06.09.2010, Pzt

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

RAMAZAN

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EKLER


BÖLGESEL

 
 
 

 Yorumlar

[Yorum - Reşat Petek] Adalete atılan el bombası
Pimi çekilmiş el bombasını askerin eline verip dört askerin şehit olmasına neden olan sanık subay 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmış.

Geçen haftanın telekulak tartışmaları arasında kamuoyunda yeterli tepki görmeyen Askeri Mahkeme kararına karşı ölen askerlerden Şehit Piyade Çavuş İbrahim Yaman'ın annesi Nuriye Yaman "Bu kadar ucuz mu imiş askerlerin şehit olması? Biz bunu vatani görevine teslim ettik. Ben verilen cezayı hiç uygun bulmuyorum" diyor. Şehit Piyade Onbaşı İbrahim Öztürk'ün babası Hacı Öztürk ise karardan kesinlikle memnun olmadığını belirterek, "4 tane şehidin olmasına karşılık ömür boyu hapis bekliyordum" derken, Şehit Piyade Er Mesut Bulut'un babası Sinan Bulut da, Ölümler böyle basitse herkes herkesi öldürebilir. Büyük balık küçük balığı yutuyor misali. Biz kendimizi savunamıyoruz. Devlete güvendik. Devlet de bizi savunamayacağına göre bizim devlete güvencimiz azaldı. Kararı temyize göndereceğiz. Sonuna kadar davacı olacağız.. İstediğimiz ceza müebbet hapis. Gereken de buydu zaten. Olaylar göz önünde. Biz inşaatlarda çalışarak yetiştirdik, tırnağı taşa değsin istemedik. Devlete teslim ettik. Devlet de böyle ederse işte devlete güvencimizin nasıl sarsılacağı işte sonradan belli olur" diyerek tepkisini gösteriyor.

Bir mahkeme kararını sadece mağdur tarafın tepkileriyle değerlendiremeyiz elbette. Ancak pimi çekilmiş el bombasını, nöbette uyumanın cezası olarak askerin eline veren ve 45 dakika elinde bomba yardım isteyen, yalvaran yakaran askere kurtuluş yolu göstermeyip üç arkadaşıyla birlikte ölüme gönderen sanık subayın eylemini basit bir kaza gibi gören mahkeme kararının hukuki dayanaklardan yoksun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Karar hukuka uygun değildir. Vicdanları rahatsız etmiştir. Şehit olan asker yakınlarını isyan ettirmiştir. El bombasının pimini çeken el dört askeri şehit ederken, mahkemenin kararı da adaleti derinden yaralamıştır.

Mahkemenin vereceği hiç bir karar elbette ölenleri geri getirmez ama adil bir karar hem mağdurları hem de kamu vicdanını tatmin ederdi. O zaman yüreği yanan analar babalar, `adalet yerini buldu bizim yüreğimiz yandı başkalarının yanmasın` diyerek devlete ve adalete duydukları güvenle acılarını hafifletebilirdi. Ama olmadı böylesine vahim bir eylem basit bir trafik kazası gibi taksirle işlenmiş bir suç olarak görüldü. Şehit babasının yukarıya alıntıladığımız açıklamasındaki mesajlar zihinlere yer edip unutulmaması gerekiyor. Birincisi insan öldürmenin bu kadar basit olduğu algısı, ikincisi de devlete güvenin sarsılması sonucu tepkinin nasıl olacağı ve nerelere kadar varabileceğinin sorgulanır hale gelmesi. Yani mağdurların ihkakı hak yolunu düşünür hale gelmeleri.

BİLİNÇLİ TAKSİR DEĞİL OLASI KAST VARDIR

Mahkeme sanık teğmenin eylemini bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçu kabul etti. Olayın hukuki tavsifinin aydınlanabilmesi için önce ceza hukukunda yer alan ¨kast¨, ¨olası kast¨ , ¨taksir¨ ve ¨bilinçli taksir¨ kavramlarından ne anlaşıldığını birer cümle açıklamalıyız. Kast, bir suçun bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kişi gerçekleştirdiği eylem ile kanunda tanımlanan suçun unsurlarının oluşacağının bilincindedir ve eylemini bu bilinçle ve iradesiyle yapar. Olası kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesidir. Kast için bilmek, olası kast için öngörmek söz konusudur. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleşmesidir. Bilinçli taksir ise, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesidir.

Dava konusu olayda sanık bir subaydır. Askeri eğitim almış, suçta kullanılan el bombasının teknik özelliklerini ayrıntılarıyla bilen bir kişidir. Pimi çekilince patlayacağını bilmektedir. Pimin tekrar takılma olasılığının olmadığını, pimi çekilince mutlaka patlayacağını, bombanın mandalını bıraktıktan 3-5 saniye sonra infilak ederek çevresinde belirli bir çap içinde insanları öldüreceğinin bilincindedir. Olay kısa bir zaman diliminde gerçekleşmiş de değildir. Saniyeler veya birkaç dakika değil 45 dakika gibi bir uzun bir süre, bilinçli bir şekilde pimi çekilmiş bomba ile askerin bekletilmesi söz konusudur. Bu arada kurtuluş için asker yalvarmakta ama sanık, infilakı önlemek için hiçbir çaba sarfetmemektedir. Bomba patladığında en azından bombayı elinde tutan askerin öleceğini öngörmektedir ve fiili işlemeye devam etmektedir. Öngördüğü neticeyi istememiş olsa geçen sürede askeri yönlendirip, insanların bulunmadığı bir sahaya bombayı fırlatmasını sağlayarak ölümlere engel olmak sanığın iradesiyle sağlayabileceği bir sonuç olmasına rağmen sanığın bu iradi hareketi yapmaması, öngördüğü ölüm sonucunu istediğini göstermektedir. Eylemde tartışılması gereken taksir veya bilinçli taksir değil, kast veya olası kastdır. Kasten veya olası kast ile dört kişiyi öldürme eylemi gerçekleşmiştir. İster kast ister olası kastın varlığı kabul edilsin sanığa verilmesi gereken ceza müebbet hapistir.

Reşat Petek - Emekli Cumhuriyet Başsavcısı
25 Kasım 2009, Çarşamba

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder  | Yazdır
 
YorumlarBölümündeki Diğer Başlıklar
 [Yorum - Nazife Şişman] Hatırlama, unutma ve mübarek günler
 [Yorum - Cüneyd Altıparmak] Referandumda eksen kaydırma cürümü
 [Yorum - Jeff Randall] Tony Blair: İtiraf et ve önle
 [Yorum - Cüneyt Toraman] HSYK, vesayeti bırakmak istemiyor...
 [Yorum - Atilla Yayla] Hayır, Türkiye demokrasisini geliştirir mi?
 [Yorum - Hüseyin Yayman] BDP'nin 'boykot'u ve Türkiye'nin düzeni!
 [Yorum - Eser Karakaş] Referandum ve yargı
 [Yorum - Mahmut Arslan] Sivil toplum örgütleri referandumun neresinde?
 [Yorum - İbrahim El Beyumi Ganim] Türk laikliğinin büyük trajedisi
 [Yorum - Hüseyin Şubukşi] Çok şekerli Türk kahvesi
 [Yorum - M. Naci Bostancı] Polemiğin ötesindeki referandum
 [Yorum] Savaştan sonra Irak
 [Yorum - Adnan Süer] Bağımsızlığının 19. yılında Özbekistan
 [Yorum - Bülent Keneş] İç içe geçmiş karalama kampanyası ve referandum süreci
 [Yorum - Prof. Dr. Garip Turunç] Türkiye'ye Türkiye'den bakmak
 [Yorum - Hüseyin Bayçöl] Bir oportünizm örneği olarak sivil dikta söylemi
 [Yorum - Herkül Millas] İnanç ve okul kitapları
 [Yorum - Muhammed El Semmak] ABD'de İslam'a karşı nefret kampanyası
 [Yorum - Fethi Turan] Hangi Kürtler?
 Fox News ve Rupert Murdoch'un merceğinden İslam
 [Yorum - Selçuk Gültaşlı] Yunanistan, darbecileri ile nasıl hesaplaştı?
 [Yorum - Dr. Bekir Çınar] Terörün sonunu getirecek tek şey...
 [Yorum - Alexandre Adler] Barack Obama: Sükûnetin ardından fırtına mı geliyor?
 [Yorum - Ahmet Kurucan] Vatandaş mısın, Müslüman mı?
 [Yorum - Prof. Dr. Veli URHAN] Türk siyasetinde özlenen düzey ve kalite
İftara Ne Kadar Kaldı?

İftar:   Sahur:

www.BankAsya.com.tr


                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge1