|
Ben, inançlı bir ailenin çocuğuyum. Milletvekilliğimden beri, cuma namazlarını ihmal etmemeye çalışırım. Belediye başkanı olduktan sonra da, camilerimize, cemevlerimize, sinagoglarımıza, kiliselerimize büyük önem verdim. İnançlar, Allah’a ulaşma yoludur, iktidara ulaşma yolu olarak asla kullanılmamalıdır.
Ama sizde tam tersi oldu.
Hiç alakası yok. Ben bunu yeni yapmıyorum. Yıllardan beri bu böyle.
Milletvekiliyken iki sözünüzden biri Allah değildi ve hiç sizin dini referans gösterdiğinizi hatırlamıyorum. Ama şimdi öyle mi ya?
(Gülüyor). Milletvekili dönemimde, Salih Özcan’ın davetlisi olarak Suudi Arabistan’a gittik. Turgut Özal da vardı o ziyarette. Hac ziyaretine katıldım.
Övünerek anlatıyorsunuz, ama o ziyarette bütün ritüelleri yaptınız. Tam Arafat’ta vakfeye durulacağı zaman ortadan kayboldunuz.
Hiç öyle bir şey yok.
Var! Ortadan kaybolduğunuzu fark edip “Neden?” diye soranlara, “Hacı olmak istemiyorum.” dediniz.
Gerek yok ki. En doğrusu benim yaptığım. Hacı olmanın önemli sorumlulukları vardır. Orada benim dört günlük resmi ziyaretim vardı. Sonra döndüm, geldim. Hacı olmak ağır sorumluluk gerektirir. Yürek olarak onu hissetmeniz lazım. Evet ben hacı oldum demekle olmaz o iş.
Bir dakika. Tavafını yaptın, Safa-Merve arasında yedi kez gidip geldin, ehramını giydin.
Doğru.
Tam Arafat’ta hacı olunacak, istemedin.
İyi yaptım, iyi yaptım. Şu anda da istemiyorum hacı olmak.
O an bir “aydınlanma” oldu, Tanrı’ya karşı kendinizi riyakâr mı hissettiniz?
Hiç alakası yok. (Gülerek) Ben oraya tamamen görmek için gittim. Arafat’a çıkmadım; çünkü hazır değildim.
İçki içmek vb. dinen günah olan şeyleri yapmaya devam edeceğinizi bilmenin getirdiği korku yüzünden mi?
O da olabilir. Heyecanlandım, çok da keyif aldım. Herkesin gitmesini arzu ederim. Hakikaten, tavaf yaparken Allahü Ekber diye bağırdığımı unutamam. Her zaman Allah’ın ipine sarılmayı seviyorum. Bugün belediye başkanı olduğum için gündeme geliyor bunlar.
Çok doğal, çünkü başkanlıktan önceki söylemlerinizde dine referans yoktu.
Belediye başkanı olarak yurttaşlarımızla bütünleşiyorum. Onların örflerine, törelerine, geleneklerine ve inançlarına saygı duyup, hislerine de tercüman olmakla mükellefim. Ben ne içki ne de sigara içerim. Yok, içki arada sırada içerim. Ama öyle aşırı bir şeyim yok. Ama işte hacı olduğunuz zaman, yapmamanız gereken, metruk olan olaylar var.
Metruk değil, mekruh.
Olabilir. Benim fazla öyle bilimsel derinliğim olmaz. Onun için rahat rahat söyleyebilirsin.
Affedersiniz. Ahmet Hakan ile konuşmanızda da bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiniz.
Nemahrem diyecektim, namehram.
Yok, namahrem olacak.
Niyet önemli hanımefendi! Yürek önemli, senin boynun kopmasın! Yerin dibine girmeyesin sen. (Gülmeler) Kelimeye takılıyorsun. Alime tarife gerekmez.
O da “arife tarif” olacaktı.
Anlayan anladı hanımefendi!
Medyada en geniş çevresi olan başkan sizsiniz.
Siz iş yaparsanız, halkın desteğini arkanıza alırsanız medya sizinle ilgilenir. Bak Nuriye senden örnek vereyim. Dostlarımızı devreye koysaydık, sana 10 bin beş yüz yerden ulaşabilirdim. 20 yıldır siyasetçilerin içindesin. Güzel kardeşim, ben mi sana ulaştım, sen mi bana ulaştın? Sen yerin dibine girdin şimdi!
(Gülüyorum) Medya mensuplarıyla görüşmeye günde kaç dakika ayırıyorsunuz?
Beni medyadan kim ararsa, isterse bir muhabir arasın, her işi bırakır, onunla konuşurum. O muhabir bana ulaşamazsa, iyi biliyorum ki haber müdüründen fırça yiyecek. Medya ve siyaset iç içedir. Medya olmadan, siyaset olmaz. Yaptığınız hizmetin pazarlanması lazım. Zaten medya haber değeriniz yoksa sizi yazmaz.
Ama siz de çok fazla konuşuyorsunuz. “Medyada görünmeyeceğim” diye ödünüz patlıyor. Hatta hakkınızda hiçbir şey yazmayanlara bile bozulduğunuzu biliyorum. Sevilmeye neden bu kadar açsın, ey Sarıgül?
(Gülerek) Çok güzel ya! Keşke bunu televizyonda yapsaydık. Ben şöhret vurgunu yemiş bir adam değilim. Benim rütbe heyecanım yok. İsterim ki, yaptığım hizmet iyiyse, yararlıysa takdir görsün. Risk almasını severim. Tarafsız bir adam da değilim. Çünkü cehennemin en sıcak yeri, tarafsızlara ayrılmıştır. Kahramanlar zor işlerden çıkar. Bir örnek vereyim. 29 Ekim’de dünyanın en büyük bayrağını biz açtık.
Ne olmuş! Bu sizi kahraman mı yapar?
Bu beni paramparça da edebilirdi. Önemli olan şu: Siz oraya binlerce, yüz elli bin insanı çekebiliyor musunuz? Bu bir sevgidir, bu bir örgütlenmedir, bu bir modeldir. Gelmediklerini düşünün. O bayrak yerlerde sürünse, Allah korusun ne olacaktı? Bitersiniz hanımefendi! Neden benden başka bir belediye başkanı cesaret edip, böyle büyük bir organizasyon yapamıyor? Siyasette yüreğiniz olacak, başarmak için de imanınız olacak.
|