|
Ayrıca bol şans. Türkiye’de bütün bunlara ilave bir şart daha gerekiyor: Tanrıların gazabını çekip, haksızlığa uğramak, mazlum durumuna düşmüş olmak. Nasıl okuduğu şiirden dolayı 6.5 ayını cezaevinde geçirmek R. Tayyip Erdoğan’ın liderlik güzergahında önemli bir aşamayı ifade ediyorsa, CHP’den apar topar ihraç edilmek de Mustafa Sarıgül için aynı anlamı taşıyacak. Söz konusu olan halk nezdinde mazlum sayılmak olunca haksızlığı yapanın önemi kalmıyor: Devlet veya devleti kuran partinin genel başkanı, yeni bir lider yaratmak için vazgeçilmez şartlardan birini yerine getirmiş oluyor. Mazlum halkın dikkatini, siyasi reklam dehalarının başaramayacağı bir parlaklıkta mazlum lider adayının üzerine çekiyorlar.
Şişli Belediye Başkanı’nın CHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklamasından sonra CHP’ye gelen hareket, siyasetin bütününe de bir bereket getirebilir. Türkiye’nin üstlendiği misyonun hakkını verecek adam gibi bir sosyal demokrat partiye ihtiyacı var. Evrensel solun birikimini Türkiye’ye taşıyacak, muhalif politikalarla statükoyu silkeleyecek, halkı yarattığı katılım kanalları aracılığıyla siyasetin aktörü haline getirecek gerçekten sol bir parti siyasete sağlık ve makul bir denge getirebilir. Başlangıç noktası ise elbette liderlik tartışması olacaktır.
Siyasete modası geçmiş teorilerin, ideolojik saplantıların dünyasından bakmak yerine sonucu belirleyen halkın gördüklerini görmeyi denerseniz, liderlik sorunu her işin başını ve sonunu belirleyecektir. Soyut değil somut düşünmeniz gerekiyor. Bir parti, bir örgüt, bir ideoloji, bir siyasi program ve en önemlisi güven sorunu liderin şahsında somutlaşıyor. Liderin kişiliği ve kimliği, partinin kimliğini ve kişiliğini aktarıyor. Hitabetindeki selaset, tebessümündeki sıcaklık, gözlerindeki pırıltı partilinin ilk elden aradıkları oluyor. Lider toplumdan gelen etkilere ve taleplere göre önce kendini şekillendiriyor, sonra bu şekli partiye bir elbise gibi giydiriyor. Siyaset liderler eliyle yapılıyor.
Devletçi ve seçkinci sol
CHP’nin meydan okumasına rağmen bugüne kadar siyaset yapmayan bir lider adayı var. Bir şekil, bir renk, bir koku ortada yok. Sadece lider adayının aynalara akseden bir kimliği ve kişiliği var. Amerika’ya Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak gidip, icazet aldığını söyleyen, patronlarla içli dışlı ve aldığı % 66 gibi inanılmaz bir oy ile halka yakın olduğunu kanıtlamış bir lider adayı. Bu saydıklarımızın hiçbiri CHP geleneğinde yok. Sarıgül, sonuca endeksli bir vaat ile dikkatleri üzerine toplamayı başarıyor: CHP’yi tek başına iktidara taşıyacağını söylüyor. Bunu durduğunuz yere göre ilkesizlik veya CHP’nin yeniden doğuşu olarak yorumlayabilirsiniz. Sarıgül krizi, CHP’de işlerin yolunda gitmediğini ve kayda değer bir ekseriyetin arayış içinde olduğunu gösterdi. Lider arayışı, sonuca ulaşamasa bile yeni bir başlangıcı, güçlü bir silkenişi tetikleyebilir. Bu yeni başlangıç, güçlü bir özeleştiri ile CHP’yi gerçekten sol bir partiye dönüştürebilir. En başta devletçi ve seçkinci saplantıların tasfiyesini sağlayabilir.
Sol ideoloji devleti araçsallaştırır ve bir kilim gibi halkın ayakları altına serer. Devleti egemen sınıfların baskı aracı olmaktan çıkartacak tek çare, onu halkın hizmetine vermektir. Devlet sosyal adaleti, eşitliği sağlamak için ilave ekonomik görevler üstlenir, ama bütün bunlar halk için yapılır. Devletin halkın üzerinde bir kişiliği ve gücü olamaz. Devlet sürekliliği olan bir bürokrasiden ibarettir. Halkla devleti karşı karşıya getiren sorunlarda devletin çıkarını savunmak çoğu yerde bu bürokrasinin ayrıcalıklarını ve gücünü savunmak anlamına gelmektedir. CHP’nin sık sık nükseden devletçiliği, bürokratik devletin refleksleri ile örtüşmekte ve iflah olmaz bir halk karşıtlığını ifade etmektedir. İktisadi devletçilik dışında zengin uygulama alanı bulan “devlette reform”a, CHP’nin her alanda içgüdüsel olarak karşı çıkması başka türlü açıklanamaz. Geleneksel olarak sol ideolojilerin özgürlükçülüğü ile CHP politikaları arasındaki uçurum da aynı kaynaktan besleniyor. Devletçi refleks ve seçkinci gelenek özgürlükten maraz doğacağını söylüyor. CHP de bu söyleme teslim oluyor.
Siyasetin, özerk bir dünyası yoktur. Siyasetin bütün aktörleri, dengeleri, olayları var olan toplumsallığın sonuçlarıdır. Toplum ister, talep eder, beğenir, seçer, kızar, öfkelenir ve cezalandırır. Böylelikle siyaset dünyası şekillenir ve değişir. Toplumla siyaset arasındaki illiyet bağını koparmak siyaseti sahte bir dünyaya hapseder ve marjinalleştirir. Toplumun zengin yelpazesi ile siyasi yelpaze arasında uyumsuzluk var ise, siyasetçi ikisini birbirine uydurmakla yükümlüdür. Uyumsuzluk devam ederse halk siyasetçiyi ve siyasetleri tasfiye eder. CHP’nin başına gelen de budur. CHP liderinde somutlaşan ideolojisi ve kimliği ile marjinalleşmekte ve tasfiyeye uğramaktadır.
|