|
Taha Akyol, şu soruyu sorar: "Niye Türk toplumunun geleneklerine bu kadar karşı çıkıyorsunuz? Bunun için Türkiye'de çok değerli sosyologlar var. Niye onlara danışmıyorsunuz?" Cevap, 28 Şubat'ın düşünce dünyasını özetlemektedir: "Eğer sosyologlara danışırsak bu konudaki kararlılığımız dağılır." Aynı generalin imzasını taşıyan "Batı Harekât Konsepti" başlıklı metinde, aslında gazeteci Akyol'un sorduğu sorunun cevabı bulunmaktadır. Belgenin "İrticaî faaliyetlerin yakın gelecekteki durumuna dair değerlendirme" ana başlığının altında, ilk iki sırada yer alan "Gelir dağılımı dengesizliğinden kaynaklanan tehdit", "İşsizlikten kaynaklanan tehdit" alt başlıklarından sonra üçüncü sıradaki başlık aynen şöyledir: "Türk milletinin dinine, örf ve âdetlerine bağlılığından kaynaklanan tehdit."
"Türk milletinin dinine, örf ve âdetlerine bağlılığı"nın bir tehdit olarak tanımlanmasını, "din karşıtlığı" veya "millî-manevî değerlere düşmanlık" olarak kabul etmek, oldukça iyimser bir değerlendirme olacaktır. Bu ifade, Anayasa'nın başlangıç hükümlerine, 24. maddesine ve Millî Eğitim Kanunu'nun amaç hükümlerine açıkça aykırı ve suç niteliğindedir. Ama burada daha vahim bir durum bulunmaktadır. Bu ifade Türk milletine ve onun tarihine yabancılık ve buram buram cehalet kokmaktadır. Cehaletin gerekçesi ise "kararlılığın dağılması" endişesidir. "Bir fikri olmayanın kararlılığından ne çıkar?" sorusunu soruyorsanız, düşünce tarihinde bunun da bir karşılığı olduğunu hatırlatmamız gerekir. Fikrin olmadığı kararlılıktan faşizm çıkar. 28 Şubatçıların biraz cehaletlerinden, biraz da mecburiyetlerinden dolayı benimsedikleri, belki de benimsemek zorunda kaldıkları ideolojinin adı faşizmdir.
İtalyanların Il Duce'si Benito Mussolini, yakın tarihimize yabancı değildir. Türkçede daha Latin harfleri kabul edilmeden önce çevrilmiş "Faşizm" isimli bir kitap bile bulunmaktadır. Tek parti döneminin seçkinleri, İtalya'daki faşist yönetimi kendi arzu ve isteklerine eldiven gibi uygun buldukları için, epeyce iktibas yapmışlardır. Atatürk'ün ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'ye layık görülen "Millî Şef" unvânı, Mussolini'nin kullandığı "Duce"den aşırmadır. Aynı yılların başbakanı Recep Peker, faşist bir ülke inşa etmek için çok mesai harcamıştır.
Faşizm: Önce eylem, sonra fikir
"Duce şu anda ne düşünüyorsa faşizm odur." Bu söz, faşist ideolojinin özetidir. Faşizm düşünceye değil eyleme dayanır. Eylem ise, tabiî sıradan insanların değil, kararını uygulatabilecek kitlelere, asker gibi emre hazır bekleyen kıtalara sahip olanların, yani liderlerin veya siyasetle uğraşan komutanların ayrıcalığıdır. Lider veya komuta eden, özgürce durumu değerlendirecek ve eyleme geçecektir. Emir alanların karardan, sadece eylem için ayağa kaldırıldıkları zaman haberleri olacaktır. Sonra, bu eylemden bir düşünce çıkartılacaktır. Önce eylem, sonra düşünce gelecektir; düşünce sonradan sadece eylemi meşrûlaştırmak için devreye girmektedir. 28 Şubat'ın ideolojisi, cehaletin kutsandığı ve ilkelliğin egemen olduğu işte bu ideoloji, yani faşizmdir. Fazla bilgi, "kararlılığı engelleyen" gereksiz bir yükten ibarettir.
Faşizmin İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasında yok olan mottolarının, 28 Şubatçılar tarafından hatırlanarak yeniden gün yüzüne çıkartılması, biraz da cehaletin verdiği cesarettendir. Çevik Bir'in I. Ordu komutanı iken duvarlara yazdırdığı "Orduya sadakat şerefimizdir" sloganı gibi. Bu slogan Nazi flamalarında ve SS kasaturalarında yer alan "Unsere ehre heisst treue" sözünün tercümesidir ve sorgusuz sualsiz sadakat bekleyen faşist ideolojinin "sadakat şerefimizdir" ana fikrini anlatmaktadır. Faşistlerin millete veya vatana sadakati içine alan bu mottosu, bizimkiler tarafından bir adım daha ileri taşınmaktadır. "Orduya sadakat", ordunun da varlık sebebi olan vatana ve millete olan sadakati, faşizmin bile hayallerini zorlayacak bir alana, silahlı kuvvetlere hasretmektedir. Terslik şudur: Ordu, sadakat odağı değildir. Askerî hiyerarşi içinde üstlere sadakat gösterilmez; itaat edilir. İdeolojiler, sadakati parti gibi siyasî örgütlere yönlendirir. Ordu, kendisi için var olan bağımsız bir siyasî değer değildir. O zaman ilişki tersine döner; vatan ve millet için var olan ordunun yerini, ordu için var olan vatan ve millet alır. Eğer sadakat gösterilecekse, ordu da, ordu mensupları da, tek tek vatandaşlar da millete ve vatana sadakat göstermek zorundadır.
Bugün, marjinal bir akım olarak kendisinden söz ettiren "Yeni Ulusalcılık" da, 28 Şubat'ın başlattığı curcunadan beslenen ve faşizme uzanan bir ideolojik yozlaşma halidir. "Kararlılığı dağıtmamak" için sosyologlara danışmayan 28 Şubatçılar, sosyologların da içinde yer aldığı üniversiteleri, Batı Çalışma Grubu marifetiyle, irtica brifinglerinde aydınlatmıştır. Faşizm, bulaşıcı bir virüstür. Kolay ve kestirme yollar, sınırsız otorite ve tutarsızlık, üstelik sorumsuzluk birçok insana cazip gelmektedir. Özgür ve özerk üniversite, irtica brifinglerinin sığ ve mekanik analizlerini sindirebilmek için eylemi düşüncenin önüne koymak gibi faşizmin kalıpları içine giren sapmalara sahne olmuştur. Bu sapmalar boyunca, Atatürkçülüğün faşizan yorumları da üretilmektedir.
|