|
Haliyle de dünyada ve Türkiye’de olanlar bürokrasinin optiğinden görünenlerden ibaret değil. Böyle olunca da CHP, hem dünyadaki gelişmelere hem de Türkiye’deki gelişmelere intibak edemiyor. Bunun da ötesinde bu gelişmelere “bürokratik bir direniş” sergiliyor. Bu bürokratik direniş, CHP’yi, kendi tabanını teşkil eden çekirdek dışındaki toplumsal aktörlerden ve neticede de toplumdan koparıyor. CHP giderek küçülüyor ve marjinalleşiyor. Böylece CHP kendi meselesini de idrak edemiyor, mesele liderlik ve parti imkanlarının kullanılması yarışına -belki de kavgasına demek lazım- dönüşüyor. Komplo iddiaları, kumpaslar, hakaretler, ithamlar havada uçuşuyor; ama söylenenlerden hiçbiri sadre şifa olmuyor. Bu vadide CHP üzerine en önemli tespiti geçen hafta eski CHP genel başkanı, bugün aktif siyaseti bıraksa da DSP’nin doğal lideri olan Bülent Ecevit yaptı: “CHP artık siyasi bir güç değildir.”
İki aday var: Baykal ve Sarıgül
Artık sahiden bir siyasi güç olma niteliğini kaybetmeye başlayan CHP’de yarış esasen iki aday arasında geçiyor. Adayların ilki, halihazırda CHP genel başkanı olan ve CHP’nin bugün düştüğü halden birinci derecede mesul olan Deniz Baykal’dır. İkinci aday ise Deniz Baykal ve hizbini olağanüstü kurultay yapmaya mecbur edecek kadar şaşırtıcı bir performans sergileyen CHP Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’dür. Sarıgül’ün önünü açan, esas itibarıyla Deniz Baykal’ın uzun süredir devam eden açık başarısızlığı ve bu başarısızlığı örtmek üzere kullandığı anti-demokratik yönetim anlayışıdır. Buna bir de Sarıgül’ün Şişli’de % 67 oy oranına varan seçim başarısı ile CHP’deki parti oligarşisini teşkil eden Baykal hizbinin önünü kestiği dışlanmış grupların tepkisi de eklenmelidir.
Üçüncü adaylar: Güneş’ler
Kurultayda bu iki aday dışında bir de iki adayı da içine sindiremeyen, bu yüzden de bir üçüncü aday arayanlar söz konusu. Aslında bu arayışta olanların zayıflığı da hem liderlik yarışının iki aday arasında geçtiğini gösteren hem de CHP’nin içinde bulunduğu sıkıntılı halden kurtulmasının güçlüğünü gösteren önemli bir gösterge. Bu bakımdan Baykal ve Sarıgül dışındaki adayları, kısaca da olsa ele almak yerinde olacaktır.
Önce üçüncü adaylar içinde ilk önce adaylığını açıklayan ve tüm adaylar içinde CHP’nin içinde bulunduğu durumu en ciddi şekilde değerlendirerek, meseleleri açıklayan aday olan Hurşit Güneş’ten bahsedelim. Hurşit Güneş, aileden CHP’li. Babası CHP’nin efsane isimlerinden, CHP’de ortanın solu düşüncesinin hakim olması ve bürokratik karakterle mücadele edilmesinde hizmetleri olan Turan Güneş’tir. Hurşit Güneş, uzun süredir CHP ve sosyal demokrasinin meseleleriyle uğraşan bir akademisyen, yazar ve siyasetçi olmakla beraber CHP içinde, mesela babası kadar etkin olamamıştır. Nitekim bu durumun ve CHP’nin aday olmayı zorlaştıran tüzük hükümlerinin etkisiyle Hurşit Güneş, kurultaya bir gün kala adaylıktan çekildiğini açıkladı.
Üçüncü adaylar arasında ismi geçen Hasan Fehmi Güneş’in akla gelmesi bile CHP’deki durumun ümitsizliğini yeterince ortaya koyuyor. Fehmi Güneş, fikren bir şey ortaya koyamayacağı gibi, mizacen de fevkalade fevridir. Bu itibarla kendisinden beklenen “toparlayıcı abi” rolüne değil, Baykal’dan bile şedit bir istibdat yönetimine taliptir. Daha geçen sene kamu yönetimi reformu tartışmalarında muhatabı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ı “İşi şiddete dökerim.” diye bir televizyon programında tehdit edecek kadar kendini kaybettiği hatırlardadır. Fehmi Güneş de kurultaydan bir gün önce aday olmak için gerekli 260 civarındaki delegenin bulunamayacağı anlaşılınca adaylıktan çekildiğini açıkladı da CHP’liler kendisinin hışmından kurtuldular.
Zülfü Livaneli
Üçüncü adaylar arasında en güçlü olanı, sanatçı Zülfü Livaneli’dir. Arkasında “gizli aday” Kemal Derviş’in desteği olan Livaneli, basının bir kısmının da desteğine sahiptir. Ancak böyle bir destekle aday olduğu İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimlerinden üçüncülükle çıkması, şansını zayıflatıyor. Kaldı ki Livaneli, politikada ve bilhassa liderlikte gerekli bir özellik olan “güvenilirlik” vasfına sahip değildir. Bugün yaptığı açıklamaya yarın sahip çıkmaz. 28 Mart 2004 mahalli idareler seçimlerinden sonra Baykal’a ve CHP ideolojisine yaptığı eleştiriden çark etmesi gibi. Akla gelen bir başka örnek de türbanlıların özgürlüğünü önce desteklerken daha sonra şöyle konuşabilmesidir: “AİHM’nin aleyhte kararından sonra hükümet konuyu gündeme getirmiyor, türbana özgürlük isteyenler susmuş görünüyor... Belli ki, sorun bireysel değil siyasi tercihten kazanıyor.”
|