|
Ancak strateji belgeleri, ABD vatandaşlarından çok dünya devlet ve halklarını konu edinmeleri bakımından, ABD’nin dünyadaki varlığı ile de orantılı olarak, artık herkesin ulusal güvenlik strateji belgeleri haline geldi. Bu belgeler, bir yandan ABD’nin küresel amaçlarını, amaçlarına ulaşma sırasında kullanacağı öncelikli araçlarını anlamaya hizmet ederken öte yandan, neredeyse eğlendirici biçimde ABD yönetiminin dünya algısını ve zihniyet yapılarını saptamaya hizmet etmekte. Üstelik belge sayısı arttıkça, karşılaştırmalar yapmak da kolaylaşmakta. Ama sanırım bu tür belgelerin esas değeri, bir devletin güvenlik stratejilerinin herkes tarafından öğrenilebilir olmasında yatmakta. 2002 tarihli UGS belgesi ile karşılaştırıldığında, bu seneki belgenin daha özenle kaleme alındığı söylenebilir. Bir önceki belge sanki okuduğunu anlamayanlar için düzenlenmişken, bu kez bir miktar daha uzmanlara, hatta sadece güvenlik uzmanlarına değil felsefe uzmanlarına da hitap etme endişesi taşındığı bile ileri sürülebilir. Olumlu bir bakış açısıyla, ABD’nin tek yanlı ve şiddete dayalı politikalarından ders çıkardığı ve işbirliğine öncelik tanıyan bir sürece girdiği belirtilebilir.
Bush yönetiminin yeni dünya algısı
Öncelikle, ABD yönetimin dünyadaki temel beklentilerine, kısaca ana çerçeveye bakmakta yarar bulunmaktadır: 2002 ve 2006 Ulusal Güvenlik Strateji belgeleri bakımından bir çelişki oluşturmayacak biçimde ABD’nin en temel amacı ve hatta kaygısının küresel istikrar adına piyasa ekonomisinin ve “demokrasi”nin yaygınlaştırılması olarak gösterilmektedir.
Yine her iki belgede vurgu yapıldığı gibi, ABD’nin dünyanın demokratikleşmesi konusunda ilk kez harekete geçmediği ve faşizm ile komünizme karşı verdiği mücadeleyi sadece kendisi değil tüm dostları ve müttefikleri için yaptığı hatırlatılarak bugün de aslında kendisinden çok dostlar adına bir mücadele yürütüldüğü sıklıkla vurgulanmaktadır. 2002 belgesinde “demokrasi” kavramının içine temel insan hakları, ekonomik ve siyasal özgürlükler yerleştirilmişti ve antidemokratik uygulamalara örnek olarak ve Afganistan kastedilerek “kız çocuklarını okula göndermeyen” rejimler verilmişti. Aradan geçen dört yıl içinde, kavram genişlemiş ve hatta kategorilere ayrılmış gibi görülmektedir. Bu seneki “demokrasi”, içine farklı kültürleri ve en geniş biçimiyle değerleri de alan bir kavram haline gelmiştir. Şiddete ve terörizme başvurmama, hoşgörü türü kavramlar, “daha önce “seçim”e indirgenmiş bir demokrasiden kısmen vazgeçildiğini göstermektedir. Bu seneki belgede, terörizmle mücadeleden çok demokrasi ve insan hakları ile özgürlüklerin şampiyonu olarak gösterilen ABD’nin demokratikleşmeyi beceremeyen toplumlara yardımda pek ısrarlı olduğu belirtilmektedir. Giriş bölümünden anlaşıldığı kadarıyla, ABD söz konusu nihai amacı çerçevesinde dünyadaki angajmanlarından katiyen vazgeçme niyetinde değildir.
ABD için dünya istikrarını bozan ve neredeyse sadece bu istikrarı bozması nedeniyle ABD güvenliğini tehdit eden konular, oyuncular nasıl tanımlanmış, bir de ona bakmak gerekmektedir: 2002 belgesine göre ABD’nin ve insanlığın temel endişesi “terörizm” olarak tanımlanmıştı, ancak radikalizm ve teknoloji ile bezenmiş olanı daha da düşman addedilmişti. Söz konusu unsurlara yer veren “rejimler” düşman, bunları ABD gibi düşman sayanlar da “dost”tu. 2006 belgesinde, bu konu önemini korumaya devam etse de terörizme daha az yer ayrılmış ve düşman/dost rejimler yerine yeni ve ilginç, daha ziyade ülkeleri birbirinden ayırmaya yarayacak yeni terimler kullanılmıştır. Dost devletler, açıkça ABD ile birlikte davrananlar olarak tanımlanmaktan çıkmış, “etkin demokrasi”ler ve ABD ile aynı değerleri paylaşanlar adını almıştır. “Etkin demokrasi” ile demokrasi arasındaki ayırımın ne olduğu tam olarak anlaşılamasa da, büyük ölçüde dünyanın demokratikleşmesine doğrudan katılanların etkinlik kriteri olduğu kastediliyor denebilir, çünkü etkinlik yurtiçi değişkeni olarak değerlendirilmemektedir. Hatta kendisini demokrasi şampiyonu ilan eden ABD, etkinliğe gönderme olabilecek biçimde Afganistan ve Irak’ta nasıl çaba harcandığını göstermekte, iç meselelerinden ve Küba’da satın aldığı topraklarında bulunan kamplardaki uygulamalardan bahsetmemektedir. Anlaşılan odur ki, ABD demokrasisi sorgulanmasına gerek kalmayacak kadar mükemmeldir, bu konuda güvenliğini tehdit eden bir süreç de çalışmamaktadır. Dünyadaki demokratikleşme eğilimlerindeki artış ve bu konudaki arzular sıralanırken, Gürcistan, Ukrayna ile birlikte Kırgızistan’ın, Lübnan’ın, Fas’ın, Kuveyt’in ve nedense Mısır’ın da adı geçmektedir. Gayet tabii, buralardaki gelişmeler “etkin demokrasi” içinde ele alınmamakta, muhtemelen süreçler desteklenmektedir.
|