|
22 yıl askeri hakimlik yapan, hukuk ile askerin siyasi gücü arasındaki ilişkileri araştıran, askeri yargı ve demokratikleşme üzerine kitaplar yazan, hem hukuk dünyasını hem Türk Silahlı Kuvvetler'ini yakından tanıyan, ordunun ve polisin demokratikleşmesi üzerine Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nda (TESEV) çalışmalar yapan Dr. Ümit Kardaş ile konuştuk. Kardaş, "Nokta'daki darbe iddiaları olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tam olarak yetkilidir. Bundan kaçınmak, görevden kaçınmak anlamına gelir." diyor. Yargıda "çift başlılık" sorununa dikkat çeken Kardaş, sivil yargı alanında soruşturulması gerekenlerin asker olmaları nedeniyle Şemdinli olayındaki gibi tıkanıklık yaşandığını belirtiyor. Hükümetin olayın üzerine gitmeyerek, Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde bir fırsatı daha kaçırdığını savunuyor. (Yonca Poyraz Doğan)
Nokta dergisinin haberine yönelik olarak bir savcılık, gerçekten darbe planı var mıydı yok muydu diye değil de direkt habere yönelik olarak "halkı askerlikten soğutmak" gibi suçlardan soruşturma başlatıyor. Bu nasıl oluyor?
Anayasa'nın 28. maddesine göre basın hürdür ve sansür edilemez. Bu maddeye göre devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Nokta Dergisi'nin demokrasi, özgürlükler ve hukuk devletinin sağlanması bakımından yaptığı katkı çok önemlidir. Bunun soruşturma ve ceza tehdidiyle bastırılmaya çalışılması devletin hukuk kuralları dışında davranma alışkanlığıyla direnmesi anlamına gelmektedir. Siyaset, medya ve sivil toplum kötü bir sınav vermektedir. Nokta Dergisi'nin kastı halkı askerlikten soğutmak değil, TSK içindeki yasadışı örgütlenmelere, demokrasiye yönelik tehlikelere dikkat çekmek ve savcıların yolunu açmaktır. Darbe iddiası vahim bir iddiadır. Bu iddianın ivedilikle soruşturulması yaşamsal önemdedir. Bu iddiayı soruşturmaktan kaçınmak suç oluşturur. Parlamento'nun da bu iddiayı araştırması zorunludur.
Peki darbe iddialarının soruşturması yapılacak mı? Bu konuda bazı savcılar Genelkurmay'ın izniyle bu suçun askeri mahkemelerde görülmesi gerektiğini söylerken, bazı savcılar da ağır ceza mahkemelerinin devrede olması gerektiğini söylüyor. Neden bu konuda netlik yok?
Temel sorun yargıdaki çift başlılıktır. Askeri mahkemelerin kuruluş amaç ve gerekleri askeri disiplinin sağlanmasıdır. Ancak Türkiye'de 1961 Anayasası ile birlikte askeri mahkemelerin görev alanları amaçlarının dışında çok geniş bir şekilde çerçevelenmiş, asker kişilerin Türk Ceza Kanunu'na giren suçlarının birçoğu, bu arada tam siyasi suçlar da içinde olmak üzere, askeri yargı alanına sokulmuştur. Özellikle bu suçlar Askeri Ceza Kanunu'na alınarak askeri suç haline getirilmiştir. Askeri Usul Yasası ile askeri mahalde işlenen ve Türk Ceza Kanunu'na giren suçlar da askeri yargının görev alanına sokulmuştur. Bu "tabii hakim" ilkesinin tam olarak ihlalidir. Çünkü adil yargılanma hakkının bir gereği olarak asker kişilerin de sivil suçları bakımından tabii hakimler önünde yargılanma hakları vardır. Askeri yargının işleyişindeki özel usuller, cezaların kişiselleştirilmesindeki özellikler, askeri hakimlerin atanmaları, sicil alma biçimleri, askeri mahkemelerin kuruluş şekilleri, teşkilatında bulundukları komutanla ilişkileri, verilen cezaların doğurduğu farklı sonuçlar askeri yargının bir bütün olarak ayrı bir teşkilatlanma içinde olduğunu göstermektedir. Yerel askeri mahkemelerin üzerinde bulunan Askeri Yargıtay ile birlikte çift başlılık kendisini açıkça ortaya koymaktadır.
Yani sivil ve askeri yargı arasında bir görev karmaşası doğuyor...
Evet. Yukarıda belirttiğim gibi bunun nedeni askeri yargının sivil yargı aleyhine tabii hakim ve yargılama birliği ilkelerini ortadan kaldıracak şekilde genişlemesidir. Somut darbe soruşturmasında görev konusundaki bulanıklığın nedenlerinden biri bu olmakla birlikte, diğer neden Ferhat Sarıkaya olayından ürken sivil savcıların askerle ilgili işlere bulaşmama refleksidir. Nokta'daki darbe iddiaları olayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tam olarak yetkilidir. Bundan kaçınmak, görevden kaçınmak anlamına gelir.
Darbe iddialarına yönelik soruşturmayı demokratik bir hukuk devletinde kimin başlatması, harekete geçirmesi gerekiyor?
Öncelikle demokratik bir hukuk devletinde askeri vesayet olmaz. Mevcut rejimin demokratik olmadığı ve devletin de hukuk devleti olmadığı açık. Bu fiili durumu yani rejimi bu anlamda korumaya çalışanların neyi koruduklarını tekrar düşünmelerinde yarar var. Demokratik bir hukuk devletinde ordu siyaset yapamaz, ordu sivil siyasetin emrinde sadece yurt savunmasından sorumludur. Ordunun darbe yapması tasavvur edilemez. Bizde bunun tam tersi bir durum olduğu için darbe teşebbüslerini dahi soruşturamıyoruz. Kuşkusuz demokratik bir hukuk devletinde bu iddialar yargıda derhal soruşturulurdu, çift başlı yargı olmadığından bu soruşturmayı kimin yapacağı tartışma konusu olmazdı, bu iddiayı ortaya atan basın organı soruşturulmaz, iddia çok ciddiye alınırdı, parlamento hemen bu konuyu araştırmaya başlardı, muhalefet partileri ortalığı ayağa kaldırıp hükümetle işbirliği yaparak demokrasiyi korumaya çalışırlardı. Başbakan kendine bağlı kurulları çalıştırır, genelkurmay başkanını ordu içindeki hukuk dışı örgütlenmeler konusunda uyarır ve gereğini yapmasını isterdi.
|