|
Güneydoğu Anadolu'da şiddet ve buna bağlı olarak gelişen etnik siyaset temelinde bir problem yaşıyor. Ve Türkiye, AB uyum süreci çerçevesinde bu sorunu aşmak üzere birtakım reformlara girişti. Bu reformlar çerçevesinde bireysel düzeydeki kültürel haklar bir şekilde tanındı. Bu çerçevede yapılanları nasıl değerlendiriyorsunuz? Daha yapılacak şeyler var mı ve bu konudaki talepleri nasıl karşılıyorsunuz?
Türkiye'de bireysel olarak insanlar bütün özgürlükleri kullanma hakkına sahiptir, sahip olmalıdır. Bunun sınırını, kullandıkları yöntem belirler. Bu yöntem terörü reddeden, şiddet araçlarını kullanmayı reddeden, yani demokrasinin meşru araçlarıdır. Bu çerçevede insanların özgürlüklerini kullanmasının bir hak olduğunu, demokrasi içinde demokrasi ile sınırlandırılmış bir hak olduğunu, genişliğine düşündüğümüz zaman insanı geliştirecek bir hak olduğunu düşünüyorum. Fakat etnik farklılıklar kolektif bir siyasal farklılığa dönüştüğü zaman, demokrasi karşıtı ayrımcılık içeren siyasal bir ideolojiye dönüşebilir. Bu ihtimali içinde taşır. Türkiye'deki ayrılıkçı hareketin de benzer başka özellikler taşıdığını biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye'deki Kürt etnik varlığının Türk milletinin tarihsel bütünlüğünün üstünde bir ayrılık teşkil etmediğini düşünüyorum. Ve bunu çok önemsiyorum. Kürtlerle bizim ortak hayatımız en azından Selçuklularla başlıyor. Daha öncesi yok farz edilse dahi yaklaşık bin üç yüz yıllık beraberliğimiz var. Akraba toplumlar olmuşuz.
Peki ama sorun nereden kaynaklanıyor o zaman?
Türkiye'de uzun süre devletin kendi halkına karşı uyguladığı antidemokratik yöntemler ve antidemokratik müdahaleler Türkiye'de toplumsal barışı zedeleyen bir devlet anlayışı, politik uygulamaları ortaya konmuştur. Bunu eleştirmek başka bir şey, bu uygulamaların olumsuz sonuçlarını ortaya koymak başka bir şey, ayrımcılık başka bir şeydir. Şunu söylemek istiyorum. 12 Eylül rejimi, 12 Mart uygulaması ya da 1960'ta, 27 Mayıs'ta ortaya çıkan uygulamalar her bölgeden insanları rahatsız etmiştir. Türkiye üzerinde hesap yapan unsurların desteği ile hareket eden ayrılıkçı unsurlar bu tablodan istifade etmek istemektedirler.
Kürt meselesinin kökeninde antidemokratik müdahaleleri mi görüyorsunuz?
Dışarıda bu topraklar üzerinde hesap yapanların yanında bu meselede antidemokratik unsurların da kesinlikle rolü var. Türkiye'de, Türk tarihinde ortaya çıkmamış ayrımcılığın antidemokratik dönemlerde muhtelif örnekleriyle ortaya çıktığını görüyoruz. Fakat baskı örneklerinin herhangi bir etnisitiye gösterilen bir baskı şeklinde değil, bütün halka yöneltildiğini, en başta Türklere gösterildiğini göz ardı etmemek lazım. Türklerin seçilmiş ilk başbakanı antidemokratik müdahaleyle idam edilmiştir, üstelik ciddi bir hukuki delil olmadan, hukuki nitelik taşıyan suç olmadan. Onun için antidemokratik rejimlerin gösterdiği baskı ve şiddetin etnik ayrımcılık olarak değil, devletle toplum arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açtığını görmek lazım. Etnik kimliğin sorun haline gelmesinde modernleşme sürecinin problemli olmasını ihmal etmemek gerekir. Sosyolojik olarak entegrasyon üretecek süreç eksik kalmıştır.
Bu çerçevede baktığımızda siz meselenin çözümünü yine genel demokratikleşme anlayışı içinde görüyorsunuz. Fakat bireysel hakların uygulanmasına ilişkin kimi talepler söz konusu. Bir de bu bireysel kimlik haklarının ötesine geçen grup hakları talepleri söz konusu, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'nin modernleşme dinamiklerinin yeteri derecede güçlü olmaması, dönüştürücü gücünü sergileyememesine neden olmuştur. Bu sorunları, bu eksikliğin sonuçları olarak görüyorum. Yani Türkiye sanayileşmesini tamamlayamayıp, yarı köylü bir toplum olduğu müddetçe, insanlar kendi etnik kimlikleriyle, kendi mezhep kimlikleriyle ilgili taleplerde bulunabilir. Şudur sorun; toplumsal değişimi üreten, bireysel esasta kendi kimliklerini yeniden tanımlayabilen modern insanlar, modern toplumun temel aktörü haline yani bireye dönüşüyorlarsa sürecin başarıyla işlediği söylenebilir. Aksi halde sorun derinleşip farklılaşabilir. Ben bu tür etnik, dinsel vesaire gibi referanslarla ortaya çıkan talepleri özgürleşme talebi olarak değil, geri toplumsal yapının talebi olarak görüyorum. Modernleşme yolundaki engeller olarak da görüyorum bunları.
Peki modernleşmeyi temin edecek aktör olarak bazıları devleti ve devletçiliği savunuyor. Siz de devleti mi, piyasa ekonomisini mi esas alıyorsunuz?
Ben farklı bir aktör üzerinde duruyorum. Yeryüzünde devletin modernleşmeyi sağladığı toplumlar da vardır. Bunun onların kendi kültürleriyle tarihleriyle alakası olduğunu düşünüyorum. Uyguladıkları siyasal modellerle alakası vardır. Ama yeryüzünün büyük bir çoğunluğunda modernleşmenin aktörleri toplumun orta sınıflarıdır. Bir toplum kendi orta sınıflarını, rekabet ve piyasa şartları içerisinde, ekonomik şartları değiştirecek bir aktör olarak toplum merkezli bir sürece soktuğu zaman; bu modernleşme dinamiği, toplumun bütün farklılıklarını hem entegre eden hem de yeniden farklılaştıran bir süreç üretir. Bu çerçevede farklılaşmayı modern düzeyde yeniden örgütleyebilen bir toplum anlayışı ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin sorunu burada... Türkiye modernleşme sürecinde orta tabakalaşma düzeyini geliştiremedi. Modernleşme 1980'lere kadar zayıf kaldığı için insanlar kendilerini geri toplumsal yapının ürününün farklılıklarıyla tanımlama arayışına girdiler.
|