09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yorumlar
[Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Kürtçenin miladı olarak 1 Ocak
Bir ocak, sanırım yakın tarihimize ileride Kürt dilinin miladı olarak geçecek. Bir kırılma noktası. Muhsin Kızılkaya, bir söyleşisinde, 'Şivan Perwer'i TRT'de konuşurken görünce ağladım' diyor. Bu hissiyatı doğru okuyabilmek için belirli bir bilgiye, bilinç ve zihin durumuna, bir belleğe sahip olmak gerek.

TRT'nin Kürtçe kanalının yayına başlamasıyla birlikte bu hafızada bir sarsıntı oldu. Bir şeylerin değiştiğini gösteren en belirgin şey bu idi. Kürtler de Kürt olmayanlarda 'devlet' ekranından Kürtçeyi duyduklarında tuhaf bir şaşkınlık yaşadılar. Kanalın açılış gecesinde oradaydım. Sahnede ve yayında olup bitenler kadar izleyenlerin yüzünü de seyretmeye çalıştım. Herkesin yüzünde mutlu bir hayret, bir şaşkınlık okunuyordu. İnsanlar gördüklerine ve duyduklarına inanmakta zorlanıyorlardı. Saatler ilerledikçe şaşkınlık yerini sevinç ve coşkuya bıraktı. Alaattin Fırat, yayından sonra kendisini uğurlarken köyden arayan bir hemşehrisinin sözünü aktardı: 'Ape, demek ki Kürtçe konuşulunca ülke bölünmüyormuş...'

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Hz. Muhammed'in Zuhuru adlı enfes telifinde, Adem'in zuhuru bahsinde, Azrail'in, dünyanın dört bir yanından kırmızı, siyah, beyaz, sarı toprak devşirdiğini söyler. Hakk, kudret elleriyle, yani cemal ve celaliyle bu toprakları yüzlerce kozmik yılda yoğurmuş ve tesviye etmiştir. Bu yüzden insanların bir kısmı siyah, bir kısmı beyaz, bir kısmı kızıl olmuştur... Dilleri de farklı olmuştur. Yani dil, verili bir şeydir ve bu ontolojik şeyi yok saymak delilikten öte bir şeydir. Bir cinnet hali. İttihatçıların 1914'te ve sonrasında hayata geçirdikleri sinsi plan, Şark Islah Planı çerçevesinde başta Kürtçe olmak üzere, bugünkü Anadolu coğrafyasında; Arapça, Farsça, Süryanice, Lazca, Gürcüce, Çerkesçe vs.nin kullanımı yasaklanmıştı. Bu yok sayma politikaları, sonraki yıllarda şiddetlenerek sürdü ve Kürt sorunu denilen kanserin kalbinde öncelikle dilin inkarı yer aldı. Merhum Özal'a kadar bu böyle sürüp geldi.

Derrida, İstanbul mektubunda, harf devriminden bahisle, Türklerin nasıl harflerini yitirişinden söz eder ve bunun bir bellek silinmesine, dolayısıyla belleksizleştirmeye yol açtığını, gündelik yaşama ilişkin gözlemleriyle aktarır. Türklerin harflerini yitirmesi nasıl bir belleksizleştirmeye yol açtıysa, Kürt dilinin yasaklanması da benzer bir bilinç kaybına, bir tepkiye ve acılara yol açmıştır.

Bugün, bu acıların farkında olanlar Kürt dilinin, kamu televizyonundan önünü açtılar ve iyi ki de bunu yaptılar. Onlarca filolojinin binlerce öğrenciye öğrenim imkanı sunduğu üniversitelerimizde bundan böyle zengin Kürt edebiyatının ve bilgelik tarihinin de öğrenilmesinin önündeki engeller ortadan kaldırılmalıdır. Bizim büyük hikayemizin bir parçası olan bu bellekle tekrar temas kurulması, hepimizin hayrına olacaktır.

Yirmibeş ocak bindokuzyüzdoksanbir günü de önemlidir, zira, Bakanlar Kurulu, Kürtçe konuşmayı ve şarkı söylemeyi özgür bırakmıştır. Bu saçmalığın bugüne değin sürmüş olması akıl almaz bir şeydir. Delinin söylemini gayr-ı meşru addedenlerinkine benzer bir bilinç, bir akıl tutulması. Ama dediğim gibi yanlıştan geç de olsa dönülmesi hepimizin hayrınadır.

Ne ki, bu köktenci karar, Türk Kürt etnik milliyetçi unsurların şiddetli tepkisine de yol açtı. Bu şaşırtıcı değildi gerçi. Ama, yıllardır Kürt dilinin önündeki engellere karşı çaba sarf etmiş, siyasal kurgusunu bu tez üzerinden gerçekleştirmiş olanların, bu gelişmeyi, 'yasal suç' ilan etmesi ironik bir durumdu. Kimi Türk milliyetçisi unsurlarla Öcalan'ın açıklaması örtüştü. Kürt sorununun oluşmasına zemin hazırlayan CHF'nin bugünkü vârisleri de benzer bir tepki verdiler. Bu tepkiler, bize, Türkiye'nin özgürleşme çabalarının önündeki engelleri işaretlemesi bakımından da manidardır.

Kürtçe konuşulunca ülke bölünmüyormuş...

Bizim tarihsel tecrübelerimiz, ulus devletin yol açtığı sorunları çözme bakımından son derece değerli bir kaynak idi. Ama geleneksel olanla bağlarımızı kopardığımız için, böylesi bir alıntı/gönderme alanından yoksun kaldık. Kürtçe yasağına karşı mücadele verenlerin TRT'nin Kürtçe kanalına önyargıyla yaklaşmalarını bir nebze anlamak da mümkündü. Şimdiye kadar 'devlet'in hukuk dışılığa taşan, belleksizleştirmeye dönük etkinlikleri bu kuşkuyu bir ölçüde tolere edebilirdi. Ama kazın ayağının öyle olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Yayının içeriği ve gerisindeki niyet netleştikçe kanala ilişkin eleştirilerin de niyeti belirginleşmeye başladı. İlkin 'devlet, Kürtleri daha ince ayarlı araçlarla/yollarla asimile etmeyi sürdürecek' diyenler, bu kez, bu yayının anayasal suç teşkil ettiğini iddiaya kalkıştılar. İlginç olan, bu iddiada farklı uçlardaki unsurların ağız birliği etmesiydi.

Oysa ortada bir dil olduğuna göre bir etnik topluluk var, bu ise verili bir durum, yani, kimse -tabiri caizse- ırkını, ebeveynini Yaradan'a 'sipariş' edemiyor, anadilin kullanımı ontolojik bir haktır, bunun yasaklanması zulümdür ve bu yanlışın ortadan kaldırılması ise bir vicdan ve ahlak sorunudur. TRT marifetiyle yapılan bu yayının, sorunun çözümüne kapı aralamak bakımından son derece işlevsel bir yanı olduğu kesin. Yıllardır bu türden yasakların yol açtığı sorunların içinden geçen insanların ruhundan bakabilsek, bu işin ne denli hayırlı olduğunu görebileceğiz. Kanalda yer alanların 'hain, satılmış' ilan edilmesi ise birilerinin derdinin üzüm yemek olmadığına ilişkin kuşkuları pekiştirdi.

SADIK YALSIZUÇANLAR
25 Ocak 2009, Pazar

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
Yazarın Diğer Yorumları
 18.01.2009 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] 'Bu ateş bulutu hangi kavmin üzerinde?'
 04.01.2009 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Dink'ten Bediüzzaman'a teşekkür
 28.12.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Hasan Ali Yücel-Aklıyla Batı'da, gönlüyle Doğu'da bir adam
 21.12.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] 'Bir gönüle iki sevda sığmaz'
 14.12.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] 'Dağlarda Ateş Yandıkça...'
 07.12.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Geç kalmış bir girişim olarak Kürt akademyası
 30.11.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Ali'siz Alevîliğin imkânsızlığı: Hacı Bektaş-ı Veli örneği
 23.11.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Yoksulluk ve tasadduk
 16.11.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğumuz
 09.11.2008 - [Yorum - Sadık Yalsızuçanlar] 'Hayat filme misaldir/İşler güçler hep sinema'
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Sinan Oğan] Ermenistan, diasporaya 'Ülkeyi satmadık' mesajı veriyor
 [Yorum - Alin Ozinian] Türkiye, Ermenistan sınırının açılmasını istiyor mu?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Türkiye'de yerli çözüm mümkün mü?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Hakiki bir cumhuriyet hakiki bir demokrasi için
 [Yorum - Hilmi Yavuz] 'Sol-Ulusalcı' faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme
 [Yorum - Nevzat Bayhan] Hâlâ 'yoz'laşmak istiyor muyuz?
 [Yorum - Muhammed Celal Numan] İKT'nin düşünce kuruluşları açılımı
 EMASYA sonrası da önemli
 Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı2
 Yerli ve yabancı oryantalistlerin göremediği...
 [Yorum - Atilla Yayla] Kahraman bakkal süpermarkete karşı mı?
 [ABD 1933] Bir 'iç tehdit'e Amerikan cevabı1
 [Yorum - Doç. Dr. Hamza Al] Askerin politik ve bürokratik gerçeklik yanılgısı
 [Yorum - Didier Billion] Afganistan: Başını kuma gömen devekuşu stratejisi
 [Yorum - Eser Karakaş] İddia olmayan gerçekler
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan'da çözüm arayışları sürüyor
 [Yorum - Jan Egeland] Haiti'den çıkarmamız gereken ders
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Hepimize dokunan o acıklı haberler
 [Yorum - Herkül Millas] Darbe döneminden müdahale dönemine
 [Yorum - Sami Suruş] Türkiye'nin AB yolu içeriden geçiyor
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Nehir, yeni bir Türkiye'ye doğru akıyor...
 [Yorum - Etyen Mahçupyan] Darbenin rasyonalitesi
 [Yorum - Muhammed Ahmed El Huni] Yemen savaşa ve kaosa değil, kalkınma ve inşaya muhtaç
 [Yorum - Prof. Dr. Onur Bilge Kula] 'Kültür sorunlarımıza' bir başka bakış 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Müsademe-i efkardan barika-i hakikati ummak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2