|
Demokratikleşme süreçlerinin desteklenmesi, birçok bakımdan olumlu bir politika olarak yorumlanabilir. Sorun, demokratikleşme konusunu savunanın George W. Bush yönetimi olmasıdır. Gerek ABD’nin içindeki demokrasi tartışmaları, gerek Irak’a demokrasinin götürülüş biçimi, gerekse Afganistan ve Irak’ta demokrasinin yerleştiriliş biçimleri konunun öznesinden yeterince şüphe duymayı olanaklı kılmaktadır. Ancak, öyle anlaşılıyor ki ABD yönetimi 2002 sonrasında uyguladığı politikalardan hızla uzaklaşma eğilimindedir. Büyük ölçüde başarılı olamadığını fark eden ABD, sistemdeki etkinliğini yitirmeden başarısızlıktan sıyrılma arayışındadır. Sorun, bunu tek başına yapamayacak kadar fazla yayılmış ve olaylara fazla müdahil olup fazlasıyla da deşifre olmasında yatmaktadır. Tek başına evine geri dönememekte, girmiş olduğu bölgelerde fazla yol alamamakta, dolayısıyla dostlarının yardımına muhtaç hale gelmektedir. Bu noktada, bir bakıma mücadelesini insanlık mücadelesi olarak açıklayan ABD haklı olmaktadır. Çünkü, eğer ABD daha da başarısız olursa sadece kendisi kaybetmeyecektir.
ABD, NATO’ya göz kırpıyor...
ABD’nin 2006 belgesinin işbirliğine yaptığı göndermeler, “Batı”lı müttefiklerini, yeni ortaklara ikna etme amacı da taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle, metnin bütünü bakımından Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi’ne destek arayışı ve bu girişimin önemi üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla, GOG belgenin hem amacının, hem de araçlarının ifadesi halini almaktadır.
Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi’nin (GOG) mevcut üç sacayağı olan güvenlik, ekonomik ve sosyo-politik düzeyleri, farklı biçimlerde teker teker düzenlenmiş, daha doğrusu düzenlenmiş hali dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Bir miktar tekrar olacak ama, güvenlik düzeyi için birbirinin içine geçmiş iki olgu önerilmektedir. Dünya düzlemindeki genel dehşeti bertaraf etmek için Ulusal Füze Savunma Sistemi ve bölgesel istikrarsızlıkların etkin biçimde giderilmesi için NATO’nun müdahalesi ve gerektiğinde GOG coğrafyasında yer alan, ancak NATO üyesi olmayan ülkelerle de birlikte davranma. Bu, NATO’nun yeniden genişlemesi ve yapısal farklılaşmasına karşılık gelmektedir ve aynı zamanda yeni stratejisi ile de çelişmemektedir. Ekonomik düzeydeki öneriler ise, serbest ticaret bölgelerinin desteklenmesi biçiminde özetlenebilir. Ayrıca, korumacılık tedbirlerinden uzaklaşılmasına yardımcı olacağını bildiren ABD yönetimi, birçok ülkenin petrol bağımlısı durumundan kurtarılması gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu arada, kendisi için de küçük bir itirafta bulunan ve dünyanın 3. petrol üretici olmasına rağmen petrol ihtiyacının % 50’si bakımından dış bağımlılığı bulunduğunu ve bunu sağlayacak çok az ülke kaldığından yakınan ABD yönetimi, Irak’taki varlığına da bir miktar ışık tutmaktadır. Neyse ki, çözümler konusunda önermeleri bulunan ABD’ye göre ekonominin her alanında kurulacak serbest ticaret bölgelerinin, birbirleriyle ve sistemdeki diğer büyük ekonomik güçlerle işbirliği yapabileceklerini öngörmektedir.
2006 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, sadece ideolojik ve kavramsal öncelikleri ve GOG’nin ana hatlarını bildirmemekte, tek tek bazı ülkeler ve öncelikli bölgelerden de söz ederek GOG’nin ayrıntılandırılmasına hizmet etmektedir. Tiranlık tanımı yapılırken sözü geçen despotik sistemler içinde Kuzey Kore, İran, Suriye, Küba, Belarus, Burma ve Zimbabwe sayılmakta; Suriye ayrıca terörist devlet, Küba da bölgedeki özgürlük hareketlerini baltalayan ülke olarak da tanımlanmaktadır. Uganda barbar, Nepal Maoist terörist, Etiyopya ve Eritre de savaşan ülkeler kategorilerinde yer almaktadır. Bu arada El Kaide’nin düşman listesinin birinci sırasındaki yerinde bir düşme olmadığı hatırlatılmalıdır. Hamas’a seçimle göreve geldiği için şans tanınmakta; Afganistan ve Irak’ta ABD’nin epeyce demokratikleşmeye katkı sağlayan işler yaptığı, kaleme alanların da inanmadıkları açıkça belli olan bir biçimde anlatılmaktadır. Ayrıca, Sudan’da, Liberya’da, İsrail’de Hindistan-Pakistan’da hatta Kuzey İrlanda’da barışın tesisi için önemli adımlar atıldığı da belirtilmektedir. ABD’nin barış süreçlerine ne kadar katkı sağlamış olduğunu hatırlamamaktan doğan özeleştiri endişeleri ve kuşkuları, konuya verilen yerin darlığı ile yatışabilmektedir.
Kolombiya’nın Marksist teröristlerinden ve uyuşturucu trafiğinden rahatsız olan ABD, Venezüella’daki gelişmeleri de bölgenin istikrarsızlığına hizmet olarak değerlendirmektedir. Kuzey Kore’nin nükleer gücü, bir tehdit olarak ele alınmakla birlikte bu ülkenin sorumluluğu bir biçimde Rusya ve Çin’e bırakılmış gibi gözükmektedir. Hani, siz bu hale getirdiniz, siz çözün der gibi. Bu çerçevede Çin, hem “etkin demokrasi”ler içinde tanımlanamayarak ayrı tutulmaktadır, hem askeri şeffaflıktan uzak olduğu belirtilerek kuşkulu devletler safına alınmakta, hem de “taklit ürün” konusunda önlem almamakla eleştirilerek pazar ekonomisi konusunda kuşkulu durumda tanımlanmaktadır.
|