09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
[ABD yeni ulusal güvenlik stratejisi açıklandı - 1] Şiddet, sürdürülebilir bir strateji değil
16 Mart 2006 tarihinde George W. Bush'un ikinci iktidar dönemine ilişkin 54 sayfa ve 9 ana başlıktan oluşan "Ulusal Güvenlik Strateji-UGS" belgesi açıklandı. Hatırlanacağı üzere bir önceki belge, Eylül 2002'de yayınlanmıştı. ABD'nin ulusal güvenlik stratejisi, sadece bu ülkeyi ve ABD vatandaşlarını ilgilendiriyor olsaydı, muhtemelen bu türden bir yazının konusunu oluşturmazdı.

Ancak strateji belgeleri, ABD vatandaşlarından çok dünya devlet ve halklarını konu edinmeleri bakımından, ABD’nin dünyadaki varlığı ile de orantılı olarak, artık herkesin ulusal güvenlik strateji belgeleri haline geldi. Bu belgeler, bir yandan ABD’nin küresel amaçlarını, amaçlarına ulaşma sırasında kullanacağı öncelikli araçlarını anlamaya hizmet ederken öte yandan, neredeyse eğlendirici biçimde ABD yönetiminin dünya algısını ve zihniyet yapılarını saptamaya hizmet etmekte. Üstelik belge sayısı arttıkça, karşılaştırmalar yapmak da kolaylaşmakta. Ama sanırım bu tür belgelerin esas değeri, bir devletin güvenlik stratejilerinin herkes tarafından öğrenilebilir olmasında yatmakta. 2002 tarihli UGS belgesi ile karşılaştırıldığında, bu seneki belgenin daha özenle kaleme alındığı söylenebilir. Bir önceki belge sanki okuduğunu anlamayanlar için düzenlenmişken, bu kez bir miktar daha uzmanlara, hatta sadece güvenlik uzmanlarına değil felsefe uzmanlarına da hitap etme endişesi taşındığı bile ileri sürülebilir. Olumlu bir bakış açısıyla, ABD’nin tek yanlı ve şiddete dayalı politikalarından ders çıkardığı ve işbirliğine öncelik tanıyan bir sürece girdiği belirtilebilir.

Bush yönetiminin yeni dünya algısı

Öncelikle, ABD yönetimin dünyadaki temel beklentilerine, kısaca ana çerçeveye bakmakta yarar bulunmaktadır: 2002 ve 2006 Ulusal Güvenlik Strateji belgeleri bakımından bir çelişki oluşturmayacak biçimde ABD’nin en temel amacı ve hatta kaygısının küresel istikrar adına piyasa ekonomisinin ve “demokrasi”nin yaygınlaştırılması olarak gösterilmektedir.

Yine her iki belgede vurgu yapıldığı gibi, ABD’nin dünyanın demokratikleşmesi konusunda ilk kez harekete geçmediği ve faşizm ile komünizme karşı verdiği mücadeleyi sadece kendisi değil tüm dostları ve müttefikleri için yaptığı hatırlatılarak bugün de aslında kendisinden çok dostlar adına bir mücadele yürütüldüğü sıklıkla vurgulanmaktadır. 2002 belgesinde “demokrasi” kavramının içine temel insan hakları, ekonomik ve siyasal özgürlükler yerleştirilmişti ve antidemokratik uygulamalara örnek olarak ve Afganistan kastedilerek “kız çocuklarını okula göndermeyen” rejimler verilmişti. Aradan geçen dört yıl içinde, kavram genişlemiş ve hatta kategorilere ayrılmış gibi görülmektedir. Bu seneki “demokrasi”, içine farklı kültürleri ve en geniş biçimiyle değerleri de alan bir kavram haline gelmiştir. Şiddete ve terörizme başvurmama, hoşgörü türü kavramlar, “daha önce “seçim”e indirgenmiş bir demokrasiden kısmen vazgeçildiğini göstermektedir. Bu seneki belgede, terörizmle mücadeleden çok demokrasi ve insan hakları ile özgürlüklerin şampiyonu olarak gösterilen ABD’nin demokratikleşmeyi beceremeyen toplumlara yardımda pek ısrarlı olduğu belirtilmektedir. Giriş bölümünden anlaşıldığı kadarıyla, ABD söz konusu nihai amacı çerçevesinde dünyadaki angajmanlarından katiyen vazgeçme niyetinde değildir.

ABD için dünya istikrarını bozan ve neredeyse sadece bu istikrarı bozması nedeniyle ABD güvenliğini tehdit eden konular, oyuncular nasıl tanımlanmış, bir de ona bakmak gerekmektedir: 2002 belgesine göre ABD’nin ve insanlığın temel endişesi “terörizm” olarak tanımlanmıştı, ancak radikalizm ve teknoloji ile bezenmiş olanı daha da düşman addedilmişti. Söz konusu unsurlara yer veren “rejimler” düşman, bunları ABD gibi düşman sayanlar da “dost”tu. 2006 belgesinde, bu konu önemini korumaya devam etse de terörizme daha az yer ayrılmış ve düşman/dost rejimler yerine yeni ve ilginç, daha ziyade ülkeleri birbirinden ayırmaya yarayacak yeni terimler kullanılmıştır. Dost devletler, açıkça ABD ile birlikte davrananlar olarak tanımlanmaktan çıkmış, “etkin demokrasi”ler ve ABD ile aynı değerleri paylaşanlar adını almıştır. “Etkin demokrasi” ile demokrasi arasındaki ayırımın ne olduğu tam olarak anlaşılamasa da, büyük ölçüde dünyanın demokratikleşmesine doğrudan katılanların etkinlik kriteri olduğu kastediliyor denebilir, çünkü etkinlik yurtiçi değişkeni olarak değerlendirilmemektedir. Hatta kendisini demokrasi şampiyonu ilan eden ABD, etkinliğe gönderme olabilecek biçimde Afganistan ve Irak’ta nasıl çaba harcandığını göstermekte, iç meselelerinden ve Küba’da satın aldığı topraklarında bulunan kamplardaki uygulamalardan bahsetmemektedir. Anlaşılan odur ki, ABD demokrasisi sorgulanmasına gerek kalmayacak kadar mükemmeldir, bu konuda güvenliğini tehdit eden bir süreç de çalışmamaktadır. Dünyadaki demokratikleşme eğilimlerindeki artış ve bu konudaki arzular sıralanırken, Gürcistan, Ukrayna ile birlikte Kırgızistan’ın, Lübnan’ın, Fas’ın, Kuveyt’in ve nedense Mısır’ın da adı geçmektedir. Gayet tabii, buralardaki gelişmeler “etkin demokrasi” içinde ele alınmamakta, muhtemelen süreçler desteklenmektedir.

PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU
27 Mart 2006, Pazartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2