Esasen karar sürpriz değildi. Bir önceki duruşmada, mahkemeye çağrıların TBMM Başkanlığı aracılığıyla tebliğ edilmesine karar verildiğini hatırlarsak, çağrıya rağmen gelmeyen milletvekillerinin zorla getirileceği yolunda karar çıkacağı zaten bekleniyordu.
Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri, sorunları masaya yatırıp bir an önce çözüm yolları aramak yerine, sorunları ötelemek ve bir kriz çıkıncaya kadar sorun yokmuş gibi davranmak. Milletvekillerinin polis zoruyla mahkemeye getirilmesi meselesinde de aynı sıkıntı yaşanıyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu 199. maddesine göre, kendilerine davetiye tebliğine rağmen mahkemeye gelmeyenler mahkeme kararıyla zorla getirilirler. Zor kararını uygulayacak olan emniyet makamlarıdır, mahkemenin verdiği kararı uygulamak zorundadırlar. Aksi hal cezai sorumluluğu gerektirir. Şimdi bugüne kadar ötelenmemesi gereken sorun ciddi bir krize dönüşmüştür. Bir tarafta milletvekili dokunulmazlığı, diğer tarafta mahkemenin zorla getirme kararı. Bir yanda TBMM Başkanı Şahin'in "İçişleri Bakanlığı veya Emniyet Genel Müdürlüğü'nün nasıl hareket edeceğine karışamam ama Meclis Başkanı olarak bu Meclis'te hiç kimseye milletvekili vermem, polise milletvekili teslim etmeyiz, asla izin vermeyiz, buradan milletvekili alamazlar." açıklamaları, diğer yanda İçişleri Bakanlığı'nın takınacağı tavır. Tam bir kriz. Mesele bu aşamaya gelmeden çözülmediğine göre bundan sonrası için neler yapılabilir sorusuna cevap aramak gerekiyor.
Sorunun Anayasa'dan kaynaklandığında kuşku yok. Ama mesele tümden anayasa değişikliğine endekslenerek beklenemeyeceği de açık. 30 Aralık tarihine ertelenen duruşmanın bir gün öncesine kadar bir çözüm üretilemezse Türkiye yeniden, Meclis bahçesinden olmasa da sokaktan veya evlerinden milletvekillerinin polis zoruyla götürülmelerine sahne olabilir. Bu durum demokratik açılım yolunda mayınların patlaması anlamına gelecektir ki mayınlı yolda yürüyenleri tereddüde düşürecek ve kimisinin geri adım atmasına neden olabilecektir.
Kanaatimizce dokunulmazlık konusunu düzenleyen Anayasa'nın 83. maddesi acilen değiştirilmelidir. Darbe dönemi ürünü bu Anayasa'nın "ancak" kavramıyla başlayan istisnalarından olan "ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14'üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır" kuralının muğlaklıktan kurtarılarak yeniden düzenlenmesi gerekir. Ağır cezalık suçüstü halinin değerlendirilmesinde sorun yaşanmamaktadır ama 14. maddeye atıf sorunludur. Esasen bu madde kendi içinde de çelişkilidir. Bu çelişkiyi dikkate alarak bir ara çözüm de aranabilir. 14. madde şöyledir: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." DTP milletvekilleri hakkında seçimden önce açılan davalar mahkemece bu madde kapsamında değerlendirildiği için dokunulmazlıktan istisna tutulmakta ve yargılamaya devam edilmektedir. Oysa açılan davalar hukuk önünde henüz bir iddiadan ibarettir. Sanıkların suçlu olup olmadıklarına yargılama sonunda karar verilecektir. 83. maddede dikkatlerden kaçan şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez. Bu cümleden hareketle anayasa koyucunun iradesi yorumlandığında, haklarında kesinleşmiş ceza hükmünün infazının milletvekilliğinin sona ermesine kadar ertelenmesi zorunlu iken, henüz kovuşturma aşamasında olan ve sonuçta 14. madde kapsamında olup olmayacağı, olsa da mahkumiyet kararı verilip verilmeyeceği belirsiz bir davanın üyelik sıfatının sona ermesine kadar ertelenmemesi hukuken tutarsızdır. Kesinleşmiş cezada uygulanan dokunulmazlığın, henüz kovuşturma aşamasında uygulanmaması 83. maddenin hukuka aykırı bir çelişkisidir. Yargı organlarının farklı yorumlarına sebep olan bu maddenin değiştirilmesi
Türkiye demokrasinin çıtasını yükseltmekte, hukukun üstünlüğünü sağlamakta kararlı ise, 'polise milletvekili teslim etmem' türü keyfiliği ve çatışmayı çağrıştıran açıklamalar yerine, TBMM'de çare üretilmelidir. Öncelik anayasa değişikliği olmakla birlikte bu sağlanamayacaksa, Anayasa Komisyonu toplanarak 83. maddenin gayeye uygun bir yorumla nasıl anlaşılması gerektiği konusuna bir açıklama getirebilir.