|
Bunu takiben İsmail Cem liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi'nin şık bir şekilde CHP'ye ilhakı ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın davetini kabul ederek 17 Arlık zirvesi için beraberce Avrupa'ya gideceğini açıklamasının yarattığı CHP lehindeki sıcak hava, CHP eski Genel Sekreteri Ertuğrul Günay'ın CHP'den ihraç edilmesi ve Baykal'ın Avrupa'ya gitmek için anlamsız şartlar ileri sürmesiyle soğudu.
Bu soğuma bir tesadüfün eseri değil, bizzat Baykal'ın ısrarla sürdüğü stratejik bir tercih ve bu stratejinin parti içine ve hükümete yönelik olmak üzere iki ayağı var. Baykal, parti içindeki konumunu ve iktidarını ancak sınırları iyi tayin edilmiş ve şartlara göre ölçüsü değişen soğukluk stratejisiyle korumayı amaçlamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, İsmail Cem'in ilhakı gibi siyaseten pek anlamı olmayan jestler ise CHP'den üç milletvekilinin ihracını takip ederken, Ertuğrul Günay'ın ihracından önce gelen kamuoyundaki tepkileri yumuşatma dışında bir anlam taşımıyor! Bu arada CHP genel başkan adaylarından Mustafa Sarıgül'ün yarattığı heyecan dalgasının Baykal'ı fevkalade rahatsız ettiği anlaşılıyor. Gittiği yerlerde bir genel başkan gibi karşılanan Sarıgül'ün, partiden ihraç edilmesi de gündemde, üstelik Sarıgül, bizzat Baykal tarafından dile getirilen yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya... Sarıgül'ün de CHP'den ihraç edilmesi, CHP'ye tahmin edilenin ötesinde zarar verecektir.
Mahkemeden dönen ihraçlar!
CHP'deki kriz ve parti içi tartışmalar, ilhak ve ihraçlarla gün yüzüne çıkıyor. Mesele, nihayetinde yargıya intikal ediyor. Parti içi muhalefetin toplamaya çalıştığı tüzük kurultayını engellemek için imza veren delegelere baskı yaparak imzalarını geri aldırtan ve bir kısım delegeyi de partiden atan CHP Genel Merkezi, muhalifleri yıldırmak amacıyla kendi tayin ettikleri bir gündemle kurultaya giderek muhalifleri şah mat edeceğini zannederken, anlaşmazlık giderek büyüdü ve parti dışına taşınıyor. Artık kamuoyu, "ne olacak bu memleketin hali" tartışmasına ek olarak "ne olacak bu CHP'nin hali" konusunu bir tartışma sporuna dönüştürmüş durumda. CHP Genel Merkezi'nin parti içi muhalefeti ve kamuoyu tepkisini umursamak bir yana, muhalifleri ihraç etmek veya partiden ayrılmaya zorlamak için ağır hakaretler etmek yolunu tercih etmesi, muhalifleri mahkemelerde hak aramaya yöneltiyor. İşte bu durumun neticesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tüzük kurultayı için yapılan başvurunun CHP Genel Merkezi tarafından haksız bir şekilde reddedildiğini belirledi. Buna göre başsavcılık, tüzük kurultayının toplanmasını isterken, CHP Genel Merkezi bu kararı uygulamayarak hukukla inatlaşma yolunu tercih etti. Konu şimdi Anayasa Mahkemesi'ne intikal edecek ve CHP'nin yargılama sonucunda ihtar alması veya Hazine yardımından mahrum kalması ihtimal dahilinde.
CHP'nin mahkemelik oluşu bu örnekle sınırlı değil, bir grup muhalif, Yargıtay Başsavcılığı'nın kararını esas alarak CHP Genel Başkanı'nın 3 Temmuz'da yaptığı kurultayın iptali için mahkemeye başvururken, tedbirli olarak ihraç edilen CHP'liler de soluğu mahkemelerde alıyor. Nitekim mahkemeler, bu kararın hukuka uygun olmadığına ilişkin bir karar verdiler ve ihraç edilen milletvekilleri partilerine dönecekler...
Aslında mesele, sadece CHP ile sınırlı değil, Türk siyasi partiler sistemindeki parti içi demokrasi eksikliğinin bir sonucu. Bu yüzden kamuoyunun parti içi demokrasi konusunu tartışarak Siyasi Partiler Kanunu'nu, Avrupa Birliği standartlarına yükseltecek bir değişikliği talep etmesi gerekiyor. Parti içi demokrasi, hem siyasi partileri hem de bunun üzerinde yükselen demokratik sistemi güçlendirecektir. Bundan belki de en fazla, güçlü teşkilatlanma geleneği üzerinde yükselen sosyal demokrat partiler istifade edebilecektir. CHP Genel Merkezi ise ne yazık ki, sosyal demokrasinin uzun vadeli kazançlarını düşünmek yerine, parti içi iktidarımızı nasıl daha uzun bir süre devam ettiririz derdinde. Bunun sonucunda da CHP, istifalar ve ihraçlarla sürekli kan kaybediyor.
Günay, Derviş ve Sarıgül ilgiyle izleniyor
Ertuğrul Günay ve Kemal Derviş'in ayrı ayrı yürüttüğü çalışmalar, Mustafa Sarıgül'ün çıkışı, CHP içinde bir karşılık bulmazken, kamuoyu bu isimleri ilgiyle takip ediyor. CHP, savunmacı bir anlayışla içine kapanıyor ve değişime karşı direnenlerin safında söylenmek, sonra da kamuoyu baskısıyla Meclis'te bu değişiklikler istikametinde oy kullanmak dışında bir politika üret(e)miyor. Bu bakımdan CHP, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesindeki vaatlerinden ve siyasi çizgisinden uzaklaşmasıyla da dikkati çekiyor.
|