|
7 Haziran 1987 yılında aramızdan ayrılan Zarifoğlu, çocuklar için 9 kitap yazdı. “Çocuklarımıza okutacak kitap bulamıyoruz!” diyenlerin sayısı az değil ülkemizde. Zarifoğlu’nun Serçekuş, Katıraslan, Ağaçkakanlar, Gülücük, Küçük Şehzade, Motorlu Kuş, Yürekdede ile Padişah, Kuşların Dili kitapları böyle düşününlere cevap sayılabilir.
Uçurtma’ya başlarken içimde hep bir haziran hüznü vardı. Buraya kadar uçmak hevesini içimde tutacak ve Yaz’ın kendini iyiden iyiye hissettirdiği günlerde uygun denizlere düşmeyi arzulayacaktım. Bugünler, denizlere en yakın olduğumuz günlerdir. Sonra yalnızlıklara, ölümlere... Cahit Zarifoğlu’na...
Her yıl haziranın yedi’si geldimi, engin hâtıralar ve özlemler içinde Cahit Zarifoğlu’nu anmak ve zamanın unutuşlarına sed çekmek ister dostları... Onu sevenler, yeniden bir şiire dönüyor, Anılar Defterinde Gül Yaprağı’nı kokluyor gibi; dualarını eksik etmezler...
Çünkü ey, aramızdan haziran sessizliği içinde ayrılıp giden şair:
“Elli yılı bile bulmayan
Zarif ve şairane cehdin
–Hayatın–
Bir şiirin son buluşu gibi;
Ne zaman hatırlasak seni...
Bir şiir gibi tekrar,
Başlıyor kederli yüreklerde,
Yine aynı noktada, ölümünle,
Bitiyor bir şiir gibi.”
(Hüsrev Hatemi)
Bugün haziranın dördü. Sevdiklerimizin çoğu aramızda. Onlara dönüp yalnızlıklarımızı paylaşıyoruz. Ölmüşler içinse dualarımız var. Cahit Zarifoğlu da aramızdan ayrılmış güzel insanlardan.
Zarifoğlu ile hatıramız hiç olmadı. Belki de merakla dinlediğim güzel dostluklar, dolu dolu yaşanmış bir hayat buldum karşımda... Bir de “35–40 yaşındaki çocuklar için” yazılmış masallar...
Masallarını okudukça çocuk yanımın inceldiğini farkettim. “Zarif Bir Masal Babası” koydum adını. Sevdikleri ve gerçekten onu seven “güzel insanlar” bana darıldılar. Ve hep bir serzeniş içinde “Zarifoğlu’nu neden yazıyorsun be çocuk, sana mı kaldı bu uğraş?” diyerek, haklı bir şikayete girdiler.
Uzun zamandır bu insanları üzmek hakkına sahip olmadığımı düşünüyorum. Yine de Zarifoğlu’nu bir kez daha anmak ve geçen yıl okurlarımıza duyurduğumuz Zarifoğlu’nun biyografisi üzerine yapılan çalışma’nın henüz tamamlanmadığını bildirmek istedim. Rasim Özdenören’in yıllar önce yazmaya başladığı ve çeşitli sebeplerle akim kalan çalışmasının, hiç olmazsa bu yıl tamamlanmasını arzuluyordum. Ne var ki bu mümkün olmamış. Rasim Özdenören’i dinlerseniz “hayatın küçük gaileleri üzerimizden bir eksilse, oluverecek bu iş.”
Doğrusu bu söze hak verip, beklemek düşüyor bize. Bir de Anılar Defterinde Gül Yaprağı’nı aralamak...
Çocuklar için yazdıkları, çocuklarına anlattıklarından farklı olmadı. Sade, dokunaklı ve şiirli bir anlatım kullandı çocuk kitaplarında. En çok masalı sevdi. Belki de çocukların masala olan hayranlıklarını onlara anlattığı masallarda gördükçe; yaşama sevinci artıyordu. Bugün Zarif Bir Masal Babası olarak anıyoruz kendisini. İçimizdeki çocuğun o güzel adama, kitaplarını bizlere armağan ettiği için, gülücükler sunduğunu hissediyoruz. Zaten o da içimizdeki çocuktan farksızdı. Deli dolu, gösterişsiz, duygusal, alabildiğine sevecen ve şair.
Zarifoğlu, masallarında yeni formlar oluşturdu. Biçim ve tür endişesi gözetmeden “medyanın kodladığı çocuk kültürü’ne dair bir çok unsuru” eserlerine cesaretle ve eleştirel bir tutumla taşıdı. Modern hayatın çelişkilerini ve komikliklerini bütün çıplaklığı ile gözler önüne serdi.
Bugün hâlâ Katıraslan, Serçekuş, Ağaçkakanlar, Gülücük, Küçük Şehzâde, Motorlu Kuş, Kuşların Dili, Yürekdede ile Padişah rengarenk çiçekler olarak bahara davet ediyor bizi. Zarifoğlu’nun bu bahar çağrısı kitaplarını, içindeki çocuğun melek sesine kulak veren her insan ve baharı seven her çocuk okuyabilir. Bir de ona özlemle, kalbinde hüzne boğulan vefalı insanlar...
Zarifoğlu, kendine özgü şiiriyle tanındı. Gençlik yıllarında yazdığı hikayelerinde de şairlik yönü kendini ele verir. Zarifoğlu’nda şairlik “mizaç” olarak belirir. Şiiri dıştan çok içe dönük bir anlatıma dayanır. İç ürpertiyle, hayretle başlayan şiiri metafizik ürpertiyle tasavvufa yönelir. Şiir dili, çağrışıma dayalı bir duyarlığı yansıtır. İlham ve coşku, onu önce kendisiyle hesaplaşmaya götürür, sonra topluma bir kapı aralar. Şiirinde kullandığı içe açılma, sezgileri yansıtma yöntemi onu ruhun özüne doğru harekete geçirir. Dış dünyaya da hep bu içten bakışla yaklaşır; dış dünyayı anlatırken de bu iç oluşuma yaslanır. Şiirinde düşünceyi saklar, kolay kolay kendini ele vermekten yana değildir. Zarifoğlu’nun şiiri zor bir şiirdir görüşü, bu yönüyle Zarifoğlu şiirini yansıtmaktan uzaktır. Gerçekleri mücerrete yaklaştırma çabası içinde şiirinin kimliği belirir. Şiirinin II. Yeni ve Rilke’nin şiiriyle ortak bir duyarlık içinde olduğu görüşü de Zarifoğlu’nun şiirinin kaynaklarını dışlamak anlamındadır.
|