Etyen Mahçupyan

e.mahcupyan@zaman.com.tr

GÜNDEM Yazarlar Etyen Mahçupyan-Sudan çıkmış balıklar

Sudan çıkmış balıklar

Kürt meselesinin siyaseti belirleyen önemi Türkiye'nin aydınları için entelektüel açıdan epeyce zararlı oldu. Ortada açık bir hak ihlali vardı ve Kürtlerin haklarını savunmak kişiyi kolay yoldan ‘demokrat' kılabiliyordu.

Böylece ‘despotik' devletin ceberut tavrından şikâyetçi olan liberallerle, kapitalist devletle tarihsel güç kavgası içinde olduklarını farz eden sosyalistler ortak bir noktada buluştular. Ne var ki bu kolaycılık giderek bazılarını soru sormaktan ve analiz yapmaktan uzaklaştırdı. Normatif olanın peşinden gitmenin cazibesi, gerçekliği anlamaya çalışmanın önüne geçti. Kürt meselesi çözülmediği sürece, ülkeye demokrasi gelmeyecekti ve bu meselenin çözümü de çok uzaklardaydı. Bu yaklaşımın nasıl bir psikolojik tuzak olduğu pek anlaşılamadı. Aydınlar son otuz yılda sürekli olarak ‘barış' ve ‘çözüm' talep ettiler ama yine sürekli olarak niye barış ve çözümün olamayacağını sergileyen delillerin peşinde oldular. Kürt meselesinin çözümünün demokrasi için gerekli bir koşul olarak tasavvur edilmesi her türlü demokratikleşme adımının küçümsenmesine neden oldu çünkü asıl mesele çözülmeden durmaktaydı. Buna karşılık son on yılda hükümetin bu meseleyi çözme gayretleri de aynı şekilde küçümsendi, çünkü böylesine antidemokratik bir yönetim ve hukuk yapısı içinde Kürt sorunu çözülemezdi…

Böylece Kürt meselesinin çözümü ile demokrasiye ulaşma arasında gerçekçi olmayan bir bütünleşme yaratıldı. Öyle ki çözüm olmadan demokrasi olamıyor, demokrasi olmadan da çözüm sağlanamıyordu. Yapılacak şey adım adım gitmekti ama o zaman da aydınlar neredeyse her adımın ne denli yetersiz olduğunu göstermekle yetiniyorlardı. Bugün çok daha açıkça ortaya çıkıyor ki, Türkiye'nin aydınları aslında siyasetten pek anlamadıkları gibi, bu toplumu da fazla tanımıyorlar ve açıkça söylemek gerekirse tanıdıkları kadarıyla toplumdan çok da hazzetmiyorlar. Çünkü toplum ‘olması gerekenin' çok azına razı gelebilir, aydınları tatmin etmeyecek bir barış ve demokrasi üzerinde hemfikir olabilir.

Son müzakere süreci bu arka plan nedeniyle bazı aydınlarda büyük bir rahatsızlık yaratmış gözüküyor. Belki de kendilerini aldatılmış, dışarıda bırakılmış hissediyorlar. Özellikle barış görüşmelerinin muhtemel bir başkanlık sistemi ile yan yana getirilmesi, alarm zillerini çalmış gözüküyor. Bu gerçekleşirse tam da korkulan şey olacak, hem Kürtlerle anlaşılacak hem de otoriter bir rejime kayılacak diye düşünülüyor. Bu durum Kürt meselesinin çözülmemiş haline göre daha kötü, çünkü elde Türkiye'yi demokratikleştirecek hiçbir ‘silah' kalmıyor. Kısaca söylemek gerekirse siyaset yapmak isteyen ama kendi yapmaktansa bunu Kürt direniş hareketinden bekleyen aydınlar, bir anda kendi başlarına kalmış olduklarını fark ediyorlar.

Eğer yıllar boyu sürdürülen kolaycılıkla yetinilmeseydi, belki şimdi özgün ve işlevsel bir aydın siyaseti var olabilirdi. Ama maksimalist yaklaşım birçoğunun işine geldi. Kürt meselesi ile demokrasi arasındaki doğal ilişkinin sınırlılığı göz ardı edildi. Tabii ki Kürtlerin haklarını alması demokrasiyi geliştirecek bir unsur. Ve de demokrasinin derinleşmesi de Kürt meselesinin çözümünü sağlayacak öğelerden biri. Ne var ki bu iki olgu birbirleri için ne gerekli ne de yeterli faktörler. Çok basit bir nedenle… Hükümetle Kürt siyasetinin hangi demokrasi düzeyini hayal ettiklerini ve nerede buluşacaklarını bilmiyoruz. Öyle ki olabilecek en demokratik koşullar yaratılsa bile bu meseleyi çözemeyebileceğiniz gibi, meseleyi tamamen çözmeniz bile standart bir demokrasinin yaratılmasını ima etmeyebilir. Nitekim Irak Kürdistan'ının yeni bir dünya hayali sunduğu şu tarihsel noktada, PKK'nın savaşmakla bir şey elde edemeyip aksine kaybedeceğini idrak etmesi; devletin ise temel hakları kabullenmediği takdirde bu süreçten yenilmiş çıkacağını anlaması şaşırtıcı değil. Barış savaşan taraflarca yapılacağına göre, barışın koşullarını da doğal olarak onlar koyacak ve buluştukları nokta ‘kalıcı' bir barış yaratabilecek. Çünkü ‘kalıcılık' nihayette pratik bir sonuç…  

Türkiye'nin bazı aydınları bu basit ancak belirsiz denklemi es geçmekteler, çünkü söz konusu denklemin tek bir mesajı var: Eğer Türkiye'yi istediğiniz koşullara getirmek gibi bir isteğiniz varsa, bizzat sizin siyaset yapmanız lazım. Ne yazık ki siyaset başkalarının sırtından, onların taleplerinin arkasına gizlenerek yapılamıyor. Daha doğrusu çatışma dönemlerinde yapılırmış gibi duruyor, ama barış yaklaştığında sudan çıkmış balık misali açıkta kalabiliyor ve maalesef kendi ruh halinize rehin düşebiliyorsunuz.

7 Nisan 2013, Pazar
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.