09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
['REKTÖRLER GÖREVE' ÖYLE Mİ? - 2] Egemenlik kayıtsız şartsız rektörlerindir!
Yükseköğretim Kurulu, kısa adıyla YÖK, Türkiye'nin başına yük olmaya devam ediyor. 1980 darbecilerinin istemiyle 1981'de Doğramacı mimarlığında oluşturulan bu Kurul, 26 yıldır gündemden düşmemiştir.

"YÖK" aslında bir "sistem"in sembol ismi haline gelmiştir. Bu sembol ismin açılmış halini bilen yok gibidir. Sembol haliyle de çok sevimsizdir. Bu sevimsizliğin başlıca nedeni, 25 yıldır insanları usandıran tavrı ve üniversiteleri kötü yönetmesidir... YÖK, askerler tarafından, askerî bir düzenin ve otoritenin üniversitelere uyarlanması şeklinde kurulmuştur. En üstte bir başkomutan, Türkiye'nin her yanına yayılmış kolordu komutanları ve "emir demiri keser" anlayışı üniversitelerin ruhu olmuştur. Çeyrek asırdır bu düzen değişmeksizin devam etmektedir. Başkomutan rolündeki YÖK Başkanı, küçük MGK rolündeki YÖK'ün başkanıdır. Kurul'un işi kurulduğu günden bu yana öğretim üye ve yardımcılarının beyinlerini okuduğu için "Beyin Okuma Kurulu", kolordu komutanı rolündeki rektörleri koruduğu için "Rektörleri Koruma Kurulu" gibi çalışmaktadır. Bu rolleri bugün kamuoyunda bilmeyen yoktur. Öyle olduğu için de, üniversite gibi saygınlıkta ilk sırada olması gereken kurum, neredeyse saygınlığı sıfırlanmış kurumlar olarak algılanmaktadır. Şimdiki Başkan Erdoğan Teziç, göreve atandığının ertesinde, "Türkiye'de bir siyasal iktidar bir de devlet iktidarı vardır" gibi tuhaf bir söz söylemişti. Aslında bu söz tuhaf değil gerçekti. Türkiye'nin yönetimi öteden beri böyledir; ancak, böyle bir sözü söyleyen olmamıştı. Teziç ise gerçeği ifade ederek kamuoyunda bilmeyenlerin bilmesini sağlamıştır.

YÖK, askerî kurum mu?

Türkiye'de üniversiteler kamunun değil devletindir. O yüzden bunlara kamu üniversitesi değil devlet üniversitesi demek gerekir. Gerçek odur ki, üniversiteler, demokratik ülkelerde devlet tarafından kurulurlar, kamu yararı gereği kamuya bırakılırlar. Nitekim bizde, 1946-1981 arasında üniversite, kamunun olmuştur; kamu adına özerktir ve özgürdür. Kamu yararı açısından buna gerek vardır. 1981 öncesindeki bütün üniversite yasaları bu mantıkla çıkmıştır. YÖK üniversiteleri tam anlamıyla devletin gözetim ve denetiminde ve devlet iktidarının elindedir. YÖK yasasının 4. ve 5. maddeleri incelendiğinde bunları görürüz. Bu bağlamda Teziç'in söylediği doğrudur. Üniversite ne zaman ki devletin kontrolünden çıkar, kamunun olur, o zaman "üniversite" olur.

Devlet iktidarının bir kuruluşu olarak kurulan ve korunan YÖK ve üniversiteler, devlet iktidarının diğer organları tarafından gerektiğinde kullanılmak istenmektedir. 28 Şubat öncesinde ve sonrasında olanlara bakıldığında bunu net şekilde görebiliriz. Özellikle, siyasal iktidar ile devlet iktidarının uyumsuzluklar yaşadığı 2002 seçimlerinden sonra, devlet iktidarı üniversite için biçilen rolü sık hatırlar olmuştur. Üniversite sanki bir güvenlik kurumudur. Ne yazıktır ki üniversite, büyük bir aymazlık içinde, bilimi ve üniversiteyi kurtaracağına, kendisini bu hale getirenlere borcunu ödemek için olsa gerek, devleti kurtarma rolünü üstlenmiştir. Bugün hiçbir rektör üniversitenin esas sorunlarıyla ilgili tek söz söylemiyor. Üniversitelerde özerklik ve akademik özgürlük yok, üniversiteye giriş büyük sorun, öğretimde kalite düşük, öğretim üyesi dağılımı dengesiz; bunlarla ilgili en ufak çözüm üretmeyen yöneticiler, Atatürkçülük, laiklik, irtica gibi daha çok paşaların dile getirdikleri sözleri yineleyip duruyorlar. Bilim kurumu askersi kurum tavrı sergilemektedir.

Gazetelere yansıyan günlüklerden de gördüğümüz gibi, demokrasiye son vermek isteyen darbeciler, öncelikle üniversite öğrencilerini sokağa dökmeyi amaçlamışlardır. Bir başkası sokağa dökerse ya da dökmek isterse suç oluyor, darbeciler sokağa dökmek isterlerse suç değil, üstelik destek buluyor. 2003-2004 yıllarında bu yol birkaç kez denenmiştir. İstenen başarı sağlanmamıştır. Üniversite öğrencisi, öğretim elemanı ve yurttaş sokağa çıkmaz mı? Elbette çıkar. Bu, yasalar ve hukuk çerçevesinde temel haktır. Bu hak, bu grupların kendi örgütleri ve bireyin kendi öz iradesiyle olması durumunda doğrudur, demokratiktir. Üniversite sistemini bilmeyenler için şunu söyleyebiliriz: Üniversitelerde tek kişinin egemen olduğu faşizan bir yönetim anlayışı vardır. Bu tek kişinin öylesine korkunç yetkileri var ki, öğretim elemanlarının akademik kadrolara atanmaları bile o tek kişinin iki dudağı arasındadır. Böyle bir sistemde o kişi bir gösteride taraf oluyor ve bunu hissettiriyorsa, bunun Türkçe'si baskıdır, rektörünüzün yaptığını yapınız demektir. Şu anda Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenen gösteriye rektörler açıktan olmasa bile dolaylı yollardan katılacaklarını ifade ediyorlar ve öğretim üyelerine 'katılın' çağrısında bulunuyorlar. Öteden beri üniversite özerkliğine inanmayan ve en hakiki Atatürkçü olma yarışında ipi göğüslemeye çalışan İnönü Üniversitesi Rektörü ise, işi çığırından çıkarıp sınavları ertelemiştir. Kanım o ki, bu faşizan yapıya ve çabaya rağmen, öğretim elemanları, bu tür güdümlü ve darbecilerin öncülük ettiği gösterilere katılmayacaklardır.

PROF. DR. TAHİR HATİPOĞLU - GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
06 Nisan 2007, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2