|
"YÖK" aslında bir "sistem"in sembol ismi haline gelmiştir. Bu sembol ismin açılmış halini bilen yok gibidir. Sembol haliyle de çok sevimsizdir. Bu sevimsizliğin başlıca nedeni, 25 yıldır insanları usandıran tavrı ve üniversiteleri kötü yönetmesidir... YÖK, askerler tarafından, askerî bir düzenin ve otoritenin üniversitelere uyarlanması şeklinde kurulmuştur. En üstte bir başkomutan, Türkiye'nin her yanına yayılmış kolordu komutanları ve "emir demiri keser" anlayışı üniversitelerin ruhu olmuştur. Çeyrek asırdır bu düzen değişmeksizin devam etmektedir. Başkomutan rolündeki YÖK Başkanı, küçük MGK rolündeki YÖK'ün başkanıdır. Kurul'un işi kurulduğu günden bu yana öğretim üye ve yardımcılarının beyinlerini okuduğu için "Beyin Okuma Kurulu", kolordu komutanı rolündeki rektörleri koruduğu için "Rektörleri Koruma Kurulu" gibi çalışmaktadır. Bu rolleri bugün kamuoyunda bilmeyen yoktur. Öyle olduğu için de, üniversite gibi saygınlıkta ilk sırada olması gereken kurum, neredeyse saygınlığı sıfırlanmış kurumlar olarak algılanmaktadır. Şimdiki Başkan Erdoğan Teziç, göreve atandığının ertesinde, "Türkiye'de bir siyasal iktidar bir de devlet iktidarı vardır" gibi tuhaf bir söz söylemişti. Aslında bu söz tuhaf değil gerçekti. Türkiye'nin yönetimi öteden beri böyledir; ancak, böyle bir sözü söyleyen olmamıştı. Teziç ise gerçeği ifade ederek kamuoyunda bilmeyenlerin bilmesini sağlamıştır.
YÖK, askerî kurum mu?
Türkiye'de üniversiteler kamunun değil devletindir. O yüzden bunlara kamu üniversitesi değil devlet üniversitesi demek gerekir. Gerçek odur ki, üniversiteler, demokratik ülkelerde devlet tarafından kurulurlar, kamu yararı gereği kamuya bırakılırlar. Nitekim bizde, 1946-1981 arasında üniversite, kamunun olmuştur; kamu adına özerktir ve özgürdür. Kamu yararı açısından buna gerek vardır. 1981 öncesindeki bütün üniversite yasaları bu mantıkla çıkmıştır. YÖK üniversiteleri tam anlamıyla devletin gözetim ve denetiminde ve devlet iktidarının elindedir. YÖK yasasının 4. ve 5. maddeleri incelendiğinde bunları görürüz. Bu bağlamda Teziç'in söylediği doğrudur. Üniversite ne zaman ki devletin kontrolünden çıkar, kamunun olur, o zaman "üniversite" olur.
Devlet iktidarının bir kuruluşu olarak kurulan ve korunan YÖK ve üniversiteler, devlet iktidarının diğer organları tarafından gerektiğinde kullanılmak istenmektedir. 28 Şubat öncesinde ve sonrasında olanlara bakıldığında bunu net şekilde görebiliriz. Özellikle, siyasal iktidar ile devlet iktidarının uyumsuzluklar yaşadığı 2002 seçimlerinden sonra, devlet iktidarı üniversite için biçilen rolü sık hatırlar olmuştur. Üniversite sanki bir güvenlik kurumudur. Ne yazıktır ki üniversite, büyük bir aymazlık içinde, bilimi ve üniversiteyi kurtaracağına, kendisini bu hale getirenlere borcunu ödemek için olsa gerek, devleti kurtarma rolünü üstlenmiştir. Bugün hiçbir rektör üniversitenin esas sorunlarıyla ilgili tek söz söylemiyor. Üniversitelerde özerklik ve akademik özgürlük yok, üniversiteye giriş büyük sorun, öğretimde kalite düşük, öğretim üyesi dağılımı dengesiz; bunlarla ilgili en ufak çözüm üretmeyen yöneticiler, Atatürkçülük, laiklik, irtica gibi daha çok paşaların dile getirdikleri sözleri yineleyip duruyorlar. Bilim kurumu askersi kurum tavrı sergilemektedir.
Gazetelere yansıyan günlüklerden de gördüğümüz gibi, demokrasiye son vermek isteyen darbeciler, öncelikle üniversite öğrencilerini sokağa dökmeyi amaçlamışlardır. Bir başkası sokağa dökerse ya da dökmek isterse suç oluyor, darbeciler sokağa dökmek isterlerse suç değil, üstelik destek buluyor. 2003-2004 yıllarında bu yol birkaç kez denenmiştir. İstenen başarı sağlanmamıştır. Üniversite öğrencisi, öğretim elemanı ve yurttaş sokağa çıkmaz mı? Elbette çıkar. Bu, yasalar ve hukuk çerçevesinde temel haktır. Bu hak, bu grupların kendi örgütleri ve bireyin kendi öz iradesiyle olması durumunda doğrudur, demokratiktir. Üniversite sistemini bilmeyenler için şunu söyleyebiliriz: Üniversitelerde tek kişinin egemen olduğu faşizan bir yönetim anlayışı vardır. Bu tek kişinin öylesine korkunç yetkileri var ki, öğretim elemanlarının akademik kadrolara atanmaları bile o tek kişinin iki dudağı arasındadır. Böyle bir sistemde o kişi bir gösteride taraf oluyor ve bunu hissettiriyorsa, bunun Türkçe'si baskıdır, rektörünüzün yaptığını yapınız demektir. Şu anda Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenen gösteriye rektörler açıktan olmasa bile dolaylı yollardan katılacaklarını ifade ediyorlar ve öğretim üyelerine 'katılın' çağrısında bulunuyorlar. Öteden beri üniversite özerkliğine inanmayan ve en hakiki Atatürkçü olma yarışında ipi göğüslemeye çalışan İnönü Üniversitesi Rektörü ise, işi çığırından çıkarıp sınavları ertelemiştir. Kanım o ki, bu faşizan yapıya ve çabaya rağmen, öğretim elemanları, bu tür güdümlü ve darbecilerin öncülük ettiği gösterilere katılmayacaklardır.
|