu gibi sunuldu ve muhtemelen geniş kesimlerce de öyle algılandı. Ne var ki Türkiye’nin seksen yıllık resmî tutumu aslında ‘soykırım’ sözcüğünü hiç yadırgatmıyor.

O kadar ki 1915’te yaşanan olaylar soykırım sayılmasa bile, 1919’dan 2002’ye yani AKP iktidarına kadar, sergilenen devlet politikası bu sözcüğü kolaylıkla hak edebilir. Çünkü BM tanımına göre bir kimliğin kendini idame ettirme koşullarının bilinçli olarak engellenmesi soykırım olarak kabul ediliyor. Cumhuriyet rejimi ise daha ilk yıllarında gayrimüslimlerin seyahat, meslek seçme ve konut edinme özgürlüklerini engellemekle kalmadı, yurt dışına kaçmak zorunda kalanların dönmelerine yasak koydu, vatandaşlık haklarını ellerinden aldı ve tüm servetlerini gasp etti. Sonraki yıllarda her fırsat gayrimüslimlerin bu topraklardan gitmesi ve giderken mallarını devlete bırakması stratejisine göre kullanıldı ve bu uğurda işkence ve cinayetten bile çekinilmedi. 1960 sonrasında kurulan Azınlık Tali Komisyonu örneğinin gösterdiği üzere, gayrimüslim meselesi devlete havale edilerek resmî ideolojinin temel ayaklarından birini oluşturdu. Bu komisyon ‘tali’ denmesine rağmen yaklaşık 50 yıl yaşadı ve lağvedildiği zaman da arşivi doğrudan askeriyeye teslim edildi. Halen araştırmacılara kapalı…

Demek ki ilk yapılacak şeylerden biri, söz konusu ideolojik yaklaşım ve uygulamanın kınanması ve bunun için özür dilenmesi. 1915 yüzleşmek için ağır geliyorsa, en azından Cumhuriyet’in gayrimüslim politikası için özür dilenmesi gerekiyor. İkinci adım, tarihle hukukun birbirinden ayrıştırılmasıdır… Türkiye işin hukukî değil, insanî tarafıyla ilgili olduğunu ve dolayısıyla tarihi toplam yaşanmışlıkların ve bunlar arasındaki bağlantıların bütünü olarak kucakladığını beyan etmeli ve bu bakışı eğitim sistemine yansıtmalıdır. Böylece adına takılmadan tarihsel olguları nesnel bir bakışla ele almanın yolu açılacak ve bu topraklardaki bütün kimliklerin tarihinin bütünle ilişkili olarak anlaşılması mümkün olacaktır. Üçüncü adım, İslamî duyarlılığa sahip kesimlerin geçmişteki cinayet ve gasp furyasının dışında kalmış olmasından ve şu anki yükselen özgüvenden hareketle, 1915’i öncesi ve sonrasıyla masaya yatıracak, anlamaya çalışacak ve bunu toplumla paylaşacak bir ‘akil’ tarih komisyonu kurulmasıdır. Bu komisyon sadece Türkiyeli tarihçilerden oluşmalı ve derdi Türkiyelilerin kendi aralarında konuşmasına vesile olmak olmalıdır. Çünkü Türkiye’de insanlar artık gerçekleri öğrenmek istiyorlar ama ne bunu ‘yabancılardan’ duymaktan hoşlanıyorlar, ne de gerçek adı altında yeni manipülasyonlarla karşılaşmak istiyorlar. Türkiye bugün dünya çapında tarihçilere, ancak milliyetçiliğin dışına çıkıldığında hakkıyla bir tarih çalışması yapılabileceğini bilen siyasetçilere sahip. Bu çalışmalarda amaç ‘soykırım mı değil mi’ gibi basit ve yüzeysel bir şablona ulaşmak olmamalı… Aksine yaşananların karmaşıklığı ve zenginliği ortaya çıkarılabilmeli.

Nihayet Türkiye’nin yapabileceği bir önemli şey daha var… Geçmişin barışçı bir paradigma içinde zihinlerde yeniden inşa edilmesi, hemen her zaman ortak bir gelecek tahayyülü ile birlikte mümkün olur. Birbirlerini salt geçmişteki algı üzerinden kurgulayan kimlikler arasında düz bir diyaloğun kurulması bile çoğu zaman kolay değildir. Oysa aynı kimliği geleceğin algısı ve hele ortak algısı üzerinden oluşturduğunuzda, bir anda geçmişten gelen tutucu, yargılayıcı ve aşağılayıcı bakışın hızla buharlaştığına şahit olursunuz. Ermeniler de Türkler de, birbirlerini hep geçmişten devralınan değişmez şablonların içinden tanımladılar ve tam da bu nedenle birbirlerini tanımayı reddetmiş oldular. Şimdi bu tabloyu değiştirmenin zamanı ve Türkiye’nin elinde büyük bir imkân var: Türkiye Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ı kapsayan ve buna Doğu Anadolu Bölgesi’ni de katan bir ‘geniş Kafkasya’ projesi başlatabilir. Bu proje bir yandan iktisadi alandaki gelişmeyi ve küresel eklemlenmeyi hedeflerken, aynı zamanda bu bölgenin ortak kültürünü ve iç zenginliğini ortaya çıkartarak turistik bir cazibe alanı oluşturabilir. Aynı anda spordan sanata ve entelektüel tüm uğraşlara uzanan bir ortaklık ağı ortaya çıktığında, bu yeni dünyanın eşiğinde geçmişin algısı da büyük ölçüde farklılaşacak, yüzeysellikten kurtulacaktır.

Türkiye’nin sorumlulukları derin ama telafi edici imkânları çok… Toplum ise çoktan hazır ve siyasî iradeyi bekliyor.

Taraf notu: Taraf Gazetesi’nde patron bir operasyon yapıyor. Yazı işleri müdürleri çeşitli bahanelerle ve yayın yönetmeni ‘by pass’ edilerek görevden uzaklaştırıldı. Anladığım kadarıyla amaç anayasa tartışması sırasında ve seçimler döneminde hükümete vurabilecek bir yayın organı yaratmak. Büyük gazetelerin yapamadığını ‘demokrat’ kesimi hedefleyerek Taraf’a yaptırmak. Buna para verecek yatırımcılar ve hevesli gazeteciler ise zaten hazır... Bakalım Taraf’a meşruiyet sağlayan ve bedavaya çalışan yazarları ne yapacaklar?..

28 Nisan 2013, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.