|
Yol üzerinde Bizans eserleri, çay bahçeleri, Osmanlı çeşmeleri, Sinan camileri, sahabe makamları ziyaretçi bekliyor. Bir de insanlar; nur yüzlü türbedarlar, çay ikram eden amcalar, kapı önü teyzeleri, deliler ve veliler... Yol rehberiniz bizden olsun.
Yürümeyi sevenler, yürürken de kedi gibi meraklı, kuş gibi özgür, su gibi akıcı olabilenler, yolları, bir eli asırlık taşlarda, kapı önündeki teyzelere gülümseyerek, sokağın delisini, velisini görerek aşabilenler, Edirnekapı'dan Ayvansaray'a inmeyi de sevecekler. Burası, adımları her seferinde aynı yerlere; sahil yoluna, Divanyolu'na, caddelere çıkanlar için alternatif bir yürüyüş güzergâhı. Surların içinde, surların dibinde olduğu halde biraz sapa kalıyor; ama tarihî, dinî ve kültürel bir atmosferden başka, mahalle hayatına yakından bir bakış, çay ikramları, sohbet ve acilen giderseniz dut ziyafeti vaat ediyor. Eksik olan tek şey; alışveriş merkezi, o da eksik olsun biraz. Şimdi hazırsanız yürümeye başlayalım.
Birinci adım: Edirnekapı'dan Ayvansaray'a inen yürüyüş güzergâhımız, Mihrimah Sultan Camii'nden başlıyor. Edirnekapı semtinde surların hemen yanında bulunan camiyi daha önce görmediyseniz yazık; çünkü uzunca bir süre daha göremeyeceksiniz. 1999 depreminde hasar gördüğü için başlatılan restore çalışmaları ne zaman biter bilinmez; ama "İlle de burada namaz kılmak isterim." diyenler için küçük bir bölüm ayrılmış. Şimdilik, camiye dışarıdan bakıp, Kanuni Sultan Süleyman'ı, kızı Mihrimah Sultan'ı ve tabii, Koca Sinan'ı yâd etmekten başka bir şey gelmez elinizden. Ama olsun, ilk adım sizi hayal kırıklığına uğratmasın, duraktaki otobüslerden birine binip uzaklaşmaya kalkmayın, beş dakika sonra ıhlamur ağaçlarının altında çay içiyor olacağız.
İkinci adım: Yolun karşısına geçtik, az aşağıya indik, kahverengi tabeladan saptık, Kariye Müzesi'ne doğru kıvrıldık. Köşeyi dönersek müzeyle karşılaşacağız; ama yün çırpan kadınlara cevap yetiştirmemiz, ayaküstü durup iki lafın belini kırmamız gerek. Sonra yerli turistin ıskaladığı, yabancı turistin daha ötesine gidemediği bir noktaya varacağız. Ulu ağaçlarla gölgelenmiş müze, son Bizans döneminin en görkemli resim koleksiyonuna, dünyaca ünlü fresklere, Hz. İsa ve Meryem'in tasvir edildiği mozaiklere sahip... Etrafında bir mahalle sessiz sakin dönüyor, restore edilmiş ahşap konaklar, asude bir hayatın son temsilcileri gibi nazlı nazenin süzülüyor. İnceden bir ıhlamur kokusu, yaz ortasında serin esinti, gelsin çaylar, gitsin çaylar... Heyy, yolun başındayız daha, toparlanın bakalım, gidiyoruz.
Üçüncü adım: "Ne vardı, az daha otursaydık avare." diyorsunuz, öyleyse bir kez de patatesli poğaçalarla gelin lütfen, şimdi soldan yukarıya doğru kıvrılıp Tekfur Sarayı'na çıkma vaktidir. Hafifçe yükselen yokuşu bitirip sağa dönüyorsunuz, bir yanınızdan surlar, bir yanınızdan sardunyalı, kedili pencereler, balkonlar, dışarıya masa atmış sohbet eden kadınlar akıp gidiyor, yürümeye alıştınız işte, kıvama geldiniz...
Çakır Ağa'dan bir çay için
Hoppala, asma altına oturmak da nereden çıktı yahu, Kariye'deki gizli bahçeden koparılmamın acısı mı çıkarılıyor yoksa! Bir bakalım neresiymiş burası; Çakır Ağa Çay Evi... Aslında geçip gidecektiniz; ama çay evinin sahibi 'Çakır Ağa' seslendi ardınızdan: "Çaylar benden." Surun dibine, asmanın altına dört tabure, bir tahta masa koydurdu üstelik, gel de eğleşme! Şehrin daha önce bilmediğiniz bir köşesinde, belki bir daha kolay kolay yolunuzun düşmeyeceği bir asma altında çay içmek hoş doğrusu; ama güzergâhın mihenk taşlarından biri az ileride; Bizans döneminden ayakta kalabilmiş tek saray, Tekfur Sarayı... 12. yüzyılda inşa edilen ve kralların taç giyme törenleri için kullanılan yapı, 18. yüzyılda bir süre çini ve cam atölyesi olarak kullanılmış. Saray hâlâ görkemli duruyor; ama önündeki tahta masalarda mahalle halkı piknik yapıyor bugün. Sarayın bir de gediklisi var; 'general' lakaplı bir adam, çöplerden topladığı kalemleri, dergileri ve bilumum ıvır zıvırı, bugüne kadar hiç müşteri çıkmadığı halde ısrarla satışa sunuyor. Mahalle halkı, yerli turiste pek aşina olmadığından belki, çocuklara şöyle sesleniyor: "Gidin, İngilizce konuşun biraz, ne öğrendiniz görelim hadi!"
|