09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
[YORUM - ESER KARAKAŞ] Askerler darbe yapıp neden hep çekildiler?
28 Şubat askerî müdahalesinin onuncu senesinde Türkiye'de askerlerin darbe yapma gelenekleri ve biçimleri, bu geleneğin nedenleri ve sonuçları tekrar teşrih masasına yatırıldı.

'Askerî darbe geleneği' kavramını yanlış kullandığım kanısında değilim; zira bir ülkede 1960'tan günümüze ortalama her on senede bir darbe olmuşsa, bu sürecin artık bir gelenek haline dönüşme tehlikesini barındırdığını söylemek fahiş bir hata olmaz herhalde. Üstelik bu ülke "birinci geleneksel bilmem ne şenliği" gibi afişlere de alışık bir ülke. 28 Şubat ve önceki müdahaleler tüm detayları ile tartışılırken dile getirilen görüşlerden biri de 1960'tan günümüze askerlerin iktidara hep sivillerin kirlettiklerini temizlemek için geldiği ve işlevlerini yani mıntıka temizliğini tamamladıktan sonra kışlalarına çekildiği yönünde. Bu görüşü dile getiren kişi ve kurumlar, Türkiye'deki askerî darbelerin asla Güney Amerika askerî darbeleri ile mukayese edilmemesi gerektiğini, demokrasiye ve daha da çok cumhuriyete âşık silahlı kuvvetlerin mıntıkadan demokrasi ve cumhuriyetin önüne siviller tarafından konulan engelleri temizledikten sonra mümkün olan en kısa sürede görevi, temizlenmiş mıntıkada sivillere terk ettiğini, bu anlamda silahlı kuvvetlerin demokrasi karşıtı bir kurum olarak gösterilmesinin çok anlamsız olduğunu ifade ediyorlar. 1960 darbesinde, darbeden yaklaşık bir buçuk sene, 1971 darbesinden iki buçuk sene, 1980 darbesinden üç sene sonra ve 1997'de de iki sene sonra "serbest" seçimlerin yapılmış olmasını da kanıt olarak gösteriyorlar. Acaba mesele bu kadar basit mi? TSK'nın her seferinde belirli bir süre sonra kışlasına dönmesi gerçeği altında acaba silahlı kuvvet mensuplarının ve darbeci ekiplerin demokrasi aşkından başka gerçekler yatıyor mu?

Türk darbelerinin diğerleri ile farkı

Askerî darbe geleneğinin ve düşünce ikliminin kısırlığının bir ürünü olarak bu tür sorulara daha kapsamlı cevap aramama, kolaycı ve kimse kusura bakmasın, ipe sapa gelmez açıklamaları ve izah tarzlarını benimseme ve kabullenme geleneği de bu topraklarda askerî müdahale geleneği ile at başı gidiyor. Doğrudur, bizim darbeci geleneğimiz Güney Amerika darbeci geleneğinden farklıdır; ama toplumların yapısı da burada ve Latin Amerika'da da farklıdırlar ve farklılıklar kanımca bizim darbeci ekiplerin demokrasiye olan aşkları ile izah edilemeyecek kadar kapsamlıdır. Her iki coğrafyada da yani Türkiye'de ve Latin Amerika'da askerî darbeler ve olağanüstü hal uygulamaları dışında kalan ender zaman dilimlerinde geçerli hale gelen ya da getirilen parlamenter rejimlerin ve bu rejimlerin demokrasi kavramı üzerinden kitlelerle kurdukları siyasal ve ekonomik bağların farklılığı kanımca bize ve bizim darbe severlere bizim darbecilerin demokrasi aşkı olarak görünmektedir.

Bir Latin Amerika uzmanı olmadığım için bu yazıda daha ağırlıklı olarak bizim ülkemiz üzerinde durmak istiyorum. Bizim ülkemizde Mezopotamya medeniyetlerinden, Bizans'tan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan gelen bir siyasal-ekonomik gelenek, siyaseti yani merkezi temel siyasi ve ekonomik değerlerin üretim ve dağıtım merkezi haline de getirmiş bulunmaktadır. Yaklaşık tüm siyasal ve daha da önemli olmak üzere ekonomik değerler ve rantlar merkezde üretilmekte, merkezde üretilen bu rant ağırlıklı değer sistemi de mevcut siyasal örgütlenme, siyasal partilerin taşra teşkilatları aracılığı ile yine halka dağıtılmaktadır. 90'ların başında bir siyasal hareketin düşünürleri ve sözcüleri ülkemizdeki rant dağıtım mekanizmasını Tofaş'ın Bursa'da üretim yapmasına; ama tüm arabaları Anadolu'daki bayiler eli ile dağıtmasına benzetmiş idi ve kanımca bu teşbih çok düzgün bir teşbih idi. Siyasi sistemimizde de Ankara (bakanlıklar, KİT'ler, kamu bankaları vs.) temel rantları üretiyor, üretilen bu rantlar ise iktidar partisinin il ve ilçe teşkilatları ile halka paylaştırılıyor. Bu sistemin adı da Türk usulü popülist demokrasi ve mal ve hizmet üretiminden çok rant üretmeye ve üleştirmeye dayalı bu sistem, bu topraklarda zenginlik ve özgürlük yaratamıyor; zira zenginliğin en büyük düşmanı rant, özgürlüğün en büyük düşmanı ise merkez ağırlıklı ekonomik sistemler. Ve askerî darbeler işte bu üleştirme (isterseniz dağıtım) sisteminin bayiliklerini yani siyasal partilerin il ve ilçe teşkilatlarını ortadan kaldırdığı ya da etkisizleştirdiği için popülist rant üretim ve dağıtım sistemi askerî müdahaleler döneminde aksamaya başlıyor ve şayet aksama süreci uzarsa bu bayilik sistemi dışında nemalanmayı bilmeyen geniş kitlelerin hoşnutsuzluğu artıyor. Askerî yönetim dönemlerinde bayilik sisteminin aksamasının daha etkin bir sistemin devreye girdiği anlamına doğal olarak alınmamalı, zaten bu imkânsız. Merkezin yarattığı rantların siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatları yerine albay ya da emekli albay belediye başkanları tarafından dağıtımı halkımızın geleneksel talepleri doğrultusunda olmadığı için kriz, askeri ciddi biçimde tehdit edecek kriz kapıya dayanıyor. Darbeci paşalarımızın bu süreci zihinsel olarak algıladıkları kanısında değilim; ama yaklaşan hoşnutsuzluğu sezebileceklerini düşünüyorum ve bir süre sonra geleneksel bayilik sisteminin daha da askıya alınmasının kendi sonları anlamına da geleceğini seziyorlar ve mecburen kenara çekiliyorlar. Bu darbeci paşaların mevcut rant üretim merkezi ve bayilik sistemi dışında başka bir sistem ihdas edecek bir algılamaları da zaten mevcut değil. Bizim darbeci paşaların demokrasi aşkı denen şey kanımca sadece bu sezgi yani üzerilerine biraz sonra gelecek büyük toplumsal dalgayı algılama ya da sezme içgüdüleri. O yüzden de darbeciler sistemi biraz sonra "demokrasiye âşık Türk evlatlarına emanet edip" geri çekiliyorlar. ZAMAN

ESER KARAKAŞ
07 Mart 2007, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
Yazarın Diğer Yorumları
 21.02.2007 - [Yorum - Eser Karakaş] 301, muğlaklık ve tuhaf bir devlet anlayışı
 01.02.2007 - [Yorum - Eser Karakaş] Devlet, Hrant ve Kerkük meselesi
 17.01.2007 - [Yorum - Eser Karakaş] Siyasetin temel amacı büyümedir
 03.01.2007 - [Yorum - Eser Karakaş] Bir infazın düşündürdükleri
 21.12.2006 - [Yorum - Eser Karakaş] Sosyal Güvenlik Kanunu'nun iptalinin düşündürdükleri
 06.12.2006 - [Yorum - Eser Karakaş] Onca başarı varken bu limanlar meselesi nedir?
 22.11.2006 - [Yorum - Eser Karakaş] Milliyetçilik ve hedefsizlik
 08.11.2006 - [Yorum - Eser Karakaş] Türkiye, bugün ve yarın (aynalar)
 25.10.2006 - [Yorum - Eser Karakaş] Millet, ümmet, cumhuriyet ve demokrasi
 12.10.2006 - TÜRKİYE'DE SİYASETİN BASİT ŞİFRELERİ
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2