09.09.2010, Per

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

RAMAZAN

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EKLER


BÖLGESEL

 
 
 

 Yorumlar

[Yorum - İhsan Işık] Kriz doları tahtından indirdi mi?
Amerika küresel krizde önemli yaralar alsa da, hâlâ dünya ekonomisinin dörtte birine, dünya ticaretininse üçte birine hükmetmektedir. Dünyadaki toplam döviz rezervlerinin yaklaşık % 70'i dolar cinsindedir. Doların en yakın rakibi Euro ise döviz rezervlerinin % 25'ini oluşturur.

Uluslararası ticaretin en önemli kalemleri (petrol, bakır, kahve ve enerji) dolar üzerinden alınır satılır. Hemen hemen her ülkede dolar, Coca Cola ile beraber en tanınan Amerikan markasıdır. Yaklaşık 60 yıl önce uluslararası rezerv para olma özelliğini İngiliz Poundu'ndan devralan Amerikan Doları, son günlerde zor anlar yaşamaktadır. Artık saltanatı sorgulanır hale gelmiştir. Bütün dünyadan maliye bakanları ve finans otoritelerinin katıldığı İstanbul toplantılarında dolar önemli bir gündem maddesiydi. İstanbul'da nükseden kaygılara karşı, Amerikan Hazine Bakanı Tim Geithner, "Uluslararası camianın rahatsızlığını anlayışla karşılıyoruz, ancak herkes müsterih olsun, Amerika sorumluluğunun bilincindedir." demiştir. Ancak, o günden bu yana doların düşüşü durmamış, geçen hafta son bir yıldaki en düşük noktasını kaydetmiştir. Dolarda görülen bu hızlı düşüş, doğudan batıya herkesi alarma geçirmiştir. Özellikle Çin bu durumdan çok rahatsızdır. Çin'in bugün elinde Türkiye ekonomisinin takriben üç katı büyüklüğünde (2,3 trilyon dolar) döviz rezervi bulunmaktadır ve bunun %70'i dolar cinsindendir. Çin'in birikimlerinin geleceği Amerikan'ın inisiyatifindedir. Bu yüzden, mart ayında Çin Başbakanı Wen Jibao "Amerika'dan rica ediyorum, lütfen kredisini muhafaza etsin, sözlerini tutsun ve Çin'in dolar varlıklarının güvenliğini garanti etsin!" demiş ve ABD'yi insaflı olmaya davet etmiştir. Benzer şekilde, işgal altındaki Irak dahil birçok merkez bankası döviz rezervlerini çeşitlendirmeyi düşündüklerini belirtmiştir. Şimdilerde birçok mahfilde, doların yerine yeni adaylar tartışılmaktadır. Dolar zengini Çin'in hâlâ uykuları kaçıyor ki, Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaouchuan, G-20 toplantıları öncesinde dünya ülkelerine dolar yerine IMF'nin kullandığı yapay para birimi SDR'yi önermiştir. Bazılarına göre ise, doların tahtına en önemli rakip hızla değerlenen genç Euro'dur. Ayrıca, uzun zamandan beri güvenilirliğini ispat etmiş olan Japon Yeni, Avustralya Doları ve İsviçre Frankı da tahtın yeni adayları arasındadır. Bazı iyimserlerin adayıysa, son yılların büyüme rekortmeni Çin'in para birimi yuandır. İdealistler için, tek bir dövizin "diktatörlüğü" yerine, önemli para birimlerinden oluşan bir döviz sepetinin "oligarşisi" en evla sistemdir.

yeni kral arayanların haklı sebebi var...

Amerikan ekonomisi zor günlerden geçiyor. Uzun yıllar cari açık veren Amerika, dışarıya devamlı net dolar ihraç etmiştir. Kriz esnasında, para arzının içte ve dışarıda hızla artışının, doları çoktan pul değerine indirmesi gerekirdi. Ancak özellikle Çin, Japonya gibi ülkeler ve OPEC gibi kuruluşlar güçlü doları tercih etmektedirler. Güçlü dolar demek, Amerikalıların daha çok dışarıdan mal alabilmeleri demektir. Bu yüzden bu ülkeler, yıllardır yüksek miktarda dolar satın alarak, hep doları desteklemişlerdir. Yalnız Amerikan Merkez Bankası ekonomik krizden çıkmak için faizleri neredeyse sıfıra indirmiştir. Bu, doların getirisinin düşmesi ve uluslararası yatırımcıların başka alternatifler araması demektir. Bütün bu şartlar muvacehesinde, dolar uluslararası para birimi olma özelliğini sürdürebilecek midir? Kanaatimiz -bütün yanlış sebeplerden dolayı- doların bir müddet daha sefa süreceğidir. Zira, bu alanda sultan olmak öyle kolay değildir. Küresel rezerv para olmak için ilk önce büyük ve açık bir ekonomi, çok gelişmiş ve likiditesi bol mali piyasalar, konvertibl ve herkes tarafından kabul gören, uluslararası ticarette büyük işlemleri çevirebilen bir para birimi olmak gerekmektedir. Ayrıca, siyasi istikrar, uzun geçmişli ekonomik büyüme rekoru ve küresel olarak önem arz etme gibi nitelikler de rezerv para olmak için ön koşullardan bazılarıdır.

Bahsi geçtiği gibi, dolara en önemli rakip Euro'dur. Avrupa ekonomisi birlikten tam 50 yıl sonra nihayet Amerikan ekonomisini yakalamıştır. Piyasaları gelişmiş ve derindir. Parası konvertibl (değiştirilebilir) ve saygındır. Yalnız bütün bu olumlu özelliklere rağmen, sorun Avrupa'nın politik ve ekonomik istikrardan yoksun olmasıdır. Avrupa sorunlu bir aileyi andırmaktadır. Anayasasının hâlâ geleceği meçhuldür. Körfez krizi göstermiştir ki Avrupa içerisinde her an bir çatlak söz konusudur. Ayrıca, İngiltere gibi önemli bir ülkenin, bir türlü Euro takımına alınamaması büyük bir handikaptır. Euro, ayrıca rezerv paranın diğer bir ön şartı olan askerî ve politik pazı gücünden yoksundur (aslında AB'nin sırf bunun için bile Türkiye'ye çok ihtiyacı var). Ayrıca, Euro bölgesi ayrıcalıklı bir kulübü andırmakta ve büyümemektedir; zira giriş ve çıkış şartları çok zordur. Tahvil piyasaları hâlâ bölünmüştür. Bu kriz göstermiştir ki, Avrupa iyi bir nihai kredi mercii değildir; Letonya ve Macaristan gibi kriz mağdurları bu zor günlerinde yapayalnız kalmıştır. Ya IMF ya da Amerika bu ülkelerin yanında olmuştur. FED diğer ülkelere 600 milyar doları aşan takas işlemleri yoluyla yardıma koşmuştur. Dolayısıyla, Euro hâlâ bölgesel bir para birimidir ve bu krizdeki hatalarıyla küresel para birimi olma şansını önemli ölçüde kaçırmıştır.

PROF. DR. İHSAN IŞIK ROWAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
24 Ekim 2009, Cumartesi

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Levent Köker] Referandumdan sonra...
 [Yorum - Şenol Kaluç] Aleviler de bunları biliyor...
 [Yorum - Ali Yurttagül] Reform paketine "evet" AB süreci için önemli
 [Yorum - Richard Falk, David Krieger] Ortadoğu'da nükleer tehlikeler ve fırsatlar
 [Yorum - Naci Bostancı] O gün sorulsaydı hangi oy diye
 [Yorum - Recep Kaymakcan] Çoğulcu din öğretimi mümkün mü?
 [Yorum - Didier BilIion] Irak fiyaskosundan çıkarılacak bazı dersler
 [Prof. Dr. İbrahim Özdemir] Referandum, Demokratik Kültür ve Üniversiteler
 [Yorum - Hatem Ete] BDP'nin boykot kararı ne anlama geliyor?
 [Yorum - Yıldız Ramazanoğlu] Hrant Dink Müdafaası
 [Yorum - Muhammed Nureddin] Türkiye'yi şişeye sokma amaçlı Amerikan girişimi
 [Yorum - Ahmed Tibi] Netanyahu'ya baskı Ortadoğu'da barışın temel şartı
 [Yorum - Prof. Dr. Osman Çakmak] Referandum, üniversite reformu ve Ergenekon
 [Yorum - Nazife Şişman] Hatırlama, unutma ve mübarek günler
 [Yorum - Cüneyd Altıparmak] Referandumda eksen kaydırma cürümü
 [Yorum - Jeff Randall] Tony Blair: İtiraf et ve önle
 [Yorum - Cüneyt Toraman] HSYK, vesayeti bırakmak istemiyor...
 [Yorum - Atilla Yayla] Hayır, Türkiye demokrasisini geliştirir mi?
 [Yorum - Hüseyin Yayman] BDP'nin 'boykot'u ve Türkiye'nin düzeni!
 [Yorum - Eser Karakaş] Referandum ve yargı
 [Yorum - Mahmut Arslan] Sivil toplum örgütleri referandumun neresinde?
 [Yorum - İbrahim El Beyumi Ganim] Türk laikliğinin büyük trajedisi
 [Yorum - Hüseyin Şubukşi] Çok şekerli Türk kahvesi
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Polemiğin ötesindeki referandum
 [Yorum] Savaştan sonra Irak

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1