09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Röportaj
Türkiye'de Kemalizm dahil birçok ideoloji 'şeriatçı!'
İsmailağa Camii cinayetlerinden sonra tarikat gerçeğini anlama adına çok konuşuldu; ama kafalarımız berraklaşacağına daha da karıştı. Acaba bir taşları yerli yerine oturtma denemesi yapabilir miyim, Türkiye'nin tarikatlar açısından hakiki bir fotoğrafını çizmek, tasavvufun geleneksel çizgisinden ayrılıp şirketleşen, iktidara talip olan oluşumlara, çürümenin, yozlaşmanın izlerine bakmak mümkün müdür diye düşündüm.

Sorularımı yönelteceğim bir akil adam arayışım beni Marmara Üniversitesi hocalarından ve Türk İslam Eserleri Müzesi Başkanı Mahmud Erol Kılıç'a götürdü. Kendisi bir bilim insanı olarak aktüel konularda değil daha teorik, daha filozofik düzeyde konuşmayı seviyordu. Kendisinden sap ile samanın karıştığı, kavramların tepetaklak olduğu bir zamanda bu dikey üslubu mümkün olduğunca bırakmasını rica ettim. Sağ olsun beni kırmadı. Konuştukça açıldık. Ben kendi adıma çok faydalandım. Bu yüzden söyleşimizi üç gün boyunca sizlerle paylaşacağım.

İsmailağa Camii cinayetlerinden sonra yasaklanmış birer faaliyet olarak tarikatlar nasıl görünüyor size?

Her şeyden evvel bir faaliyetin kanunla yasaklanmış olması, fakat bu yasaklanan faaliyetin insan denen varlığın iç yapısıyla çok sıcak bir bağ ile bağlı olması bir açmazı da beraberinde getiriyor. Bu paradoksu aşarak bu konular üzerinde sağlıklı ve soğukkanlı bir değerlendirme yapmak çok zor. Her şey toz duman. Tarikat denen oluşumlar bir spor ya da hobi kulübü gibi değerlendiriliyor. O derneğin kapısına kilit vurduğum anda derneğin mensupları dağılır giderler ve bu dernek de kapanır. Tarikat gerçeğinin insan hayatına sunduğu anlam haritaları bunlardan çok öte şeylerdir. Bütün dünya inançlarında ve felsefelerinde mevcut olan bir yapıdır bu. En geniş anlamıyla tarikat herhangi bir düşüncenin, dinin, felsefenin iç katmanlarına, temel görüşlerinin hakikatine ermek için izlenecek yol demektir. Sufi din felsefesinde dinler dört mertebede ele alınırlar. Birincisi şeriat mertebesidir ki formel, dışsal olan ilk düzeyi belirler. Aslında sadece dinler değil bütün düşünce sistemleri de bu dört katlı yapıdadırlar. Mesela madem illa aktüel sahada konuşalım diyorsunuz; bizim ülkemizdeki birçok ideolojinin -buna Kemalizm de dahil- şeriatçı olduklarını söylersem ne dersiniz?

Ooo! Şeriatçı Kemalistler. Sıkı bir paradoks oldu derim!

Her ideolojinin normatif tarafı ve iç katmanları vardır. Bugün Türkiye'de belirli bir ideolojiyi izleyenler, ister Kemalist, ister İslamcı olsunlar, her ikisi de 'şeriat' düzeyinde kalmışlardır. İkisi de birbirlerine hukuk dayatırlar, norma dayalı faaliyet yaparlar. Gönle hitap etmezler. Hukuki dayatmayla kendilerine katılmayı sağlamaya çalışırlar. Bu yüzden Türkiye'deki çatışma bir bakıma "şeriatçılar" arası çatışmadır.

İDEOLOJİSİNDE KİMSE DERİNLEŞMEMİŞ

Türkiye'nin sağcısı da solcusu da "şeriatçı" ise ülkenin kurtuluşunu herkesin kendi görüşünde derinleşmesinde arıyor olmalısınız...

Evet, bu da vakit alacak bir süreç. Kalitenin ve seviyenin artmasıyla bu yol açılacaktır. Türkiye'de hiç kimse ideolojisinde derinleşmemiştir. Buna maalesef günümüz dindarları da dahildir, diğer ideoloji mensupları da. Düşüncenin katmanları arasında arkeoloji yaparak ana prensiplere, altta yatan gayeye ulaşma çabası sarf edilmemektedir. Birliğin tohumları derinlerdedir. Yüzeyde ise ayrılık ve gayrılık vardır. Dışta ne kadar birbirlerine ters olursa olsunlar içte birçok görüş birbirlerine yaklaşmaktadır. Mesela en radikal Marksist sol ideolojinin derininde yatan düşünce "insanlar arasında sömürüye, zulme, ayrımcılığa son vermek" değil midir? Milliyetçi sağ söylemin derininde yatan "vatan" duygusu değil midir? Radikal İslamcının görüşlerinin derinlerinde "insanları toplumsal ve bireysel günahlardan uzaklaştırmak" yatmaz mı? Kemalist'in felsefesi "muasır medeniyet seviyesine çıkmak" değil midir? Derin manada bunların hepsi sizce bir yerlerde örtüşmüyor mu? O zaman bunların beraberliğinden müthiş bir sinerji yaratmanın "yollarını" aramak lazım gelmez mi? Didişmek bize enerji kaybettiriyor ve bu da Türkiye'nin düşmanlarının işine yarıyor.

Bu sinerjinin işaretlerini görüyor musunuz, yoksa bu bir ütopya mı?

Ben şahsen bu toprakların maneviyat mirasının Türkiye'de müthiş bir sinerji yakalayacağına, sağ sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk vs. türü kamplaşmaların önüne geçeceğine kaniyim. Bir örnek vereyim. Pazar günleri bazen çıkar, tezgahlardaki ikinci el kitaplara bakarım. Bir hafta bir tezgahta görmüş olduğum küçük bir kitabı satın aldım. Devrimci Marşlar kitabı. Bir sol militan grubunun marşları. Karıştırıyorsunuz, ilk sayfalarda Enternasyonel Marşı, diğer marşlar filan. Kitapçığın yarısı bu tür militan ve ideolojik marşlar. İkinci bölümüne geldiğimiz zaman Nesimi, Pir Sultan, Hatayi, Yunus Emre'den deyişler görmekteyiz.

Bu figürler Anadolu sufileri?..

Evet. Birkaç hafta sonra bir başka kitapçık buldum. O da ülkücü gençlerin marş kitabı. Birinci sayfada İstiklal Marşı, ardından Çırpınırdı Karadeniz ve bunun gibi marşlar. İkinci bölümde yine Yunus Emre, Mevlânâ'yı görmekteyiz. Daha sonra İslamcı gençlerin marş kitabı elime geçmez mi? Dağa taşa, kuşların gözbebeğine hak yol İslam yazacağız marşları filan. En arkada ilahiler olarak bizim tasavvuf büyüklerimizden alınmış aynı sözleri görmekteyiz. Bakınız ülkemizin üç ayrı, birbirine sırtını dönmüş gençlik grubu arka sayfalarda bir yerlerde birleşiyor. Bu çok büyük bir imkandır. Ama maalesef bunun farkında değiliz. Bu yüzden ayrışmaya doğru gitmekteyiz. Bir toplum birleştirici unsurlarını öne çıkarmadığı sürece ayrılıkların, ihtilafların sonu gelmez. Sonra bu türlü parçalanmayı silah kuvvetiyle bir araya getirmek de mümkün olmaz hale gelir. Gönüllere girilmediği sürece bu asla olmaz.

NURİYE AKMAN
24 Eylül 2006, Pazar
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
RöportajBölümündeki Diğer Başlıklar
 Milli Eğitim Bakanı Çubukçu: Hrant dink'in adını bir okula vermek isterim
 Siyasette uzlaşma sağlanamazsa, halka 'sen karar ver' denir ve sorun çözülür
 [Röportaj - Nuriye Akman] Siyasette nezaketin haber değeri yok
 [Gazze yardım konvoyunda yaşananların hikâyesi] "Çok mutlu bir 25 gündü"
 [Prof.Dr. Önder Aytaç] İki yüz yıldır yargılanmış bir hakim ya da savcı biliyor musunuz?
 [Röportaj - Nuriye Akman] DTP'liler Apo'ya karşı suçluluk psikolojisi içinde
 [Ropörtaj - Nuriye Akman] İsrail'in yaşaması için hem dine, hem düşmana ihtiyacı var
 Şeriat isteyen adalet bakanı tribünlere oynuyor
 [Röportaj - Nuriye Akman] Minare yasağı da 11 Eylül gibi İslam'a olan ilgiyi artıracaktır
 To bayram hayırlı simovi*
 [Röportaj - Nuriye Akman] Atatürk sevgisi ve irtica korkutması ile Aleviler rehin alınmıştır
 [Röportaj] Yeni dünya düzenini Osmanlıcılık belirleyecek
 [Röportaj] Özal açılımı 1993'te yapmak istediği için öldürüldü
 [Röportaj - Nuriye Akman] Keşke hükümetimiz biraz daha cesur olsa
 [Röportaj - Mehmet Uçum] Çocuklara yetişkinler gibi ceza verirseniz nasıl kazanabilirsiniz?
 DP, Atatürk'ü Koruma Kanunu'nu İnönü yüzünden çıkardı...
 [Röportaj] Prof. Dr. Serap Yazıcı: Görmediğimin farkında değilim
 [Röportaj - Nuriye Akman] PKK silah bırakmadan korucuların silahını alamazsınız
 [Röportaj - Nuriye Akman] Silahlı bir ordunun başındaysanız siyasi görüşünüzü açıklayamazsınız
 Ermeni meselesinde kendimizi keşfettikçe güvenimiz artacak
 [Mustafa Erdoğan] Patron değilim, Stalinist yöntemler kullanan yönetici gibiyim
 On dört yaşında okula sarhoş giden çocuklarımız var
 [Röportaj] Açılıma ihtiyacımız yok kanunlar uygulansın yeter
 [SELİM TEMO ERGÜL] Kürtçeye en büyük haksızlığı Kürtler yaptı
 Allah'ın bile sormayacağı ırk niçin bir ayrım sebebi oluyor?

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2