DÜNYA Yazarlar Fikret Ertan

Ruanda katliamı

Son 10 yıl içinde dünya iki büyük katliam yaşadı. Bunlardan birincisi 1995 yılındaki Srebrenitsa Katliamı şüphesiz.

Bosna’nın doğusundaki Srebrenitsa’da 8.000 kadar Müslüman kendilerini korumakla sorumlu Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü’ne bağlı Hollanda taburunun göz yumması sonucu Sırp General Mladiç komutasındaki Sırp kolordusu tarafından hunharca katledilip kuyulara, maden ocaklarına gömülmüştü.

İkinci büyük katliam ise Ruanda Katliamı. Afrika’nın orta kesiminde yer alan Ruanda’da 7 Nisan 1994 günü başlayan ve yaklaşık 100 gün devam eden etnik katliam sonucunda 800 bin kadar insan vahşice öldürülmüştü. Öldürülenler ülkenin azınlık kabilesi Tutsi ve Tutsilere yardım eden Hutular, öldürenler de çoğunluk kabilesi Tutsilerden meydana gelen acımasız Tutsi milisleriydi.

Ruanda katliamı modern tarihe en hızlı, en vahşi katliam olarak geçti; çünkü yaklaşık 100 günde 800 bin insan maşette denilen palalarla, sopalarla ve kurşunlarla ülkede bulunan BM Barış Gücü’ne rağmen acımasızca katledildi. Ruanda Katliamı ayrıca BM tarihine de bir büyük kara leke olarak da yazılırken dünyada adalet, insan hakları, laiklik şampiyonu olarak geçinen Fransa’nın katliam öncesindeki ve sonrasındaki rolünü de aradan geçen şu kadar yıla rağmen unutturmadı da. Nitekim, bugün Fransa, katliam dolayısıyla başta Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame olmak üzere pek çok kimse tarafından suçlanıyor, kıyasıya eleştiriliyor.

Paul Kagame, geçen çarşamba günü Ruanda’nın başkenti Kigali’de yapılan katliamı anma töreninde Fransa’yı, katliamı yapan Hutu milisleri bilinçli bir şekilde silahlandırmakla, eğitmekle ve bu milislerin katliama kalkışacaklarını bilmekle açıkça suçladı ve Fransa’nın ‘katilleri koruyan, kurbanları korumayan bir strateji izlediğini’ vurguladı.

Fransa şüphesiz bu suçlamaları kabul etmiyor, Ruanda’da bulunan askerlerinin ellerinden geleni yaptıklarını, katliamı önleyemediklerini söylüyor; ama Hutu ordusunu eğitip silahlandırdığını da inkar etmiyor, edemiyor; çünkü Fransa, Hutuların geleneksel dostu ve müttefiki yıllardır; Fransız subaylar yıllardır Hutu ordusunun içinde görev yapmış, bu orduyu eğitip silahlandırmışlardı. Bunlar bugün ne Fransa’nın ne de başkalarının inkar edebilecekleri gerçekler.

Diğer yandan BM de Ruanda Katliamı ile ilgili olarak suçlanıyor tabii. Özellikle de katliam sırasında sorumsuz davranan BM Güvenlik Konseyi. Katliam sırasında Güvenlik Konseyi’nde görev yapan ve bugün BM’nin Afrika özel danışmalarından olan Nijerya temsilcisi İbrahim Gambari, BM’nin katliamın en sıcak günlerinin yaşandığı 21 Nisan 2004 tarihinde Ruanda’daki BM Barış Gücü’nün mevcudunu azaltma kararını bugün şiddetle eleştiriyor. Hatırlatalım, bu kararla Güvenlik Konseyi Ruanda’da o zaman bulunan Barış Gücü’nün asker sayısını 2.598’den sadece 270’e indirmiş ve böylece Hutu milislerinin adeta önünü açmıştı. Gambari, bugün o karara işaret ederek ‘Güvenlik Konseyi, özellikle de bu Konsey’in güçlü üyeleri ve de milletlerarası camia bir bütün olarak en ihtiyaç duydukları anda Ruanda halkını yalnız bıraktılar.’ diyor ve Ruanda’yı yıllarca sömürge gücü olarak yöneten Belçika’nın o zaman Güvenlik Konseyi’nde bulunan NATO müttefiklerine Ruanda’dan asker çekme konusunda nasıl lobi yaptığını anlatıyor.

Ruanda Katliamı konusunda suçlanan bir başkası da bugünkü BM Genel Sekreteri Afrikalı Kofi Annan. Annan, katliam sırasında BM Barış Gücü operasyonlarından sorumluydu ve tabii o da sorumluluğunu yerine getiremedi. Nitekim, bunu kendisi de kabul ediyor, katliamın 10. yıldönümü dolayısıyla BM İnsan Hakları Komisyonu’na yaptığı konuşma sırasında katliamın önlenememesinde hem BM’nin kurum olarak ve hem yetkili olarak kendisinin gerekenleri yapmadıklarını, dolayısıyla bu yüzden sorumlu olduklarını ve de dünyada katliam riskinin hâlâ korkutucu bir şekilde gerçek olduğunu da itiraf etmiş bulunuyor.

Büyük devletlerin, medyanın bugün hatırlamak istemedikleri Ruanda Katliamı dolayısıyla benim bugün hatırladıklarım böyle. Ben bu yüzden Kıbrıs’ın geleceği bakımından bugün ne BM’ye, ne Annan’a, ne büyük devletlere, ne AB’ye, ne ABD’ye ne de başkalarına güveniyorum; çünkü değişen fazla bir şey yok. Güvenenler olabilir ve varlar da. Güvensinler; ama sonra ağlamasınlar, ağlatmasınlar tabii...

10 Nisan 2004, Cumartesi
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.