30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

 Yorumlar

[Yorum - Özdem Sanberk] Kerkük için diplomatik yollar henüz tükenmedi
Yarın (bugün) TBMM'de Kerkük konusunda kapalı görüşme yapılıyor. Bu görüşmenin kapalı yapılmasının gerekçesi nedir? Hükümetin, elindeki bilgileri muhalefetle paylaşması mı? Irak'a askerî bir hareketin tartışılması mı? Irak dağılırsa ne yapacağız?

Dağılmaması için ne yapmalıyız? Bunlar mı tartışılacak? Bunların hepsi kamuoyunun merak edeceği ve merak etmesi meşru olan sorular. Ne var ki bu sorularımız uzun yıllar yanıtsız kalacak. Bu görüşme ne yazık ki şiddet kültürünün ülkemizde yeniden prim yapmaya başladığı bir zamanda yapılıyor. Türkiye tehlikeli bir dönemece giriyor. Siyaset gerginleşmekte. Sorumsuz siyasetçiler popülizmin çekiciliğine teslim olmakta. Hrant Dink gibi değerli bir aydın ve gazetecimizin siyasi bir cinayete kurban gitmesi bu ortamı daha da gerginleştirecek. Güneydoğu'da PKK terörü can almaya devam ediyor. Bu arada Kerkük'te yaklaşan tehlikeye karşı 'Irak'a girelim' tehditleri savrulmakta. Bu kapalı görüşme de böyle bir ortamda yapılmakta.

Bu tehditler her ne kadar Irak'ta şu sırada son derece müşkül durumda bulunan ve öncelikleri başka sorunlar üzerinde yoğunlaşmış olan Amerikan yönetiminin dikkatlerini bu konu üzerine de yöneltmesini sağlıyorsa da, sorunun çözümü açısından bir katkı sağlamamakta. Ama en önemlisi bu tür söylemler kamuoyunda beklentiler yaratmakta, hatta kışkırtıcı etkilere sebep olmakta ve arkası getirilemediği takdirde tehlikeli sonuçlar doğurma riskini barındırmakta. Popülist politikalara itibar edenlerin kendi popülizmlerinin tuzaklarına düştüklerini tarih bize ibret verici örnekleri ile kanıtlamakta. Bu ortamda siyasi partilerimize büyük sorumluluk düşüyor. Türkiye'de sağduyu sahibi insanların sayısı sanıldığından çok daha fazla. Politikacılarımız, söylemlerinin bu insanlarımızca iyi değerlendirildiğini unutmasınlar.

Askerî harekât hangi bağlamda?

Kerkük konusunda her şey henüz bitmedi. Askerî seçenek kaçınılmaz seçenek değil. Başımız ne zaman sıkışsa sorunların çözümünü askerlere havale etmek alışkanlığından da artık kurtulmamız lazım. Türkiye, güçlü ordusunun potansiyelini önce diplomasi savaşında kullanabilme kapasitesini gösterebilmeli. İyi düşünülmemiş bir askerî harekât bizi bir müttefik ülkeyle karşı karşıya bırakırsa, Türkiye bu harekâttan büyüyerek mi çıkar? Kuzey Irak'a hangi bağlamda askerî harekâttan bahsedilmekte? PKK bağlamında mı? Kerkük bağlamında mı? Petrol bağlamında mı? Başka türlü sorulacak olursa, Türkiye'nin Irak politikasının temel amacı nedir? Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması mı? Terör örgütü mü? Kerkük mü? Petrol mü? Irak'a Silahlı Kuvvetlerimizi sokmak isteyenlerin bu sorulara anlaşılır yanıt vermeleri gerekir. Bu görüşte olanlar her şeyden önce başkasının hayatıyla oynadıklarını hatırlasınlar. Türkiye'nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur. Hiçbir ülkenin de kendi toprağında gözü bulunmasına izin vermez. Cumhuriyetimizin kuruluş mantığının temelinde de bu ilke yatar. Türk Silahlı Kuvvetleri de bu ilkenin güvencesidir.

Konuya Kerkük açısından yaklaşacak olursak diplomaside henüz bütün yolların tükenmediğini ve bu zeminde daha gidilecek epey mesafe olduğunu görürüz. Her şeyden önce bizzat Amerika'da Kerkük'le ilgili olarak Irak Anayasası'nda 2007'de yapılması öngörülen referandumun ertelenmemesi konusunda tam bir mutabakat yok. Evet Kürtler bunu arzu ediyor. Yönetimin sözcüsü de iki gün önce zamanında yapılacağını belirtti. Ama nüfuzlu Cumhuriyetçi Senatör McCain aynı fikirde değil. Baker-Hamilton raporu da referandumun ertelenmesini savunmakta. Referandumun tehlikelerini dile getiren düşünce kuruluşları da var. Doğru, yönetim bu raporu rafa kaldırdı. Fakat raporun yansıttığı farklı görüşlerin kamuoyundaki itibar ve saygınlığı yok olmuş değil. Kaldı ki bizzat Bush'un kısa süre önce açıkladığı kendi stratejisinde kullandığı ifadeler Türkiye'nin endişe ve hassasiyetlerini görmezlikten gelmiyor ve uzlaşmaya kapıları kapamıyor. İlk bakışta göze çarpan bu birkaç unsur bile, alelacele radikal askerî önermelere öncelik vermeden evvel ortada diplomasiye hareket marjı bırakan bir zemin bulunduğunu kanıtlamakta. Bütün mesele Türk hükümetinin bu zemini iyi kullanabilme maharetini gösterip gösteremeyeceğinde.

Bölgemize gelince, Kerkük'te referandumun ertelenmesini isteyen tek ülke sadece Türkiye değil. Bu coğrafyada İran'ın ağırlığının artmasından sonra bölgede şimdi Suudi Arabistan yeniden kilit önem kazanmış durumda. Suudi Arabistan burada Amerika'nın da en yakın müttefiki. Aynı zamanda hem içeriden Sünni kökten dinci çevrelerden, hem dışarıdan, Arap yarımadasını etkisi altına almaya başlayan İran kaynaklı tehditler dolayısıyla son derece kırılgan. Suudi Arabistan, Irak'ın, Kerkük petrolleri sırf Kürt hakimiyetinde kalacak şekilde bölünmesini isteyebilir mi? Irak'ın bölünmesi demek o topraklar üzerinde, İran nüfuzunda olsun veya olmasın, bir de Şii devletinin kurulması anlamını taşıyacak. Yani Şii nüfuzunun yüzyıllardan beri ilk kez Arap yarımadasına adım atması! Suudi Arabistan Kralı'nın bunca on yıldan sonra Türkiye'ye resmî bir ziyaret yapmasının ve iki ülke arasındaki ilişkileri her alanda geliştirme iradesinin temelinde bölgede yeni ittifaklar arayışının bir kanıtı değil mi?

ÖZDEM SANBERK
23 Ocak 2007, Salı

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
Yazarın Diğer Yorumları
 23.12.2006 - [Yorum - Özdem Sanberk] Türkiye, AB'siz de yoluna devam edebilir mi?
 22.12.2006 - [Yorum - Özdem Sanberk] AB, Türkiye ile yollarını ayırıyor mu? [1]
 07.10.2006 - Dönem içe kapanma dönemi değil! 2
 06.10.2006 - Dönem içe kapanma dönemi değil! 1
 14.04.2006 - [ÖZDEM SANBERK] Bu gidişle Türkiye, AB trenini kaçırır (II)
 13.04.2006 - [Yorum - Özdem Sanberk] - Bu gidişle Türkiye AB trenini kaçırır! (1)
 27.01.2006 - [Yorum - Özdem Sanberk] Satranç tahtasında 'şah' hamlesi!
 01.12.2005 - [Yorum] AB yolunda yeni bir strateji ihtiyacı (2)
 30.11.2005 - Avrupa Birliği yolunda yeni bir strateji ihtiyacı (1)
 05.10.2005 - [YORUM] Türkiye müzakere sürecinde etkili bir aktöre dönüşebilir (II)
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Atilla Yayla] Balyoz davasının anlamı ve önemi
 [Yorum - Prof. Dr. Birol Akgün] Sosyal çatışma riski artıyor: Siyasî üsluba dikkat
 Cameron ve vicdanın uyanışı
 [Yorum - Levent Köker] Vesayetçiliğin tasfiyesinde 'işin esası'
 [Yorum - Ahmet Türk] Sınırsız çatışmanın sonsuz ötelenmesi için: EVET!
 [Yorum - Naci Bostancı] Saadet'i bekleyen tehlike
 [Yorum - Tuncer Günay] İnegöl olaylarından çıkarılacak dersler
 [Yorum - Dr. Lütfü Özşahin] Halkın, kendi iradesine sahip çıkma fırsatı
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Heratlı Herire'ye varan dil
 [Yorum - Muhammed Nureddin] Reform ile siyaset arasında Türkiye'nin referandumu
 [Yorum - Yusuf Çağlayan] Terfi edecekler mi?
 [Yorum] Avrupa bankacılık sektörünün iyi durumu
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Neden yetmez? Neden Evet? - 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Ötekileştirmenin kültürel galerilerinden bir gezinti
 [Yorum - Rıdvan Elseyyid] Peçe, entegrasyon ve mücadele söylemleri
 [Yorum - Ahmet Kurucan] Can hulkuma gelince çıkar mı?
 [Yorum - Didier Billion] NPT inceleme konferansı ne kadar ikna edici?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Neden Evet yetmez? Neden Evet - 1
 [Yorum - Atilla Yayla] Kürt sorunu partiler ve TESEV raporu
 [Yorum - Tarkan Zengin] DİSK'te eksen kayması
 [Yorum - Eser Karakaş] Tarım üzerinden muhalefet popülizmi
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan için bir umut daha!
 [Yorum - Nazife Şişman] Avrupa'da tartışılan laiklik mi kimlik mi?
 [Yorum - Madeleine Bunting] Yüzü açık ırkçılık
 [Yorum - Naci Bostancı] Cop vurulan eller hangi oya uzanacak?

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1