Belgenin aslı, soruşturmayı yürüten savcıların elinde. 2003 yılından itibaren askerî bir darbe ile meşru TC hükümetini devirmeyi amaçlayan, bu amaçla cunta oluşturanlar Silivri'de yargılanırken, yeni bir suç delilinin, hem de orijinalinin ele geçirilmiş olması çok önemli bir gelişme. Demokrasinin ve hukuk devletinin kökleşmesi, bu belgelerin deşifre olmasıyla doğrudan bağlantılı.
Islak imzalı orijinal belgeyi Genelkurmay Başkanlığı'nın üç defa istediği ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca gönderilmediği haftalık basın toplantısında kamuoyuna şikayet edildi. Kamuoyunun kafasını karıştıracak bu açıklamalar, kurumsal olarak hem orduyu hem de yargıyı yıpratıyor. Devletin kurumları arasında uyuşmazlık ve güvensizlik olduğu konuşuluyor. İşin hukukî boyutunu, hukuken olması gerekeni ve gerekçelerini toplumun ayrıntılarıyla bilmesi mümkün değil. Hiçbir kişi ve kurumun yargıya emir ve talimat veremeyeceği ilkesini şimdilik tedavülden kaldırıp, 'Genelkurmay istemiş savcılık nasıl vermez' diye yorumlayan sözde hukukçular bile var.
Olaya hukuk penceresinden baktığımızda, demokrasiye müdahale belgesini suç delili olarak soruşturmayı yürüten savcılığın muhafaza etmesi gerektiğinde tereddüt yok. Ceza Muhakemesi Kanunu 123. maddesi, ispat aracı olan delil ve belgelerin soruşturmayı yürüten savcılık tarafından muhafaza edileceğini düzenler. Suç Eşyası Yönetmeliği de, başsavcılıklar nezdinde oluşturulan 'Emanet Memurluğu'na suç delili olan eşya veya belgenin mühür altında teslim edileceğini ve muhafaza edileceğini öngörmektedir. Başka kurumlara veya mahkemelere belge orijinalini gönderme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Aynı belge başka bir suçun ispat vasıtası olarak başka bir makam tarafından değerlendirilecek ise aslını muhafaza eden savcılıktan tasdikli suretini ve varsa kriminal raporunu almakla iktifa edecektir. Yasal düzenleme bu yönde olmasına karşın belgenin aslının gönderilmemesini, idarî soruşturma ve askerî savcılık soruşturmasının sonuçlandırılmamasına gerekçe göstermek hukukî dayanaktan yoksun bir açıklamadır.
Darbe soruşturmasının askerî yargının görev alanına girmediğinde de tereddüt yoktur. Esasen askerî mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı gerçeği bu vesileyle tekrar gündeme getirilmeli ve yargı reformu kapsamında bu konu yeniden düzenlenmelidir. Samet Kuşçu olayı hatırlardadır. 1958 yılında ordu içinde bir cuntanın darbe hazırlığı yaptığını zamanın milli savunma bakanına bütün ayrıntılarıyla ihbar eden Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu ve ihbar ettiği dokuz subay hakkında askerî savcılık soruşturma başlatmış, darbeci dokuz subay askerî mahkemece suçsuz bulunarak ihbar eden hapis cezasına çarptırılmıştır. Suç işleyen değil, suçu haber veren cezalandırılmıştır. 'Suçsuzdur' denilen dokuz subay, iki yıl sonra 27 Mayıs 1960 kanlı darbesini gerçekleştirenler arasında başroldeki yerlerini almışlardır.
SONUNUZ SARIKAYA GİBİ OLUR!
Dört yıl önce Şemdinli olaylarında da benzerine şahit oldu Türkiye. Şemdinli'de Umut Kitabevi'nin bombalanması olayı. Atılan bomba sonucu bir vatandaş ölmüş, sanık astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz, otomobil içinde vatandaşlar tarafından yakalanmıştı. Savcı Ferhat Sarıkaya, soruşturma sonucu düzenlediği 100 sayfalık iddianamesiyle, sanıkların cezalandırılmasını isterken, jandarma içindeki hukuk dışı yapılanma ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'a kadar uzanan örgütlenme iddialarının soruşturulması için de Genelkurmay Askeri Savcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu. Sivil mahkeme sanıklara 39'ar yıl hapis cezası vermesine rağmen, davanın askerî mahkemeye intikaliyle sanıklar serbest kaldılar ve halen görevlerine devam ediyorlar. Bu defa ceza yiyen, suçu ihbar eden değil, soruşturmayı yürüten savcı Ferhat Sarıkaya oldu. Meslekten ihraç edildi, avukatlık yapma hakları da elinden alındı.
Ferhat Sarıkaya olayı, dört yıldan beri darbe heveslilerince sivil yargı üzerinde baskı aracı olarak kullanıldı. 'Darbecilerin üzerine giderseniz sonunuz Ferhat Sarıkaya gibi olur' söylemleri açıktan ifade edildi. Buna rağmen cesur savcı ve hâkimlerin darbecileri yargıladığı bir döneme geldik. Askerî yargının varlığı ve görevini sürdürmesinde bugünün komuta kademesini sorumlu görmek haksızlık olur. Bu konuda Meclis gereken düzenlemeleri yapmalı. Ancak Samet Kuşçu'dan Şemdinli'ye bunca kötü örnekten sonra, 'darbecileri barındırmama' sözü veren Genelkurmay'ın, belgenin aslını sivil yargıya bırakarak darbeci subayları ordudan temizlemesi gerekmiyor mu?