Abdi İpekçi'nin eşi Sibel ve kızı Nükhet, Uğur Mumcu'nun çocukları Özgür ve Özge, savcı Doğan Öz'ün eşi Sezen ve kızı Bengü'nün de aralarında bulunduğu isimler, Dink davasında 12. duruşmanın yapıldığı mahkemeye yürüyerek gitti. Ortak açıklamayı ise edebiyatçı Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali okudu. "Sürekli can alınan bir ülkede yaşayanların çoğalttığı bir aileyiz." diyen Ali, cinayetlerin ardındaki örgütlenmenin ortaya çıkartılması çağrısında bulundu. 1978'de Ergenekon'u ilk kez gündeme getiren savcı Öz'ün eşi Sezen Öz ise ulaşılamaz denilen noktaya ulaşılmasını umut ettiklerini vurguladı ve uyardı: "Bunlarla yüzleşilmezse yeni cinayetler işlenir."
Faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybeden mağdurlar, Hrant Dink davasının 12. duruşmasından önce Beşiktaş İskelesi önünde toplandı. Duruşma öncesinde yapılan basın açıklamasına Abdi İpekçi'nin karısı Sibel ve kızı Nükhet İpekçi, Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür ve kızı Özge Mumcu, 1979'da Ergenekon örgütünü ilk kez gündeme getiren Savcı Doğan Öz'ün eşi Sezen ve kızı Bengü Heval Öz, Umut Kaftancıoğlu'nun oğlu Ali Naki ve gelini Canan Kaftancıoğlu; Nesimi Çimen'in sanatçı oğlu Mazlum Çimen; şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok; Yasemin Cebenoyan'ın kardeşi Cüneyt Cebenoyan ve Metin Göktepe'nin ablası Meryem ve ağabeyi İbrahim Göktepe katıldı. Basın açıklamasını ise edebiyatçı Sabahattin Âli'nin kızı Filiz Âli okudu. Açıklamada, "Biz, Hrant Dink'in derin ailesiyiz. Hrant'ın arkadaşları bugün bize izin verdiler. Onların yerine biz konuşacağız. Biz buraya Arat, Delal ve Sera'nın kardeşleri olarak geldik. Sabahattin Âli cinayetinden beri defalarca ezber ettiğimiz bu tür örgütlü siyasi cinayetlerin nasıl örtbas edildiklerini bir daha hatırlamaya geldik. Suçluların korunup kollanmasında ne kadar çok resmi sıfatlı kişinin seferber olduğunu gördük. Bu görüntüler nedeniyle bizim gözümüzde devlet defalarca aşağılanmış oldu. Bundan daha büyük bir aşağılanmanın, daha ağır bir hakarete uğramanın olabileceğini düşünmüyoruz." denildi.
Açıklamanın ardından Hrant Dink'in eşi Rakel Dink, Doğan Öz'ün karısı Sezen Öz ve Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi kol kola yürüyerek, Beşiktaş'taki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne yürüyen gruba önderlik etti. Hrant Dink'in eşi Rakel Dink "Her şeyin ortaya çıkması için itiraflar şart. İkrar, tövbe ve özür olmadıkça bu ülkeye kurtuluş gelmez.'' ifadelerini kullanırken, Savcı Doğan Öz'ün eşi Sezen Öz, şu görüşü dile getirdi: "78'den itibaren yaşadığım bir olay ve süreç. Artık vicdani bir muhasebe yapsın da bu işe karışanlar, o teşekkülü ortaya çıkarsınlar, anlatsınlar, bildiklerini söylesinler. Rakel'in söylediği gibi itiraflar olduğu zaman rahatlayacağız. Anlatılsın ve bu kurum yok olsun. Tanık durumundayız şimdi. Süreçten ne çıkaracaklarını bekliyoruz. Umudumuz, esas o ulaşılamaz dedikleri noktaya ulaşılması. O zaman ülkenin tarihe yeniden temiz bir görünüşle çıkması, devletin yeni baştan ayıklanması söz konusu olacak. Bu cinayetlerle yüzleşilmezse, bu, kara leke olarak devam eder, gider. Yeni cinayetler de devam eder. Onun için bu artık bu kadar kalalım. Gerçekler ortaya çıkarılsın. Siyasi ve adli erkler, hatta yürütme erki elinden geleni yapmalı. Türkiye'nin en önemli sorunu bu."
Demokrat Yargı: Dink cinayeti davası yargı yoluyla aklamaya dönüşmesin
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in hunharca katledilmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Ancak açılan davada, zanlı, azmettiriciler ve bağlantılarına ilişkin onlarca delil olmasına rağmen henüz bir ilerleme kaydedilemedi. Bu durum, Dink cinayetinin de Doğan Öz, Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetleri gibi karanlıkta kalacağı endişelerine yol açtı. Bu endişeyi taşıyan kesimlerin başında Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı) geliyor. Hâkim ve savcıların üye olduğu dernek, 'siyasi cinayetleri' Türkiye'deki demokrasinin önündeki en büyük engel olarak görüyor.
Demokrat Yargı Yönetim Kurulu'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Türk siyasetinin demokrasiyi imkânsızlaştıran veya öteleyen tarihinin", Ümit Kaftancıoğlu, Abdi İpekçi, Doğan Öz, Uğur Mumcu, Musa Anter, Mustafa Özbilgin ve Hrant Dink gibi isimlere yönelik "karanlık suikastlarla" anıldığı ifade edildi. Bu cinayetlere yönelik soruşturmaların "olağanüstü kayıtsız ve ilgisiz" biçimlerde yürütüldüğü belirtildi. Ardından şu uyarı yapıldı: "Hrant Dink'in son halkasını oluşturduğu cinayetlere yönelik soruşturma ve yargısal kovuşturmaların olağanüstü kayıtsız ve ilgisiz biçimlerde yürütüldüğüne ilişkin isyanların duyulmaması, hatta Doğan Öz cinayetinde olduğu üzere çeşitli devlet birimlerinin katkısı ve yargı yoluyla açık bir aklamaya dönüşmesi, 'siyasi' sorunun çok daha ciddiyetle ele alınması gerekliliğini dayatmaktadır."