30.07.2010, Cum

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

 Yorumlar

[Yorum - Reşat Petek] Okuduğu müspet ilmin ve akılcı bilimin aksine taktığı 'türban' altındaki zihniyeti nedeniyle...
Mahkemelere her insanın başvuru hakkı vardır. Irkı, dili, dini, cinsiyeti ne olursa olsun haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan herkes bu hakkını kullanabilir. Bu hak, vatandaşlıkla da sınırlı değildir.

Hukuk önünde hak aramak için insan olmak yeterli. Hâkimin vazifesi, soruna hakkaniyete uygun adil bir çözüm getirmesidir. Hâkim kararını verirken keyfî davranamaz. Hukuk ve kanunlar çerçevesinde hareket eder. Üstünlük hâkimde değil hukuktadır, böyle olmalıdır. Adalet dağıtmak gibi fevkalade önemli bir görev ifa eden hâkim, önüne gelen davacı-davalı, müşteki-sanık her kim olursa, iddia ve savunmalarını hukukî değerlendirme dışında tarafsızlıkla muamele etmek zorundadır. Davanın taraflarından birini kişisel tercihleri sebebiyle eleştirmeye, küçük düşürücü, onur kırıcı ifadelerle değerlendirmeye başladığı anda, nasıl karar verirse versin tarafsızlığını kaybetmiş demektir.

Hatırlayacaksınız, Konya Numune Hastanesi'nde görevli iki bayan doktor, Hürriyet gazetesinde 2006 yılı Aralık ayında yayınlanan "Tesettür faciası" ve "Testis diye çekmediler" başlıklı haberlerde, Ali Fuat Gündoğdu isimli bir gencin ultrasonunu çekmeyerek, mağduriyetine sebep olmakla suçlanmıştı. Uğur Dündar da yaptığı haberde olayı çarpıtarak Dr. Kezban Arbağ ve Dr. Ayşe Yüceaktaş'ın başörtülü olmaları sebebiyle erkek hastanın ultrasonunu çekmediklerini ifade etmişti. Haber üzerine olayı araştıran Sağlık Bakanlığı müfettişleri, Arbağ ve Yüceaktaş'ın bu olayda kusuru bulunmadığını tespit etmesi üzerine Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, köşesinde gazete olarak hata yaptıklarını kabul ederek, suçlanan doktorlardan özür dilemişti.

Aleyhlerinde yalan haber yapılan bayan doktorlar, kişilik haklarına haksız saldırı yapıldığı gerekçesiyle Hürriyet Gazetesi ve Uğur Dündar aleyhine tazminat davası açmışlar. Yargılama sonunda Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi davayı reddetmiştir. Buraya kadar her şeyin normal sürecinde işlediği söylenebilir. Ancak üzerinde durduğumuz, davanın reddedilmesi değildir. Skandal olan, hâkimin ret gerekçesinde sarf ettiği cümlelerdir. Gerekçe aynen şöyle: "Davacı ise kamu görevi gören doktor olarak, okuduğu müspet ilmin ve akılcı bilimin aksine başına taktığı 'türban' altındaki zihniyeti nedeniyle eleştirilmesine, bu eleştiriler ağır da olsa katlanmak zorunda olduğundan, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir."

MADEM BAŞÖRTÜLÜSÜN ÇEKECEKSİN

Hâkim bu gerekçesiyle diyor ki; başına türban/başörtüsü takmışsan ve bu nedenle eleştiriliyorsan, eleştiriler ne kadar ağır olursa olsun katlanmak zorundasın. Türban takıyorsan, ilmin ve akılcı bilimin karşısındasın demektir. Doktor da olsan cahili cühelasın. İlimden, bilimden nasiplenmemişsin demektir. Başında 'türban' varsa, senin zihniyetin zaten en ağır eleştiriyi hak ediyor demektir. Boşuna yargıya başvurma. Yargı senin hakkını korumaz. Adalet, eşitlik vesaire beni ilgilendirmez. Başına geleni çekeceksin, madem başörtülüsün, uğrayacağın saldırılara katlanmak zorundasın. Başında 'türban' varsa, sen insan haklarından yararlanamazsın. İnsanlık onuru, şeref ve haysiyeti türbanlı olmayanlar içindir. Hak ve özgürlükler, başörtülü olmayanlar içindir. Doktorlar da insandır ama türbanlı ise insan sayılmazlar, bu nedenle insan hakları da onlar için yoktur. Bir hukukçu olarak, hâkimin gerekçesinden ben bunları anlıyorum ve böyle karar gerekçesi olamaz diyorum. Bir mahkeme kararında baştan sona ayrımcılık içeren böyle bir gerekçenin olabilmesi için; kararı verenin, insan hakları, hukuk, adalet ve eşitlik noktasında çağımız insanının ulaştığı seviyeden bihaber olması gerekir.

İnsan hak ve onurunu savunmak adına, insan haklarına yapılan saldırılar karşısında adil kararlarıyla hem mağduru hem de toplumun adalete olan inancını koruyacak olan yargı makamlarının manevî şahsiyetini korumak adına, bu kararı veren sayın hâkim şu sorulara cevap vermelidir: Üst hukuk normu olarak kabul ettiğimiz İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi sizin için ne anlam ifade ediyor? "Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. (Madde 1) Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. (Madde 2) Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. (Madde 7)

BU YETKİYİ NEREDEN ALIYORSUNUZ?

Tüm insanlığın benimsediği bu evrensel hukuk değerlerine rağmen türbanlı-türbansız ayrımcılığı nasıl yapılabilir? Yine T.C. Anayasası sizin için bağlayıcı kurallar içermiyor mu? Kararlarınızda Anayasa'nın 10. maddesini dikkate almanız gerekmiyor mu? Anayasa'ya göre "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." Hal böyleyken, başörtülü bir vatandaş olan davacı hakkında, kıyafetinden dolayı ayrımcılık yapma yetkisini nereden alıyorsunuz?

REŞAT PETEK ESKİ CUMHURİYET BAŞSAVCISI
10 Haziran 2009, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Atilla Yayla] Balyoz davasının anlamı ve önemi
 [Yorum - Prof. Dr. Birol Akgün] Sosyal çatışma riski artıyor: Siyasî üsluba dikkat
 Cameron ve vicdanın uyanışı
 [Yorum - Levent Köker] Vesayetçiliğin tasfiyesinde 'işin esası'
 [Yorum - Ahmet Türk] Sınırsız çatışmanın sonsuz ötelenmesi için: EVET!
 [Yorum - Naci Bostancı] Saadet'i bekleyen tehlike
 [Yorum - Tuncer Günay] İnegöl olaylarından çıkarılacak dersler
 [Yorum - Dr. Lütfü Özşahin] Halkın, kendi iradesine sahip çıkma fırsatı
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Heratlı Herire'ye varan dil
 [Yorum - Muhammed Nureddin] Reform ile siyaset arasında Türkiye'nin referandumu
 [Yorum - Yusuf Çağlayan] Terfi edecekler mi?
 [Yorum] Avrupa bankacılık sektörünün iyi durumu
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Neden yetmez? Neden Evet? - 2
 [Yorum - Süleyman Seyfi Öğün] Ötekileştirmenin kültürel galerilerinden bir gezinti
 [Yorum - Rıdvan Elseyyid] Peçe, entegrasyon ve mücadele söylemleri
 [Yorum - Ahmet Kurucan] Can hulkuma gelince çıkar mı?
 [Yorum - Didier Billion] NPT inceleme konferansı ne kadar ikna edici?
 [Yorum - Dr. Ümit Kardaş] Neden Evet yetmez? Neden Evet - 1
 [Yorum - Atilla Yayla] Kürt sorunu partiler ve TESEV raporu
 [Yorum - Tarkan Zengin] DİSK'te eksen kayması
 [Yorum - Eser Karakaş] Tarım üzerinden muhalefet popülizmi
 [Yorum - Dr. Fahrettin Sümer] Afganistan için bir umut daha!
 [Yorum - Nazife Şişman] Avrupa'da tartışılan laiklik mi kimlik mi?
 [Yorum - Madeleine Bunting] Yüzü açık ırkçılık
 [Yorum - Naci Bostancı] Cop vurulan eller hangi oya uzanacak?

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1