|
Muharrem yaklaşıyor...Birkaç gün sonra Kerbela'da 'cennet yiğitlerinin seyyidi olan Hz. Hüseyin'e kıyıldığı hüzün günleri başlayacak. Turgut Uyar'ın Divan'ındaki o dizelerle seslenmenin vaktidir :
"elleri koku dağıtırdı nasıl bir koku / suya gel kana gel bir yeni hasana gel
o öldü çünkü bir gülü tutmuştu bilmeden / sen istersen her gün gel her sene gel
hüseyin de öldü ölür hasan da öldü ölür / ölen ve dirilen o bitmez insana gel"
Muharrem kutlu ayların en kutlusu, hüzünlü günlerin en hazinidir. Ali'nin gözünün nurlarından dördünün cennete uğurlandığı aydır. Kerbela'da şehitlerin şahı Hüseyin dışında Hz. Ali'nin dört evladı daha şehid olmuştur ve üçünün adı şöyledir : Ebubekir, Ömer, Osman. Ali, Allah'ın sonsuz ve mutlak isimlerinden bir isimdir. Manası yüce demektir. Ali, yücedir, Yüceler Yücesi'nden alır yüceliğini. Ali bizim şahımızdır. Şah, sultandır. Ali, velayet sultanıdır. Ali'ye en çok yakışan sıfat veli'dir. Veli, dost demektir, Asıl Dost'a yakın olmaktır. Ali, yücedir, manevi kişiliğiyle semaya yükselmiş, Rahman isminin arşı kuşatan bulutuna girmiş, bir adalet ve merhamet yağmuruna dönüşmüştür. Ali ile Fatıma, dünyanın en yoksul ailesidir. El-Hüseyni'nin dediği gibi, 'fakirlik insanı Allah'a ulaştıran en güzel yoldur' Ali bu yolun şahıdır. 'Allah'ı gördün mü? O görünür mü?' diye sorulduğunda, 'ben görmediğime inanmam' diyen bir sultandır Ali. Bu ihsan düzeyidir. O'nun çağımızdaki büyük varisi Bediüzzaman bunu, 'gayb perdesi açılsa yakinim ziyadeleşmez' şeklinde aktarır.
Hz. Ali, yoksulluğun, adaletin, irfanın ve barışın/esenliğin sultanıdır. Fatıma cemale yürüdükten sonra evlenir ve aynı zamanda Ömer'in kayınpederidir Ali. Bir gün hiç paraları yokken, sadece altı dirhem parası varken ve çocuklarına yemek almaya giderken yolda kavga eden iki insan gördüğü zaman Hz Ali "Niçin kavga ediyorsunuz? Şu âlemde Allah'ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" diye sorar. Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler. altı Hz Ali son kuruşuna kadar çıkarıp adama verir. Evine geldiğinde eli boştur, 'Cennet kadınlarının seyyidesi', "Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" diye sorunca, "Ama ara düzelttim ya Fatma" der. Hz Fatma'nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir. Memnundur kocasının bu güzel hareketinden. Daha sonra Hasan'la Hüseyin ağlamaya başlarlar, 'açız' diye. Evden çıkar, bu acı manzaraya dayanamaz. Yolda bir adama rastlar. Elinde besili bir deve "Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım." "Param yok" der Hz Ali. "Olsun" der adam. "Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin." Alır Hz Ali 150'ye o deveyi. Yolda giderken başka adama rastlar. "Ya Ali" der, "ne güzel bir deve bu. Ben bunu 300'e alayım ne olursun reddetme beni." Hz Ali "ama ben bunu 150'ye aldım" der. "Olsun, ben çok beğendim bunu" Ve 300'e alınca evine pek çok yiyecek getirdikten sonra Peygamber'in huzuruna çıkar. Efendimiz güler, "gel" der, "şu deve hikayesini anlat ya Ali". Anlatınca da der ki: "Sen ki ara düzelttin. Allah Cebrail'i ile sana deveyi sattı. Mikail'i ile de satın aldı. Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali." İşte böyle bir babanın çocukları ikilik çıkarır mı? Onların ikisinin de bütün hakikatleri sadece birlik ve tevhit içindi.
Cemalnur Sargut hanımefendi, Hz. Ali'nin ve Beyt Ehli'nin bu sırrını, mürşidi Kenan Rıfai'den naklen ne güzel anlatır : Hz İbrahim de Beyt Ehlidir, Hz İsmail, belki de Hz Adem'den başlamış bir şeydir Ehl-i Beyt. Allah'ın Kabe'sini, Beyt'ini yapmak, onlarla başlamadı mı? Beyt Ehli'nin en güzeli olan Hz Ali Peygamber'le birlikte o yüce Kabe'nin içinde putları kırarken Peygamber Efendimizin o mübarek boyu ise putları kırmaya yeterken, bastonu da elindeyken Hz Ali'yi omzuna almak istemişti. Hz Ali'nin sapsarı bir yüzle "edep ederim, nasıl çıkarım ki o omuza" deyişi Hz Peygamber'in "benim emrim senin edebinden üstündür" hitabı ve Hz Ali'yi omuzuna alarak putları kırdırışı, ömrü boyunca Ali makamındaki çeşitli sultanların bu aleme gelerek Peygamber'in manasının omuzunda içimizdeki putları kırdığının delili değil midir? Asıl Yezit içimizdedir. Tarihteki Yezit, nefs-i emaremizin mücessem halidir. Yezit her isteğini almaya alışmış, Hüseyin Allah'ın her istediği şeyi vermeyi kabullenmiştir. Aradaki fark budur. Ruh verici, nefis alıcıdır. Nefis ruha hakim gibi görünse de bu mana sonsuza kadar ruhun nefis üzerindeki tecellisinin anlatımıdır.
|