|
Milliyetçilik ve demokrasi ilişkisi, Türk milliyetçiliğini resmi milliyetçilikten ayrı tanımlama gayreti ve bu çerçevede tek parti yönetimini ağır bir şekilde eleştirmesi dikkat çekici... Ulusalcılarla milliyetçilerin farklı medeniyet anlayışlarına yönelik vurgu, "Kızıl Elma" rüyası görenleri rahatsız edecek temeldeki bir anlaşmazlığı ortaya koyuyor. Milliyetçiliğin orta sınıfların, ulusalcılığın bürokratik elitlerin ideolojisi olduğu yönündeki tespit ise sosyolojik farklılığı vurguluyor. Ayrımcılığı antidemokratik müdahalelerin bir sonucu olarak gören Bilgin, "Kürt meselesi"nin çözümünü bireysel hakların serbestçe kullanılabildiği Türkiye'nin demokratikleşme projesinde görüyor. Bilgin'in TÜSİAD'a yönelik sert eleştirileri, sadece rapordaki kültürel haklara ilişkin taleplere değil, büyük sermayenin konumuna yönelik "şaşırtıcı" eleştiriler. MHP'nin Devlet Bahçeli döneminde sokaktan uzak duran soğukkanlı politikasını ve MHP'nin yenilenme çalışmalarını destekleyen Bilgin, MHP'nin bu politikasına milliyetçi aydınların gösterdiği reaksiyonu "milliyetçi aydınlar MHP'nin gerisinde" şeklinde değerlendiriyor... Bu fark gözetilerek, MHP'den çok bu milliyetçi aydınlar ve milliyetçi yayın organlarında çıkan yazıların tartışılmasında fayda var. Milliyetçilik tartışmalarında, milliyetçi görüşü temsil eden kişilerde genellikle gözlemlenen entelektüel zafiyet düşünülürse, Vedat Bilgin'in değerlendirmeleri önem kazanıyor. Belki de milliyetçiler arasındaki tartışma, bu konuda oluşan endişeleri aşmaya yardımcı olabilir. Her halükârda milliyetçilik meselesinde siyasi partiler dışında yeni figürlere ve mecralara ihtiyaç var... (muratyilmaz67@yahoo.com)
Vedat Bey, milliyetçilik yükseliş halinde; fakat bu milliyetçilik başka problemleri de beraberinde getiriyor, şiddetle ilgili bir şekilde gündeme gelen milliyetçilik hakkında neler söyleyeceksiniz? Bu manada milliyetçilikleri nasıl tasnif edebilirsiniz?
"Türkiye'de milliyetçilik zaman zaman çok tartışılan bir konudur. Aslında Türkiye'deki milliyetçiliği tanımlarsak, milliyetçiliğin özelliklerini iyi tanımlayıp analiz edersek şiddetle, şiddet olayları ile milliyetçilik arasındaki ilişki kurmanın hangi problemleri taşıdığını daha iyi görebiliriz. Ben Türkiye'de milliyetçiliğin çok yüksek bir düzeyde olduğunu düşünüyorum. Sebepsiz değil bu. Çünkü Türkiye, dünyanın en büyük imparatorluklarından sonuncusunu kaybetti bu topraklar üzerinde. Dolayısıyla Türklerin her zaman kurdukları millî devletle ilgili endişeleri vardır. Büyük bir imparatorluğu kaybetmenin de etkisiyle bu coğrafyada, özellikle de Batı emperyalizminin karşısında sürekli kendilerini bir tehdit içerisinde hissetmektedirler. Bugün imparatorluğu kaybetmenin hatıraları hâlâ çok canlıdır. Bu hassasiyet normaldir. Başka bir sebep de; özellikle ABD ve AB'nin Türkiye ile ilgili taahhütlerini yerine getirmemesi ve bunun ötesinde zaman zaman Türkiye aleyhtarı çevrelere destek vererek, Türkiye'ye haksızlık yapmasıdır. Dolayısıyla Türkiye'de milliyetçilik duygusu, hassasiyeti çok yüksektir. Bu hassasiyetin kaynağı vatana sahip çıkma, Türkiye'nin bağımsızlığı ile ilgili endişelerin yüksek olması ile ilgilidir.
Peki burada milliyetçiliği nasıl tasnif edeceğiz? Menfî ile müspet olanı nasıl ayırabiliriz?
Burada önemli olan nokta milliyetçilik duygusunun, hassasiyetinin Türkiye'nin yaşadığı toplumsal yapı değişmesi sorunları ile iç içe geçen bir süreçte yaşanmasıdır. Bu hassasiyetlerde toplumsal değişme sorunlarının iç içe geçmesi ciddi sorunlar ortaya çıkarıyor. İnsanların yüzlerce yıllık köylü geleneğinin içerisinden modern bir topluma geçmesi ve modern bir kimlik koyma arayışı içerisine girmesidir. Kimlikler modern toplumda birkaç düzeyde inşa edilebilir. Birincisi modern toplumda insanlar birey olacaklar. Oysa eski toplumlarda biliyorsunuz, köylü toplumlarda, cemaat merkezli bir toplum yapısıdır söz konusu olan. Tabii bu cemaatler ve bireyleşme ilişkisi çok ilginç, ciddi toplumsal kırılmaları beraberinde getirecek bir süreçtir. İnsanlar cemaatten bireye geçerken toplumsal kurumlar düzeyinde, desteğinde geçiyor olsalar daha sağlıklı bireysel kimlik inşa etmek ihtimali yüksektir. Fakat eğer toplumun modernleşme düzeyleri güçsüzse, kalkınmasında, sanayileşmesinde, sermaye birikim biçiminde, kaynaklarında, eğitiminde ciddi sorunlar yaşanıyorsa kurumsal geçişte problemler ortaya çıkacaktır, o zaman insan tek başına bu sorunu nasıl aşacak? Bu aşamada işte kimlik sorunları ortaya çıkıyor.
Türkiye'de bu manada sorunlar aşılamamış mıdır?
|