09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
CUMA
Ayvansaray'dan İstanbul'un tarihine yolculuk
İstanbul'un pek güzel; ama aşina olduğu yürüyüş güzergâhlarının dışına çıkmak isteyenler Edirnekapı'dan Ayvansaray'a, yokuş aşağı tıngır mıngır inebilir.

Yol üzerinde Bizans eserleri, çay bahçeleri, Osmanlı çeşmeleri, Sinan camileri, sahabe makamları ziyaretçi bekliyor. Bir de insanlar; nur yüzlü türbedarlar, çay ikram eden amcalar, kapı önü teyzeleri, deliler ve veliler... Yol rehberiniz bizden olsun.

Yürümeyi sevenler, yürürken de kedi gibi meraklı, kuş gibi özgür, su gibi akıcı olabilenler, yolları, bir eli asırlık taşlarda, kapı önündeki teyzelere gülümseyerek, sokağın delisini, velisini görerek aşabilenler, Edirnekapı'dan Ayvansaray'a inmeyi de sevecekler. Burası, adımları her seferinde aynı yerlere; sahil yoluna, Divanyolu'na, caddelere çıkanlar için alternatif bir yürüyüş güzergâhı. Surların içinde, surların dibinde olduğu halde biraz sapa kalıyor; ama tarihî, dinî ve kültürel bir atmosferden başka, mahalle hayatına yakından bir bakış, çay ikramları, sohbet ve acilen giderseniz dut ziyafeti vaat ediyor. Eksik olan tek şey; alışveriş merkezi, o da eksik olsun biraz. Şimdi hazırsanız yürümeye başlayalım.

Birinci adım: Edirnekapı'dan Ayvansaray'a inen yürüyüş güzergâhımız, Mihrimah Sultan Camii'nden başlıyor. Edirnekapı semtinde surların hemen yanında bulunan camiyi daha önce görmediyseniz yazık; çünkü uzunca bir süre daha göremeyeceksiniz. 1999 depreminde hasar gördüğü için başlatılan restore çalışmaları ne zaman biter bilinmez; ama "İlle de burada namaz kılmak isterim." diyenler için küçük bir bölüm ayrılmış. Şimdilik, camiye dışarıdan bakıp, Kanuni Sultan Süleyman'ı, kızı Mihrimah Sultan'ı ve tabii, Koca Sinan'ı yâd etmekten başka bir şey gelmez elinizden. Ama olsun, ilk adım sizi hayal kırıklığına uğratmasın, duraktaki otobüslerden birine binip uzaklaşmaya kalkmayın, beş dakika sonra ıhlamur ağaçlarının altında çay içiyor olacağız.

İkinci adım: Yolun karşısına geçtik, az aşağıya indik, kahverengi tabeladan saptık, Kariye Müzesi'ne doğru kıvrıldık. Köşeyi dönersek müzeyle karşılaşacağız; ama yün çırpan kadınlara cevap yetiştirmemiz, ayaküstü durup iki lafın belini kırmamız gerek. Sonra yerli turistin ıskaladığı, yabancı turistin daha ötesine gidemediği bir noktaya varacağız. Ulu ağaçlarla gölgelenmiş müze, son Bizans döneminin en görkemli resim koleksiyonuna, dünyaca ünlü fresklere, Hz. İsa ve Meryem'in tasvir edildiği mozaiklere sahip... Etrafında bir mahalle sessiz sakin dönüyor, restore edilmiş ahşap konaklar, asude bir hayatın son temsilcileri gibi nazlı nazenin süzülüyor. İnceden bir ıhlamur kokusu, yaz ortasında serin esinti, gelsin çaylar, gitsin çaylar... Heyy, yolun başındayız daha, toparlanın bakalım, gidiyoruz.

Üçüncü adım: "Ne vardı, az daha otursaydık avare." diyorsunuz, öyleyse bir kez de patatesli poğaçalarla gelin lütfen, şimdi soldan yukarıya doğru kıvrılıp Tekfur Sarayı'na çıkma vaktidir. Hafifçe yükselen yokuşu bitirip sağa dönüyorsunuz, bir yanınızdan surlar, bir yanınızdan sardunyalı, kedili pencereler, balkonlar, dışarıya masa atmış sohbet eden kadınlar akıp gidiyor, yürümeye alıştınız işte, kıvama geldiniz...

Çakır Ağa'dan bir çay için

Hoppala, asma altına oturmak da nereden çıktı yahu, Kariye'deki gizli bahçeden koparılmamın acısı mı çıkarılıyor yoksa! Bir bakalım neresiymiş burası; Çakır Ağa Çay Evi... Aslında geçip gidecektiniz; ama çay evinin sahibi 'Çakır Ağa' seslendi ardınızdan: "Çaylar benden." Surun dibine, asmanın altına dört tabure, bir tahta masa koydurdu üstelik, gel de eğleşme! Şehrin daha önce bilmediğiniz bir köşesinde, belki bir daha kolay kolay yolunuzun düşmeyeceği bir asma altında çay içmek hoş doğrusu; ama güzergâhın mihenk taşlarından biri az ileride; Bizans döneminden ayakta kalabilmiş tek saray, Tekfur Sarayı... 12. yüzyılda inşa edilen ve kralların taç giyme törenleri için kullanılan yapı, 18. yüzyılda bir süre çini ve cam atölyesi olarak kullanılmış. Saray hâlâ görkemli duruyor; ama önündeki tahta masalarda mahalle halkı piknik yapıyor bugün. Sarayın bir de gediklisi var; 'general' lakaplı bir adam, çöplerden topladığı kalemleri, dergileri ve bilumum ıvır zıvırı, bugüne kadar hiç müşteri çıkmadığı halde ısrarla satışa sunuyor. Mahalle halkı, yerli turiste pek aşina olmadığından belki, çocuklara şöyle sesleniyor: "Gidin, İngilizce konuşun biraz, ne öğrendiniz görelim hadi!"

ÜLKÜ ÖZEL AKAGÜNDÜZ
26 Haziran 2009, Cuma
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
CUMABölümündeki Diğer Başlıklar
 Yaya kalan şehir: İzmir
 Hünerlerini duymayan kalmadı
 Sağlıklı yaşamak için bir de atalara kulak verin!
 Panoramik vapurla İstanbul keyfi
 40 bin kilometre yol kat etti Anadolu'nun seslerini topladı
 Teknoloji TİMleri iş başında
 Uçtu uçtu Galata Kulesi uçtu!
 Kültür Sanat Rehberi
 Sinema Rehberi
 Okuyun, izleyin, dinleyin
 Gençlerin yeni sığınma evleri AVM'ler
 Gökyüzünü Sünnet Gölü'nden seyredin
 Ünlüler ölmeden önce mutlaka ona uğruyor
 Kışın kilo vermek değil kilo almamak önemli
 Kadın mimarların tasarladığı camide emzirme odası da var çocuk parkı da
 Garip leylekler hastanesi tekrar açıldı
 Tadı damağınızda kalacak 10 farklı lezzet
 Kültür Sanat Rehberi
 Sinema Rehberi
 Okuyun, izleyin, dinleyin
 Osmanlı coğrafyasına vizesiz seyahat
 Adı da tadı da üç kuşaktır aynı
 İki padişah, 11 cumhurbaşkanı gördü
 Canı mantı çekene Hammur!
 Balkabağı da çekirdeği de çok faydalı

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2