|
Parti kurultayları ve kongreleri parti kimliğinin, söyleminin ve politikalarının gözden geçirilmesi, yenilenmesi ve taze kan kazanması bakımından önemli fırsatlardır. Doğal olarak CHP kurultayında genel başkanlık koltuğu için yarışan iki adaydan da bu yönde bir vizyon çizmesi beklenirdi. Ne yazık ki, hem organizasyonu, hem de liderlerin çizdikleri görüntü ve verdikleri mesaj itibarıyla bu kurultay, CHP’nin Türk siyasi yaşamındaki çapsızlığını bir kez daha ortaya koymanın ötesinde bir anlam ifade etmemiştir.
Berbat organizasyona, divanın tutumu da ilave edilince özel olarak CHP yönetimin; ama genel olarak da bu partinin tümünün adalet ve hakkaniyet konusundaki düzeysizliği gözler önüne serilmiş oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse kurultayda çizilen görüntü CHP’li olmayan vatandaşlarda büyük korku uyandırmış olmalı. Divanın, genel başkan adayı Mustafa Sarıgül’e karşı sergilediği tutumu nereden bakılırsa bakılsın vicdanları rencide edici nitelikteydi. Divanı oluşturan üyelerin yönettiği partiye, ülke yönetiminin teslim edildiğini düşünebiliyor musunuz? Böyle bir yönetimden, tarafsız olması ve hakkaniyet duygusuna dikkat etmesi beklenebilir mi?
CHP’de kim kazandı, kim kaybetti?
CHP kurultayında partinin yanı sıra, Baykal ve Sarıgül de kaybetmiştir. Baykal, kurultay boyunca sadece ve sadece koltuğunu koruma mücadelesi verdi. Sarıgül’ü köşeye sıkıştırmak suretiyle kendisine karşı gelen tehlikeyi bertaraf etmeye çalıştı. Sosyal demokrasiye, ülke yönetimine, Türkiye’nin dış politika anlayışına, Avrupa Birliği sürecine, kısaca ülke meselelerine ilişkin tek bir kelime etmedi. Güçlü belagatiyle, yolsuzluk üzerinden Sarıgül’e yüklenerek, Sarıgül’ün 1998 yılından beri işleyen bir yolsuzluk çarkının içinde bulunduğunu iddia etti. Bu tarihten beri yolsuzluk çarkının içinde olduğu halde neden görmezden geldiğine ilişkin doyurucu bir şey de söyleyemedi. İnsan doğal olarak Baykal’ın, Sarıgül’e karşı o tarihlerde neden sessiz kaldığını, ancak kendisine karşı bayrak açtıktan sonra yolsuzluk iddiası üzerine gittiğini merak ediyor.
Kanaatimce kurultayda en büyük darbeyi Mustafa Sarıgül almış oldu. Aylardan beri medyanın da desteğini yanına alarak ülkeyi karış karış dolaşan Sarıgül, kendisine karşı yeni bir “Karaoğlan” beklentisi içinde olanları büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Bu hayal kırıklığının birinci adımını Bakırköy belediye başkanına indirdiği yumrukla atmış oldu. Bir genel başkan adayının kurultay esnasında yumruklarının değil, projelerinin konuşması beklenirken, Sarıgül yumruklarıyla işe başladı. Şunu unutmayalım ki Sarıgül’ün kurultayda konuşan yumruğu her şeyden önce siyasetçi kimliğine, siyasi geleceğine ve medya desteğiyle kendisine karşı uyanan beklentiye inmiştir.
Sarıgül, kurultay boyunca sergilediği görüntüyle siyasi çapsızlığını net bir şekilde ortaya koydu. Deniz Baykal’ın kendisine yönelttiği ithamların tümünü cevapsız bıraktı. Cevapsız bırakmanın ötesinde Baykal’ı haklı çıkarırcasına, Hazine’den alacağı kaynağın yüzde kırkını teşkilatlara dağıtacağını ifade etti. Baykal, kurultaydaki konuşmalarıyla, Sarıgül hakkında rüşvet çarkına bulaşan ve insanları parayla satın alarak işlerini halleden bir insan imajı çizmeye çalıştı. Sarıgül, teşkilatlara para dağıtacağını söyleyerek Baykal’ın bu iddiasını adeta desteklemiş oldu.
Bu partinin dışında biri olarak söylüyorum: Kurultay öncesine kadar Sarıgül hakkındaki iddiaların bir koltuk mücadelesinin sonucu olduğu kanaatindeydim. Ama kurultay sonrasında Baykal bendeki bu kanaati silerken, Sarıgül pekiştirmiş oldu. Bunun da ötesinde Sarıgül’ün siyasette, son yirmi yıldır sürekli olarak iniş yaşayan solun ibresini yukarı çeken bir rüzgar oluşturacağı beklentisi içindeydim. Dünkü kurultaydan sonra bu beklentimden eser kalmadı. Sarıgül, bundan sonra CHP’de kalır mı bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da Sarıgül’ün hiçbir zaman ne Türk siyaseti için, ne de CHP için bir deva olamayacağıdır. Sarıgül, Baykal’dan hoşnut olmayan medyanın şişirdiği bir balondu; o balon dünkü kurultayda sönmüştür. Sarıgül, 460 delegenin desteğini almış olmasına rağmen dün itibarıyla siyasi geleceğinin üzerini çizmiştir. Bir siyaset deviyle bilek güreşine tutuşmaya kalkıştı; ancak bu siyaset devinin ayakları altında toz duman oldu.
CHP’de bundan sonra neler olacak? Daha önce ne olmuşsa yine aynı şeylerin olacağını bekleyebiliriz. Baykal, başta Sarıgül olmak üzere ona destek veren ekibi partiden tasfiye sürecini başlatacaktır. On beş yılı aşkın süredir CHP’de koltuk mücadelesi veren Baykal’dan bundan başkası beklenemez. Bu da partinin daha da yıpranması ve küçülmesi anlamına gelir. CHP, solun inişe geçen ibresini bu durumda yukarı çekmeyi asla başaramaz. Zaten hem merkez sağın, hem de merkez solun yerini doldurmuş olan AKP karşısında böyle bir CHP’nin şansının olacağını beklemek büyük bir iyimserlik olur.
|