09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
[Yorum - Mehmet Uğur Ekinci] 1897'den 2007'ye: Tarihin tekerrürü (mü?)
21 Ekim 2007 sabahı Türkiye'yi aylardır beklediği referandumdan tamamen farklı bir gündem karşıladı. Hakkâri'de sınırı geçen bir grup terörist tarafından 12 askerimiz şehit edilmiş, daha fazlası ise yaralanmıştı.

  İlgili Haberler

Washington için yorucu bir sorun

Bütün Türkiye tarafından hemen lânetlenen bu meşum olay, son yıllarda artan PKK terörünün ve Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmelerin ülke kamuoyunda yarattığı gerilimi zirveye çıkardı. Gerek muhalefet partileri gerekse medya kuruluşları, Kuzey Irak'a askerî operasyon yapılması için seslerini iyice yükselttiler. Bu zamana kadar benzeri olaylara itidalle yaklaşmayı tercih etmiş olan iktidar partisinin söylemleri de hissedilebilir derecede sertleşti. Bu olaylar aklıma ister istemez 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nı getiriyor. Gerçekten de bu savaşın arka planı ile son zamanlarda Türkiye'nin PKK ve Kuzey Irak'a dair yaşadıkları arasında şaşırtıcı paralellikler var. Yunanistan, 1830'da Avrupalı büyük devletler "(Düvel-i Muazzama / Great Powers)" tarafından bizzat kurdurulmuş, siyasi yapılanmasını dâhili kavga ve karışıklıklardan dolayı uzun süre tamamlayamamış bir devletti. Milli bir devlet olarak kurulmuştu, ama nüfusunun birkaç misli kadar Yunan hâlâ Osmanlı topraklarında yaşıyordu. Kaldı ki bu dışarıda kalanlar, Yunanistan'daki Yunanlardan çok daha zengin ve aydın bir topluluktu. Dolayısıyla bu yeni ve küçük devlet, kuruluşundan kısa bir süre sonra milli politikasını oluşturdu: "Kardeşlerini Müslüman boyunduruğundan kurtarıp anavatana bağlamak!" İşte o meşhur Megali İdea (Büyük Ülkü) kısaca buydu. Bu ülkü doğrultusunda hareket eden Yunanistan, Osmanlı'nın Avrupa ile olan ilişkilerindeki hassasiyetten istifade ederek kuzey yönünde genişledi. Tesalya'nın 1881'de alınmasından sonraki hedefler Girit adası ve Makedonya idi.

17. yüzyılda fethedilen Girit, Osmanlı Devleti için yıllarca sorun olmuştu. Özellikle 19. yüzyıl ortalarında Giritli Hıristiyanların kurdukları örgüt (Epitropi) Osmanlı'yı hem askerî, hem de siyasi anlamda çok uğraştırdı. Padişahlar evvelâ Girit valisinin yetkilerini artırıp bölgedeki silahlı kuvvetleri güçlendirme yolunu izlediler (Bir nevi OHAL). Bundan bir netice çıkmayınca, Avrupa'nın teşvikleri sonucunda Epitropi ile masaya oturuldu. 1878 yılında padişah adada Hıristiyanlar lehine düzenlemeler yapmayı kabul etti. Ama anlaşma sonrası ortalığın sütliman olacağı beklenirken tam tersi oldu. Ada Hıristiyanlarının bir bölümü yeni durumdan memnun olsa da bir bölümü enosis'i istemekten vazgeçmedi. Yunanistan'daki milliyetçiler zaten Megali İdea'nın peşini bırakmıyorlar, hükümeti ve kralı daimi bir baskı altında tutuyorlardı. Sonuçta 1896'da Girit'te çok büyük bir isyan patlak verdi. Bunu müteakiben bir Yunan alayı Girit'e çıkarak adayı "anavatana bağladığını" açıkladı.

Yunanistan'ın Devlet-i Aliye'ye kafa tutması

Bu durum Osmanlı-Yunan ilişkilerini iyice germekle beraber bir savaşa yol açmadı. Çünkü büyük devletler Girit'teki durumu kendilerinin çözümleyeceklerini söyleyerek 2. Abdülhamid'i Yunanistan'a savaş açmamaya ikna etmişlerdi. Osmanlı Devleti o dönemde Avrupa'ya gerek ekonomik, gerek siyasi bakımdan fazlaca bağımlıydı. Hatta devletin ekonomisini ve toprak bütünlüğünü bir anlamda padişahın büyük devletler ile yürüttüğü uzlaşma ve denge siyaseti ayakta tutuyordu. Osmanlı'nın ekonomik ve sınaî özkaynakları uzun bir savaşı kaldırabilecek düzeyde değildi. Bununla beraber padişah, ülkede başta Doğu Anadolu'daki Ermeni isyanları olmak üzere ciddi iç sorunlar mevcutken bir savaş macerasına girişilmesini intihar olarak görmekteydi. Öte yandan, Yunanistan gibi ufak ve nispeten yeni kurulmuş bir devletin, asırlarca dünyayı idare etmiş koskoca Devlet-i Aliye'ye böylesine kafa tutması Osmanlı'da gerek devlet adamları gerekse kamuoyu için ciddi bir rahatsızlık kaynağıydı. Onlara göre Yunanlar Osmanlı'nın bu pasif tutumundan cesaret alabilir ve yeni maceralara kalkışabilirlerdi. Bu maceralar sonucunda da, o güne kadar olduğu gibi, Avrupa'nın bir veya birkaç ülkesinin desteğiyle yine toprak kazanabilirlerdi. Abdülhamid her ne kadar büyük devletlerin mümkün olduğunca suyuna gitmeye çalışsa da aslında onlara hiç mi hiç güvenmiyordu. Girit'te ipleri bir şekilde Avrupa'nın ellerine bırakmıştı, ama Yunanistan'la olan kara sınırının bizzat korunması şarttı. Zira Yunan milliyetçilerin orduyla ortaklaşa olarak örgütlediği Milli Komite (Etniki Eterya) Makedonya'nın Yunanistan'a katılması için çalışmalara başlamıştı. Bu örgüte bağlı silahlı çeteler sınırı geçerek Makedonyalı Yunanlıları isyana teşvik etmekteydiler. Bir taraftan da Tesalya'da yaşayan Müslüman Türklere yönelik yıpratma kampanyaları yürütülüyordu (Kerkük'le mukayese edin). Bu gelişmelere karşılık derhal bütün Anadolu'dan Yunan sınırına asker sevk edildi. Fakat sınırdaki orduya hemen her gün gönderilen telgraflarda tedbirli olunması, merkezden emir gelmeden sınıra en ufak tecavüzde bulunulmaması emrediliyordu. Çünkü ordunun zorlayıcı sebepler oluşmaksızın sınırı geçmesi Osmanlı'yı büyük devletler nezdinde çok zor durumda bırakırdı.

MEHMET UĞUR EKİNCİ - BİLKENT ÜNİVERSİTESİ
26 Ekim 2007, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2