|
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki cunta oluşumunda adı kamuoyuna yansıyan ilk isim Sarp Kuray'dı. 1945'te Boyabat'ta doğan Kuray'ın babası eski Ankara valilerinden Enver Kuray'dı. Sarp Kuray, 1966'da deniz subayı olarak Bahriye'de görev yapmaya başladı. 1968 ve 1969'da yayımlanan iki 'subay bildirisi' sebebiyle 1970 yılında tutuklandı; yargılama sonucu ordudan atıldı ve hapis cezası aldı. 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu ve yurt dışına gitti. Son olarak 1993'ten bu yana yargılandığı davada müebbet hapis cezası alıp cezaevine girdi. Sarp Kuray'ın Bahriye'deki eylemleri yönetirken 69 Subay Bildirisi'ni kamuoyunun çok yakından tanığı bir isim kaleme almıştı. Asker kökenli bir sosyalist olan Kuray, hazırlanacak bildiri için kalemi kuvvetli bir subay aramış, eylemci subaylar, edebiyatı güçlü, şiir yazan bir subayı, Ali Kırca'yı önermişti. Şimdilerin 'anchorman'ı Kırca, meşhur '69 Subay Bildirisi'ni kaleme alan kişiydi.
O bildiri şöyle başlıyordu: "Halkımıza bildiririz! Senden yana olanları bir bir vurmaya başladılar. Yiğit halkım. Önce Vedat'ı öldürdüler. Alacakaranlıkta. 'Bağımsız Türkiye' demişti Vedat. Sonra Mehmet'i vurdular, sonra Taylan'ı. 'Türk halkı ezilmekten kurtulsun.' demişti Taylan'la Mehmet. Sonra bir gece bir başka Mehmet, sonra bir gece bir yiğit Battal. Sandılar ki, durdururuz ihanet barikatlarıyla bu coşkun seli." Ve şu cümlelerle sona eriyordu, genç denizcilerin bildirisi: "Ne değişir, isterse kesilsin devrimcilerin başları birer birer. Oysa bir yasadır bu, mümkünü yok! Devrimciler ölür, devrimler sürer."
Silahlı Kuvvetler'in darbe ve cunta oluşumu tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, hiç de yadsınamayacak bir rol üstlendi. Toplumu şekillendirmeye yönelik ve psikolojik operasyonların yakın tarihteki merkezi ya da uygulayıcıları hep bahriyeliler arasından çıktı. Bundan 13 yıl önce, tarihe 'postmodern darbe' olarak geçen 28 Şubat sürecinde siyaseti şekillendiren ve demokrasiye müdahale eden en önemli gruplardan biri kuşkusuz bahriyelilerdi. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın emrinde faaliyet gösteriyordu. Fikir babası ise Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'di. Batı Çalışma Grubu, irticai faaliyet içerisinde olduğunu iddia ettiği kişilere karşı tedbir amacıyla kurulmuş, 28 Şubat sürecinde 6 milyona yakın insanı fişlemişti. Yasa dışı kurulan bu kurum Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu hükûmet döneminde yasal zemine taşındı. 2003 yılında ise dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök tarafından lağvedildi. BÇG'nin, 27 Mayıs darbesindeki Millî Birlik Komitesi ve 12 Eylül darbesindeki Millî Güvenlik Konseyi'nden farkı, müdahaleden önce ve ona zemin hazırlamak üzere illegal kurulmuş olmasıydı.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde çalışan Batı Çalışma Grubu vasıtasıyla toplum maniple ediliyor; başta kara propaganda olmak üzere psikolojik operasyonlar bu birim tarafından yapılıyordu. Tüm planlarda denizcilerin imzasını görmek mümkündü. Fadime Şahin'ler, Ali Kalkancı'lar, pompalı silahla darbe yapılacağı şayiaları BÇG üretimi haberler arasında akla ilk gelenler.
BÇG adına bahriyelilerin hazırladığı bir rapor da Mart 2003'te Zonguldak Karadeniz Ereğlisi'nde ortaya çıktı. Tüm mahalleler, cami ve okullar ile kamu kurumlarında çalışan hemen herkes fişlenmişti. Rapora, başta dönemin Zonguldak Valisi Yavuz Erkmen, yetkililer tepki göstermişti. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karadeniz Bölge Komutanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda hazırlanan raporlarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in yanı sıra bölge milletvekilleri Köksal Toptan ve Fazlı Erdoğan'ın da zikredilmesi dikkat çekiciydi.
Karadeniz Bölge Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma Güvenlik Şube Müdürü Deniz Binbaşı İsmail Tümer'in kaleme aldığı dört sayfalık istihbarat raporunda AK Parti yönetimi 'fabrikayı (demir çelik) ve şehri ele geçirmek'le suçlanıyordu. AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte Ereğli Demir-Çelik fabrikalarının yönetim kurulu üyelerinin tamamının değiştirildiği kaydediliyordu. Yönetime getirilen üç kişinin Başbakan Erdoğan, ikişer kişinin Dışişleri Bakanı Gül ve Devlet Bakanı Şener'e yakın isimler olduğu ileri sürülüyordu. Binbaşı Tümer'e göre, borsada işlem gören Erdemir hisselerinin son zamanlarda değer kaybetmesinin sebebi de AK Parti yönetimiydi. Tümer, şirketin değer kaybetmesinin ardından 'yeşil sermaye' olarak tanımladığı grupların eline geçmesinden duyduğu endişeyi dile getiriyordu. Raporda, Erdemir'in özelleştirme kapsamındaki limanı satın alacak grubun birkaç sene içinde Koç ve Sabancı gibi büyük holdinglere rakip olabileceğinden kaygılanılıyordu. BÇG'nin "Karadeniz Ereğli'deki İrticai Kadroların Çalışmaları Hakkında" başlığını taşıyan raporuna göre, ilçede altı mahallede Kılık Kıyafet Kanunu'na muhalefet ediliyordu.
|