|
Rüşvet iddiasının doğru olup olmamasından bağımsız olarak, bir parti liderinin kendi partisinin imajına -ve tabii ki kendi kişisel imajına- vereceği zararı bildiği halde böyle bir iddiada bulunmayı göze almış olması, aslında onun içinde bulunduğu durumun epeyce sıkıntılı olduğunu gösteriyor. Özellikle de ülkede ekonominin bugünden yarına kötüleşmesinin beklenmediğini veya ufukta CHP’yi iktidara taşıması umulabilecek yeni bir ara rejimin görünmediğini göz önüne aldığımızda, partinin sıkıntıları ve bu kapsamda parti içi muhalefet de devam edecek gibi görünüyor. CHP bu halde bulunduğu sürece, er veya geç, “liderlik sorunu”nun muhaliflerin istedikleri biçimde çözülebilmesi mümkün. Ama bu “sorun”un çözümü gerçekten CHP’de bir şeyleri değiştirecek mi? Muhaliflerin CHP’si ciddi bir iktidar alternatifi haline getirilebilir mi? Hepsinden önemlisi, muhaliflerin dile getirdiği eleştiriler, verili durumu köklü bir biçimde değiştirecek gerçekten yeni, farklı ve demokratik bir perspektif içeriyor mu? Jandarmalı, tel örgülü, yumruklu ve açık oylu kongreden bu yana yaşananların CHP’ye yakışmadığını ileri sürenlere daha fazla tarih okumalarını önermekle yetinip, muhaliflere bakalım. Muhaliflerle ilgili olarak yapılması gereken ilk tespit, her birinin çok farklı nedenlerle muhalefet ettikleridir. Baykal’a karşı demokrasi, katılım, özgürlük gibi kavramlar üzerinden yapılan ve çoğu kez retorik olarak hoş, ama muhteva olarak boş olan eleştiriler dile getiren muhalifleri bir yana bırakacak olursak, içlerinde Ertuğrul Günay, Hurşit Güneş ve Kemal Derviş gibi isimlerin de yer aldığı kimi muhaliflerin bazı eleştirileri dikkate değer görünüyor. Ama bu eleştiriler de CHP’yi demokratlaştırabilecek kadar somut ve radikal öneriler içermiyor. Muhalifler sorunun bir liderlik sorunundan ibaret olmadığını söylüyorlar; CHP’nin siyaset yapma anlayışının değişmesi gerektiğinden söz ediyorlar; “daha demokratik, daha katılımcı, daha adil, daha halktan yana...” bir siyaset anlayışının partiye egemen kılınmasından söz ediyorlar. Ama pek azı bu taleplerin somut siyaset pratiğindeki karşılığından söz ediyor ve yine pek azı her mecliste söylendiğinde kulağa hoş gelen bu soyut ilkelerden yola çıkarak “ne yapmalı?” sorusuna cevap verebiliyor.
Muhalifler ne istiyor?
Muhalifler arasında gerçekten öze ilişkin gibi görünen eleştiriler getirenler de yok değil. Örneğin bunlardan birisi, CHP’nin zenginlerden oy alan bir parti olduğunu ve Atatürkçülükle oy almaya çalışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söylerken, haklı olarak görmek istediği sosyal demokrat bir parti ile CHP arasındaki dramatik mesafeye de işaret ediyor. CHP’nin taban olarak sosyal piramidin üst kısmına dayandığı, bu yüzden Mamak veya Çinçinbağları’ndan değil Devlet Mahallesi’nden veya Oran’dan oy aldığı doğrudur; CHP’nin söyleminde Atatürkçülük ve laikliğin, demokrasiyi gözden kaybolacak ölçüde gerilere ittiği de öyle. Ama bunlar yeni veya Baykal ile başlayan sorunlar değildir. (Aslında pek çok CHP’li için bu bir sorun da sayılmaz; çünkü her siyasi parti bir sosyal tabana dayanır; bu partinin tabanı da budur ve bu tabanın taleplerine uygun söylem ve siyaset de mevcut CHP çizgisinde somutlaşmaktadır.) CHP baştan beri asker ve sivil bürokrasiyle, devlet eliyle oluşturulan yeni müteşebbislerin (yani sahip olduğu her şeyi devletin sağladığı imtiyazlara borçlu olan ve dolayısıyla devletle bütünleşmiş sermayenin), eşrafın ve onların çevresindeki “aydın”ların partisiydi, bugün de öyledir. Alevi oyları da CHP’nin tamamen bir üst sınıf partisi olduğunu gölgelese bile bu gerçeği değiştirmeye yetmemektedir. 1930 yılında CHP Denizli Milletvekili Haydar Rüştü Bey, o zamanki muhalefete destek verenler arasında en alttakilerin yanında “karnı tok, sırtı pek bazı zevatın” da bulunmasının “en ziyade nazarı dikkati[n]i çeken şey” olduğundan yakınırken bu sınıfsal arkaplana işaret ediyordu. Dolayısıyla CHP’nin zengin partisi olmasına veya Atatürkçülükle oy almaya çalışmasına karşı çıkmak, bu partinin hem tabanına hem de söylemine karşı çıkmak demektir ki; bu durumda tabanından ve söyleminden şikayet edilen bir partide neyin değiştirileceği sorusu açıkta kalmaktadır. Bu eleştiriler demokratik duyarlılık bakımından övgüye değer olsa da, bu partiyi var eden ekonomik ve siyasi duyarlılıklarla örtüşmemektedir.
Kuşkusuz “Atatürkçü, çağdaş yaşamcı, laik cepheci” vs. kimliklerinin yanında bu partinin zaman içinde kendisine “sosyal demokrat” demeyi de seçmiş olması bir çelişki olarak görülebilir; ancak oy verme davranışı bakımından bu çelişki Türkiye toplumunun siyasi realiteyi olduğu gibi görmesine engel olmamıştır. Bu anlamda Bebek veya Moda’nın “seçkin” yurttaşları hep CHP’ye oy verirken (”Cumhuriyetin kazanımlarını” korumaya en fazla kararlı, en duyarlı yurttaşlar genellikle buralardan çıkar), Sultanbeyli veya Küçükbakkalköylüler de vermezken, her iki kesim de rasyonel ve kendi sınıfsal çıkarlarına uygun davranmaktadır. Bu partinin tabanı ile siyasi kimliklerinden birisi arasındaki çelişki sadece bir kısım entelektüeli ve Türkiye’yi yeterince tanımayan yabancıları yanıltmaktadır; çoğunluk vatandaşları değil. Kısacası, CHP’nin sosyal tabanı, tarihsel ve aktüel olarak icra ettiği siyasi işlev ve mevcut söylemi, bu partinin evrensel anlamda sosyal demokrat bir çizgiye gelmesini isteyenlerle değil (adı Baykal olsun veya olmasın) mevcut liderlikle uyumlu görünmektedir. CHP’li muhaliflerin zengin mahallesinde sosyal demokrasi satmaya çalışmalarının tutarlılığı sorununu bir yana bıraktığımızda da, sundukları demokratik alternatifi ülkedeki kronik sorunlara çözüm konusunda nereye kadar götürebilecekleri de sorulmalıdır. Muhaliflerin, örneğin Cumhuriyet’le yaşıt olan iki büyük ve kronik sorun hakkında, yani Kürt sorunu ve din sorunu hakkında, bu sorunları ortaya çıkaran ve klasik CHP çizgisinin de sahiplendiği alışılmış yaklaşımın dışında gerçekten farklı ve daha özgürlükçü bir politika önerileri var mıdır? Kürt sorununa çözüm çabası bakımından bugüne kadar hükümet partisi (bütün ürkekliğine rağmen) hep CHP’nin ilerisinde oldu ve CHP muhalefet partisi olarak Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunabilecek reformlara daha ileri bir noktadan değil daha geriden muhalefet yaptı.
|