09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
[Yorum - Durmuş Türemen] Birileri andıç mevzuunu sulandırıyor mu?
Dünkü gazetelerin manşetleri gösterdi ki, Türkiye'nin bir süreden beri tartıştığı ihtisas ve çok özel çalışma sonucunda işlediği konunun çözümlerini de içeren andıç, bu kadar anlamsızlaştırılabiliyormuş. Andıçın kendisi ve işlevi tartışılmak yerine, basına sızdırılmasına ilişkin zamanlaması kapsamındaki haberler önemli gelişmelerdi.

Haberlere göre, basına sızan ve demokrasi açısından büyük bir ivme kaybına yol açan andıçın öncelikli olarak ABD'ye, ardından sözümona uygun bir konjonktür beklentisine uyarak basına sızdırılmasına dönük bir bilinçli komplo söz konusuydu. Bu bilgilerin doğruluğu yanlışlığı bir tarafa, kesin olan bir şey var, o da andıçın varlığını merkeze almaktan hızla uzaklaştırılıyor olmamızdır. Türk demokrasisi için elzem olan andıç mevzuunu dört başı mamur bir şekilde masaya yatırmak gerekir. Zira, konuyu dallandırıp budaklandırmak, yahut komplo teorileri ile nasıl sızdırıldığına dair tartışmalara girişmek, sonuç almak kapsamında değerlendirilemez. Bugün ülke adına ve değerleri adına hareket eden herkesin demokrat bir kimlik etrafında antidemokratik bu hususlara geçit verilemeyeceğini görmesi ve bunu dillendirmesi önem arzetmektedir. Bu tavır hem demokrasimiz için hem de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geleceği için yapıcı bir eleştiri olarak değerlendirilmelidir.

Andıç meselesi sulandırılıyor...

Türk medyasındaki kalemlere ilişkin olarak, bir andıç hazırlandığı bilgisi ve ortaya çıkan durum kaygı verici değil de nedir? Hele bu son andıç gerek konusu gerek konuya bakışı ve çözüm önerileri ile hepsinin üstüne tüy diken bir nitelik gösteriyor. Eleştiri hakkını kullanan herkesi karşı kutba koyan bu andıç, magazin ağırlıklı medya kuruluşlarına ayrı bir önem atfetmekteydi. Andıç mevzuunda ilginç olan asıl nokta ise yine gazetecilerin kendi meslektaşları ile ilgili olarak takındıkları tutumdu kuşkusuz. Doğrusu büyük bir ironi olarak dillendirilmesi gereken bir husustan söz ediyorum. Her gün, "Vallahi de billahi de sizin iyiliğiniz için yazmıştım, benim kuma da, size vaktiyle şöyle şöyle demişti de, ben onları bile yazmamıştım" tirajikomiklikleri kimin için ironi değildir ki? İnsani bir ahlâkîliği anlamalarını beklemiyorduk; ama asgariden sahip olmaları gereken meslek etiğine de bu kadar yabancı olmaları sanırım bizi de aşan bir şeydi. Onlar meslektaşlarına yapılanları görmezden gelebiliyor ve hatta hoş görebiliyorlardı.

Bu arada, gizli bir çalışma nasıl yer alırmış basında, bunu kim sızdırmış da, yok bu özel maksatlıymış gibi teranelere ne demeli? Esasen biz de Sayın Genelkurmay savcısının açıklamasına kadar hiç üzerinde durmadık, kafa da yormadık, gelen suallere de 'Boş işler bunlar' diye karşılık verdik. Ama bu son açıklamada kaybeden belli değil, çalan belli değil, ama önce Amerika'ya gitmiş, yaklaşık altı ay sonra da vatanına kavuşmuş muamelesi yapılan sözümona bu andıça. Burada bizim algılayamadığımız, çaldıranın ve çalanın belli olmadığı belgenin, seyrüseferi ve basına sızdırılışı hakkında teferruatlı bilgilendirmeler. Kardeşim, cumhurbaşkanlığı ile ne alakası var basındaki bazıları hakkında tanıdık iyi çocukların hazırladığı andıçların? Şimdi gelelim işin gözden kaçan; ama cidden önemli kısmına. Bizim de bu aşamada bir çift lafımız var elbette.

Siyasette, bürokraside ya da bilimle uğraşan çaba harcayan veya öyle olduklarına inananlar, bütün bu işler soyut akıl ister, somut akılla geleceğiniz yer buraya kadar. Hep, "Tanırım iyi çocuktur" dedikleriniz ne kadar iyidir? Ya tanıyıp daha doğrusu dokunmadan tanıyamadıklarınız nedir? Zannetmem kötü demezsiniz; ama sizin mantalitenize göre de iyi çocuk değildir. Ya nedir? İyi de değil kötü de değil. Tanımak için önce dokunmanız mı gerekir? Bu şansı bulamayanlara ne olacak?

Onlar size yakınlaşma adına yapılan onursuzlukları kendilerine yakıştıramazlar. Sizden uzak olsalar da görevleri ile her zaman hemhal oldular. Sizin sağladıklarınızdan da pek de haberdar değildiler. Onlar görev dediler, yani beklemediler... Siz sizden bir şeyler bekleyen ve bu sebeple size yanaşanları tanıdınız. Onlar her şeyi sizden beklediler. Haksız da değildi o tanıdığınız çocuklar, onlar sizin nasıl beklediğinizi örnek aldılar. Ve sonunda yaptıkları da bu kadar. Şimdi suçlu arıyorsunuz, suç konusu yokken ortada. Bir suç ve suçlu ile meşgulken, 'Başka şeyler mi kotarılıyor civarda?' diye kuşkulanıyor sağduyulular. Daha geçenlerde yazdı ebedi ve milli yayın yönetmenimiz. Hem de tumturaklı bir ifade kullanmıştı: "Derin Gırtlak". Çok ebedi ve edebi olan çılgın yönetmenimiz akıl edememişti ki gırtlak yutmak içindir. Kasdı, kendisine suflörlük yapıldığıydı; ama şaşırıp esasını itiraf etmişti yazısında. Derin mi sığ mı belli olmayanların sözcüsü mevkutemizin yazarı da alışkanlıktan olacak 'derin' demişti gırtlağa bile. O gırtlağa ne atmıştı acaba? Kimsenin bilmediği bir operasyondan haberdar edilmenin vardı elbette bir götürüsü.

DURMUŞ TÜREMEN - EMEKLİ ALBAY
01 Nisan 2007, Pazar

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2