|
Benzer şekilde, yaşadığımız ekonomik depremde en çok zarar gören işletmeler ve ülkeler, hazırlıksız ve zayıf yakalananlardır. Bu krizin parolası "ayakta kalmaktır". Birçok işletmenin "hak ile yeksan" olduğu bir dönemde, ayakta kalmayı başarabilenler, zaten kendiliğinden abideleşmektedir. Asırlık binalara ve şirketlere özenir dururuz; bilmeyiz ki bu çınarlar büyük depremlerden ve krizlerden arta kalanlardır. Krizler, bir bakıma, ihtiyatlı, dürüst ve hesaplı iş yapanların önlerinin açıldığı bir süreçtir. Bu krizde de herkes bir şeyler kaybetti, ancak bazı işletmeler var ki, bu krizden hatırı sayılır bir kazançla çıktı. Bu işletmelerin niteliği ve politikaları hepimizi ilgilendiriyor. Gözümüze çarpan uluslararası birkaç küçük ve büyük örnek, kriz bir musibetse, bin nasihat olarak önümüzde dimdik duruyor.
Krize bağışıklı işletmelerden birisi Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs'tır. Hissedarlarını ve çalışanlarını devamlı güldüren bu banka, bu krizden de hafif bir sarsıntıyla çıkmayı başardı. Devletten aldığı geçici yardımı ilk geri ödeyen bankalardan biri oldu. Ayrıca, temmuz ortasında yaptığı duyuru ile New York'tan Tokyo'ya herkesin gözlerini ovuşturmasına sebep oldu. Son çeyrekte Goldman tam 3 milyar dolar kâr açıkladı. Bu para, sadece üç ayda yapılan bir kâr! Uzun yıllar sektörün en küçük bankalarından birisi olmasına rağmen, Goldman kârlılık bakımından sektörün hep üstünde olmuştur. 1996-99 arası, Goldman % 50 kâr kazandırırken, kriz ortasında bile % 19 kâr elde etti. Bankanın uzun dönem kâr ortalaması % 20'dir. Kriz esnasında, rakiplerinin zayıflaması veya iflas etmesi bankayı daha güçlendirmiştir. Birçok kişi bunu, bankanın çalıştırdığı kişilerin üstün kalitesine bağlamaktadır. Zaten, banka, personeline gözü gibi bakmaktadır. Bu senenin ilk yarısında çalışanlara yapılan ödemelerin toplamı 11,4 milyardır. Churchill, "Geleceğin imparatorlukları, beyin imparatorlu olacak." diyor. En büyük sermayesi "beyin gücü" olan Goldman bir meritokrasidir; yani bir nevi yetenek imparatorluğu. Goldman'dan emekli olan veya ayrılan kişiler adeta kapışılmaktadır. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, New York FED Başkanı Stephen Friedman, New Jersey Valisi John Corzine, George Bush'un hazine bakanı Hank Paulsen, Bill Clinton'ın hazine bakanı ve Citibank'ın eski başkanı Robert Rubin, eski New York Borsası başkanı ve Merill Lynch'in eski müdürü John Thain, izlenme rekorları kıran CNBC'nin Mad Money program yapımcısı Jim Cramer ve daha birçok iş dünyası yıldızı bu bankadan neşet etmiştir. Böyle güçlü "mezunlar" pek tabii bankaya önemli bir çevre de sağlamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, başarılı kurumlar, başarılı insanların başının üstünde dikilmekte, başarılı insanlar da başarılı kurumların çatısı altında neşvü nema bulmaktadır.
Birkaç senedir dünyanın ABD ekonomisinden ayrıştığına dair ortalıkta birtakım iddialar vardı. Bunun henüz vaki olmadığını gözlerimizle gördük. Ancak, ülkeler olmasa da şirketlerin kaderi vatanlarından ayrışma işaretleri göstermektedir. Özellikle de çokuluslu şirketlerin. Ülkemizin medarı iftiharlarından Ülker, çikolata devi Godiva'yı satın alarak artık bir ülkenin veya bölgenin ekonomik kaderine bağımlı olmaktan çıkmış; ancak dünya olayları ile sınırlı bir firma haline gelmiştir. Malumunuz, Ülker - Zaman Ekonomi Editörü Turhan Bozkurt'un deyimiyle- "çikolata sektörünün Mercedes'i" Godiva'yı kriz ortamında zapt etti. Pazarlıklar aşamasında küresel krizin çıkması ve kredi sıkışması yaşanması, finansal yatırımcıların çekilmesine neden olmuş ve Ülker'in önünü açmıştır. Murat Ülker'in "kaşıkçı elmasına" benzettiği bu eşsiz mücevher, ABD, Japonya, Batı Avrupa ve Pasifik'te bir numaradır. Ülker de Ortadoğu, Avrupa, Rusya ve Türk cumhuriyetlerinde benzer konuma sahiptir. Onların kuvvetli olduğu pazarlar ile Ülker'in kuvvetli olduğu pazarlar birbirini tamamlamaktadır. Kriz ortamında stratejik olarak devşirilen Godiva, küresel ekonomik krize rağmen geçen yıl yüzde 6,5 büyüdü. Şirket, bir önceki sene yaklaşık 470 milyon dolar olan cirosunu 500 milyon dolara çıkardı. Ülker, ayrıca Godiva'nın sağladığı prestij ile yurtdışından artık çok kolay yönetici transfer edebilir hale geldi. Krizle gelen bu fırsat, dünyayı Ülker'in ayakları altına serdi. Ülker ve Türkiye için macera daha yeni başlıyor. Şimdi Çin, Rusya ve Hindistan'da yüz milyonlarca yüksek gelirli müşteri Ülker'e el sallıyor. Aynı şekilde, Batı'nın değişik sektörlerdeki birçok "kaşıkçı elması", hem de kelepir fiyatlara, Ülker benzeri yeni Fatihlerini bekliyor. Stanfordlu Paul Romer boş yere, "Esas felaket, bir krizi fırsata dönüştürememektir." demiyor.
|