|
İşte bu kutunun ürettiği sayısal verilere verilen ad olan "rating" son günlerde epey tartışılır oldu ve Türk televizyon dünyasının "amiral gemisi TRT" konuya el attı ve durumu yargıya taşıdı.
İddia edilenler doğruysa, rating verilerini ölçmekle yükümlü AGB şirketi, kullandığı örneklemlerle oynanarak, coğrafi olarak en fazla vericiye sahip, dolayısıyla sıradan bir mantıkla diğer televizyon kanallarının kapsanmadığı yerleri de dahil edersek oldukça yüksek bir rating alması mümkün olan TRT televizyonlarının ratingleri üzerinde türlü çeşitli yoldan yapılan "sahtekârlıklara" ve "manipülasyonlara" yeterli ve bilimsel kontrol yapmayarak, ses çıkarmamakta ve hatta o manipülasyonlara bizzat kaynaklık teşkil etmektedir.
2003 yılında benzer bir iddiayı, o zamanlar Uzanlar'ın gazetesi ve televizyonu olan Star'da ben de yazılı ve sözlü olarak dile getirmiş ve o zamanın denetçisi A.A. Bir tarafından (aynen bugün TRT'nin AGB'ye yaptığı gibi) mahkemeye verilmiş ve sonuçta aklanmıştım.
Medya ve reklamveren temsilcilerinden oluşan TİAK'ın (Televizyon İzleme Araştırması Kurulu) denetiminde ratingden sorumlu AGB şirketine karşı yönetilen birçok suçlamanın tarihi daha da eskilere gider. Bu örnekler, televizyonun sihirli kutusu ile ilgili bugünlerde ve teknik olarak her zaman geçerli olan kuşkuların ve bu bilimsel denilen veri toplamanın (kabaca televizyon izleyicilerinin kaç kişi olduğuna dair alan araştırmasının) sosyal-ekonomik-teknik-epistemolojik yönlerine dair belli başlı kanıtlardır.
TEKNİK-EPİSTEMOLOJİK "RATiNG" SORUNLARI
Rating ölçümlerinin zaman zaman medyaya yansıdığı biçimiyle, Türkiye'deki sosyal ve ticari ulusal sınıntılarının yanı sıra, televizyonun sihirli kutusu dediğim, "people-meter" cihazlarının ampirik (gerçek) veri elde etme açısından epistemolojik sorunları da var. Verilerin işlenmesi sırasındaki bilgisayar hilelerine varabilecek yetersizliğin ikrarı da dahil, hiç kimse tarafından, Prof. Dr. Ümit Atabek dışında henüz dillendirilmemiş durumda. Şimdi Prof. Ümit Atabek'e kulak verelim:
"İzleyici kimdir sorusunun en yalın cevabı "sunulan içeriği izleyendir" şeklinde olabilir. Bu kişi çeşitli sosyo-ekonomik göstergeleriyle bir insandır. 'Bu izleyicilerden kaç tanesi belirli bir içerik sunumunu izlemektedir?' sorusuna verilecek herhangi bir cevap, bu izleyicilerin hâlâ birer insan olduğu gerçeğini dışlayamaz. Dolayısıyla bu tür bir soruya cevap verebilmek için tasarlanan herhangi bir araştırmanın, metodolojik olarak kaç "insan" sorusunu cevaplayacak bir tasarım olması gerektiği unutulmamalıdır. Bu metodolojik sorun için "people-meter" cihazı, adına karşın tipik bir örnek oluşturacaktır. People-meter kutusu, insan izleyicisinin kaç kişi olduğunu ölçmez, bunun yerine izlendiği kabul edilen televizyon alıcısındaki "tunerin" hangi kanalda olduğunu tespit ederek "bu kanallara tune edilmiş kaç televizyon alıcısı olduğu" ölçülür. Hatta tam olarak ölçülen, hangi kanala "tune" edildiği dahi değildir. Örneğin AGB tarafından geliştirilen TVM2 model people-meter televizyon alıcısının tunerine takılan bir "sonda" aracılığı ile belirli bir frekansa (dolayısıyla kanala) ayarlamak için gerekli olan voltajı ölçmektedir. Voltaja ilişkin veri belirli bir kanala ilişkin program verisi olarak kabul edilmektedir. Halbuki her bir televizyon programı değişik kanallardan yayınlanabilir ve televizyon cihazı sahipleri değişik değişik programları değişik kanallarda "hafızaya" alabilir. Ayrıca bir televizyon programı, vericilerinin yayın frekanslarını çeşitli nedenlerle değiştirebilir. Bu sorunları çözmek için geliştirilen ve tunerin de people-meter içine dahil ederek kanal seçiminin people-meter aracılığıyla yapılması yöntemi ise, televizyon izleyicilerinin alışkanlıklarına müdahale olarak değerlendirilmiş ve denetim kuruluşlarınca tavsiye edilmeyen bir teknoloji olarak belirlenmiştir."
İşte tüm mesele buradadır. Örneklemin yarattığı temsiliyet hatalarının ve art niyetli ticari kişilerin "veri alma ve işleme" sürecindeki suç fillerinin çok ötesinde, "rating"in, teknik olarak, "kaç adet ve hangi tür insan kanalı izliyor" ile yakından uzaktan ilişkili olmamasıyla, belki de en temel olarak asıl bu yönü ile sorunludur.
Ayrıca, örneklemdeki hanelerin, people-meter cihazları konusunda eğitilmeleri ve bu hanelerdeki cihaz kutularının, "doğru" frekansları ölçmeleri ile ilgili teknik müdahale, birçok televizyon kanalının ve belediyenin ülkenin örneklem ailelerini de kapsayan birçok yöresinde sürekli olarak çok çeşitli nedenlerle vericilerinin frekanslarını değiştirmeleri nedeniyle oluşabilecek hata payını yok edemez. Örneklem içindeki hanelerin sürekli olarak bu yeni değişikliklere göre tanımlanmaları gereklidir ve bu da frekanslarla oynamaların, RTÜK'ten bile "gizlenerek" yapılması nedeniyle, imkânsızdır. Bu durumdaki teknik bir sorunla ilgili olarak, örneklem içinde sadece, diyelim beş hane olsa, bu tüm nüfusta yüz elli bin küsur televizyon izleyicisi demektir ki, bu da yüzde 3 "rating" (oran) puanı eder ve bazı durumlarda bir programın bir başkası ile değerlendirilmesinde önemli bir sıra farkı yaratabilir. Bu yazıda hiç değinmedik ama, bu tür sorunların yaratacağı sıralama farkları "share" (pay) puanlarında daha fazla puana tekabül ederek, asıl reklamveren için çok daha değerli olan "share" ölçümünü ve sıralamasını çok daha fazla hatalı olarak etkiler.
|